Dünyanın En Güzel Arabistanı Şiirlerindeki Erkek Egemenliği – Şahnaz Civelek*

Kadın, erkek arasındaki biyolojik farklılığın dışında, onların kadın ya da erkek olmasına toplumun yüklediği anlam toplumsal evrim sürecinde rolünü almıştır. Bu bağlamda kadın ve erkeğe toplumca biçilen roller de sürekli olarak ve kültürden kültüre değişmekle birlikte, değişmeyen bir şey vardır: toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Eşitsizlikten kasıt aşikardır ki, erkek egemen anlayışın hakimiyetidir. Bu anlayışın Turgut Uyar?ın şiirlerinde de gerek söylem gerekse de kadın erkek ilişkilerinin ele alış biçimi açısından varolduğu görülmektedir.

?Ben yılmam taş çekerim çamur kararım ben.
Senin de gürül gürül saçların var nasıl olsa? ,
(Denize Gidip Dönen Mavilerin Bire İndirgenen Üçlüğü-129)

Dizelerde görüldüğü gibi erkeğe çalışmak kadına ise güzellik atfedilmiştir. Oysaki kadın ve erkeğin toplum içindeki yerlerinden kaynaklanan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde, bu cinslerin üretim sürecinde üstlendikleri görev ve maddi üretime yaptıkları katkıların büyük etkisinin olduğu yadsınmamalıdır. İnsanlarla üretim araçları arasındaki ilişki insan ilişkilerini de etkilemiştir. Üretim araçlarından yoksun olan kimse ile üretim araçlarına sahip olan bir kimse arasındaki ilişkiler, eşitlerin karşılıklı ilişkisi olamaz; üretim araçlarından yoksun olan kişi, ancak bu araçlara sahip olan kişinin egemenliğini kabullenerek yaşamını sürdürmektedir.(2) İşte buradaki egemenlik, Turgut Uyar şiirlerinde erkek egemen biçimde karşımıza çıkmaktadır. Erkeğin hakim kültürünün içine kadın hiçbir zaman girememiş, bir meta olmaktan öteye gidememiştir. Bu makalenin amacı Turgut Uyar?ın Dünyanın En Güzel Arabistanı şiirlerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretircesine, kadını ele alış biçimini değerlendirmektir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Şiirlere Yansıması

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği (Gender inequality); gruplar, topluluklar ve toplumlar içinde kadın ve erkeklerin sahip olduğu güç ve saygınlık farklılıklarıdır.(3) Connell?ın ortaya attığı hegemonyacı erillik kavramı burada devreye girmektedir toplumsal cinsiyet hiyerarşisi içerisindeki baskın erillik biçimine göndermede bulunan bu kavramda bahsedilen ?baskın? kelimesi kadın erkek ilişkileri bağlamında erkeğin baskınlığıdır. Erkeklerin ellerinde tuttukları toplumsal gücün toplumsal cinsiyet eşitsizliğine katkısıyla ilgilenen Connell, ?? dişiliklerin tümünün hegemonik erilliğe göre ikincil konumlarda oluştuğunu ileri sürer.?(4) İkincil konumdaki kadın erkeğe göre şekil alır. Connell?ın saptamalarından yola çıkarsak toplumun şu anki yapısına da baktığımızda kadın boyun eğen, çocuk bakandır. Yine bir sınıflamaya gidilecek olursa genç kadınlar cinsel isteklerin gidericisi olarak görülürken daha yaşlı kadınlara çocuk bakıcılığı görevi verilmiştir. Bu bağlamda Turgut uyar?ın Geyikli Gece?deki şu dizeleri savımı kanıtlar niteliktedir:

? Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum,
iyice kurulamıyorum saçlarını??
(Geyikli Gece -111)

Burada kadının konumu oldukça sorunludur. Bir erkek (Turgut uyar) onu kendi için yıkamaktadır. Burada ?yıkamak? sözcüğü ıslaklıkla ilintili olarak cinsel bir çağrışım yapmaktadır. Üstelik bu cinsellik erkeğin hazzı çerçevesinde sunulmaktadır. Dizelerin içeriksel çözümlemesi yapıldığında bir erkeğin kendi için bir kadını yıkaması, hiç kuşkusuz kadının erkek için dizayn edilmiş bir meta olduğunu gösterir.
?Yeşil Badana?da Kurtulmak? şiirinde de benzer dizelere yer veren Turgut uyar, bu kez şöyle der;
? Degas?nın bir kadını, belli öpülmüş sevilmiş kandırılmış,
Ama, sonra da yıkanmış Bursa havlularıyla kurulanıyordu.?
(Yeşil Badana?da Kurtulmak-175)?

?Adamlar kadınları alıp Arabistan?a götürürlerdi balkonlu evlere koyarlardı gündüz işlerinde güçlerinde onların evlerde beklediğini düşünüp hızlanırlardı onları kucaklarlardı. Çocuk yaptırırlardı onlara??
(Bir kantar memuru için İncil -151)

Bu dizelere baktığımızda da görüyoruz ki Nilay Özer?in de belirttiği gibi ?evde erkeğini bekleme, cinsel cazibe sahibi olma, çocuk doğurma gibi görevler yüklenen? bir kadın imgesi çıkıyor karşımıza.(5) Ancak Özer, tartışmalı olan bu kadın imgesini, Uyar?ın kurtuluş bulma mücadelesi içerisinde, yeterince değerlendiremediği ya da geri plana atmış olduğu yönünde iki ihtimal üzerinde duruyor. İşte burada asıl çelişki göz ardı edilmektedir. İkinci plana atılmış bir kadın nasıl kurtuluş umudu olabilir ki? ?Uyar?ın cinsellikten beklediği ve sözünü ettiği kurtuluş pek çok eleştirmen tarafından da dile getirilmiştir. Fethi Naci, ? O Korkak Geyik Yavrusu Bayram Arifesi başlıklı yazısında ? Turgut Uyar sürekli olarak bu temayı işler, döner dolaşır buna gelir. Hep bir kadınla kurtulmak umudundadır? der?.(6) Fakat Turgut Uyar kurtuluş umduğu kadını şiirlerinde öyle bir resmetmektedir ki, kadın adeta sadece onun için varolmuş, kadının güzelliği ve erotizmi içinde sıkışıp kalmıştır:
?Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi?
(. Geyikli Gece- 112)

?Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk?
(Geyikli Gece- 113)

? Dedim ki ne iyi bu kadınlar gece yarısında
Etleri var beyaz gergin sıcaklığı var öp öp ısın?
(Atlıkarınca -172)

?Ya da evde kalıp kocaman kalçalı kadın resimleri yapıyorum
da hoşuma gidiyor?
(Yeşil Badanada Kurtulmak 174)

? Bir adamın bakışı size
Bir kadının kalçasını oynatması size?
(Ölümlü Yaşamaya Hergünkü Çağrı- 179)

Buradaki söylemler yine toplumsal cinsiyet eşitsizliğine katkıda bulunmaktadır. Güzellik ve çirkinlik ya da cinselliğe ilişkin yaygın algılar, belirli türden bir dişiliği ortaya çıkarmak üzere erkeklerce kadınlara kabul ettirilmektedir. Örneğin; ? ince bir bedeni erkekler hakkında sevecen, bakıp beslemeye yönelik bir tutumu vurgulayan toplumsal ve kültürel ölçütler, kadınları ikincil oluşunu sürdürmeye yardımcı olur.?(7)
Uyar?a göre, bu özellikleri barındırmayan kadın ise muhtemelen çocuklu olacaktır. ?Akçaburgazlı Yekta?nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmundur? şiirinde Uyar, çocuksuzluğa önemle vurgu yapmıştır. Fırat Caner?in doktora tezinde belirttiği gibi şiirdeki Sinan ile Gülbeyaz?ın çocuksuz oluşları, onların ?tam bir aile olmadığı anlamına gelmektedir?(8) .

?Birlikte yaşıyorlardı, çocuksuzdular.
Birinin adı Gülbeyaz’dı, o kadındı, öbürünün adı Sinan’dı, o erkekti.
?
Ben otuzunda Yekta’ydım. Serin minderleri vardı, Ben, Akçaburgaz’lı Yekta, Cahil çocuksuz, bunları
pek hoş bulurdum.?
(Akçaburgazlı Yekta’nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmurdur – 134,140)

Kadın çocuksuz olması durumunda cinsel dürtülerin giderilmesinde hedef iken çocuklu kadın kutsal sayılmıştır. Bu bağlamda özellikle kadın için cinselliğin katı bir biçimde bastırıldığı, yaşanmaması ya da gizli yaşanma gerekliliği yaptırımının uygulandığı toplumlarda kadınların evlenerek çocuklu olmasını, onları bir ?cinsel obje? olarak görülmesinden biraz olsun uzaklaştırıldığı varsayılmaktadır. Yani Connell?ın belirttiği gibi hegemonik erilliğin önemli bir bütünleyicisi olan ?vurgulanmış dişilik? burada ?annelik? ile pekiştirilerek sunulmuştur. Anne olan kadın bu kez çocuğa bakmakla yükümlüdür. Belki cinsel olarak meta olmaktan çıkacaktır fakat iş hayatına da aynı paralelde uzaklaşacaktır. Bu da daha önce de belirttiğimiz gibi, kadının üretim sürecindeki üstlendiği görevin azalması dahilinde, erkeklerin maddi üretime yaptıkları katkı ile aradaki uçurumu iyice arttıracak ve insan ilişkilerinde temel olan bu ekonomik güç, erkek egemenliğini bir kez daha üstün kılacaktır.

Uyar?ın şiirlerinde dilin erkek egemen özelliği fazlasıyla göstermektedir;

?Ben Azra?yım bak dedi
Kadınım seninleyim istersen al dedi
Almadım?
(Bir Kantar Memuru İçin İncil-147)

Görülen o ki kadın edilgen, erkek ise etken konumdadır. Kadın erkek için hazır durumdadır, onun için vardır. Erkek ise seçim yapan, isteyen ya da istemeyendir. Bunun yanında şiirlerde sıklıkla karşılaşılan bir diğer sorun da kadın ile erkek arasındaki işbölümünün eşitsizliğidir. Kadına toplum tarafından çocukların bakımının yanı sıra ev işleri de dayatılmakta ve bu normalleştirilmektedir;

?Sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
Sen bir onu yap bak göreceksin.?
(Büyük Ev Ablukada -187)

Bu erkek egemen söylemin karşısında ikinci plana itilen kadın adeta erkeğin mutluluğu ve ailenin devamı için var olmaktadır. Plötz de, kadınlara yönelik cinsel içerikli ayrımcı sözcüklerin erkek egemen bir yaşama dünyasında sıklıkla ve her ortamda duyulduğunu vurgulayarak ?kadınlar ve toplumda ve kilisede susar, çocuklar her yerde olsunlar ama konuşmasınlar? gibi erkek egemen söylemlere dikkat çekmektedir.(9)

Sonuç olarak cinsler arasındaki ayrımcılığın sanatta da kendini göstermekte olduğunu görmekteyiz. Aslında burada Marx?ın ?alt yapı üst yapıyı belirler? savına dikkat çekilmelidir. Marx?a göre alt ve üst yapıdan oluşan toplum ve bunlar arasındaki etkileşim sonucunda her zaman ekonomik ilişkiler ve üretim biçimlerinin tümünü kapsayan alt yapı; din, sanat, bilim, ahlak, kültür kurumlarından oluşan üst yapıyı belirlemektedir. Yani kapitalist toplum içerisinde maddi hayattaki üretim biçimi ve buna bağlı olarak da yerleşen eşitsiz dağılım, kendini toplumda da göstermiş ve kadın erkek ayrımcılığı dahil olmak üzere her alanda eşitsizliğin nedeni olmuştur. Sanat gibi alanlar da bundan payını almıştır. Bunun yanı sıra sanat, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini toplumsallaştırmada da bir hayli etkili olmaktadır. Uyar?ın şiirlerinde de karşılaşılan bu eşitsizlik, kaynağını içinde bulunduğu toplumdan almakta ve ayrımcı söylemlerle bunu topluma tekrar aktararak bir kısır döngüye neden olmaktadır.

Şahnaz Civelek
Kocaeli Üniversitesi, Gazetecilik- Felsefe Bölümü, Lisans Öğrencisi.

Notlar
(1*) Şahnaz Civelek, Kocaeli Üniversitesi, Gazetecilik- Felsefe Bölümü, Lisans Öğrencisi.
 (2 ) George Politzer, Felsefenin Temel İlkeleri, (çev: m. Andros), Sol Yayınları, Ankara, 1969, s. 263.
 (3) Antony Giddens, Sosyoloji, (hazırlayan: Cemal Güzel), Ayraç Yayınevi,Ankara, 2005,4.baskı, s.283.
 (4) A.g.e., s.121
 (5) Nilay Özer, Turgut Uyar Şiiri Üzerine Genel Bir Değerlendirme, Merdiven Şiir İçinde, bahar 2008
 (6) A.g.e.
 (7) Antony Giddens, Sosyoloji, (hazırlayan: Cemal Güzel), Ayraç Yayınevi,Ankara, 2005,4.baskı,s. 115
 (8) Fırat Caner, Turgut uyar?ın Huzursuzluğu, Doktora Tezi, Bilkent Üniversitesi, Ankara 2006
 (9) İmran Karabağ,Dil ve Şiddet, ikaros Yayınları,İstanbul, 2010, s.26

Şahinaz Civelek Hakkında Kısa Bilgi
1990 tarihinde İstanbul?da doğdu. Kocaeli Üniversitesi felsefe ve gazetecilik bölümlerini bitirdi. Kocaeli TV isimli yerel kanalda haber editörlüğü, Birgün Gazetesi’nde muhabirlik ve TRT’de stajyer muhabirlik yaptı. Yazdığı birçok eleştiri yazısı “Sinemasal Dünya” isimli internet sitesinde yayınlandı.

Dünyanın En Güzel Arabistanı Şiirlerindeki Erkek Egemenliği – Şahnaz Civelek*” üzerine 2 yorum

  1. Şahnaz Hanım yazınızı baştan sona severek okudum. Turgut Uyar şiirlerindeki “Kadın erkeği mutlu etmek için yaratılmış ikincil bir varlıktır” temasını iyi etüt edip doğru sonuçlara varmıştır. Lakin çağlar öncesinden itibaren pek çok toplumda görülen araerkil düzeni bir anda yıkabilmek o kadar da kolay bir durum değil. Siz de takdir edersiniz ki Fransız İhtilali’ne kadar bırakın kadın haklarını, erkek hakları diye bir şey bile söz konusu değildi. Pek çok toplum “Soylular ve Köleler

  2. Şahnaz Hanım yazınızı baştan sona severek okudum. Turgut Uyar şiirlerindeki “Kadın erkeği mutlu etmek için yaratılmış ikincil bir varlıktır” temasını iyi etüt edip doğru sonuçlara varmıştır. Lakin çağlar öncesinden itibaren pek çok toplumda görülen araerkil düzeni bir anda yıkabilmek o kadar da kolay bir durum değil. Siz de takdir edersiniz ki Fransız İhtilali’ne kadar bırakın kadın haklarını, erkek hakları diye bir şey bile söz konusu değildi. Pek çok toplum “Soylular ve Köleler” olarak 2 gruba ayrılmıştı. Normal bir yaşayışa sahip halkın bile hakları sınırlıydı. Kölelerin hiçbir hak talep etme hakkı yoktu. Yani yüzyıllarca süren “İnsan eşitsizliği” durumu söz konusuydu kadın-erkek farkı göz edilmeksizin. Elbetteki fiziksel olarak kadına oranla daha güçlü olan erkekler sadece hayatta kalma mücadelesinin yapıldığı dönemlerde çalışıp, üretmek zorundaydı. Hayat şartlarının şimdiye nazaran çok daha çetin olduğu dönemlerde doğal olarak yaradılış gereği daha güçlü olan erkekler dışarıda çalışıp evine bakmak, kadınlar ise o evi korumakla sorumluydu. Bu kadın-erkek ayrımından ziyade doğanın kanunuydu. Zira diğer canlılarda da durum böyledir. Ancak teknoloji geliştikçe yapılan işler de kolaylaşmaya, daha çok beden ihtiyacı gerektiren işler azalmaya, beynin kullanılmasını gerektiren işler artmaya başladı. Ve bu sayede kadın-erkek eşitsizliği de azalma eğrisine doğru yönelmeye başladı. Bilgisayarlar, son teknoloji makinalar sayesinde artık kadınlarda eksik olan fizik gücü yerine kadınlarda da yeterince olan beyin gücü kullanılmaya başlandığı için artık pek çok sektörde kadın eleman istisdamı yaşanıyor.

    Kadın ve erkeği cinsel yönden ele alırsak yine çağlar öncesine gitmemiz gerekir. Dünyanın en eski mesleği olarak tabir edilen ve kadınların vücutlarını pazarlayarak para kazandığı dönemler günümüzde de devam etmekte. Beynini kullanmak yerine vücudunu kullanarak kolay yoldan para kazanan kadınlar yok olmadığı müddetçe, cinsel açıdan kadın-erkek arasında fark olmaya devam edecektir.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Sanatı anlamak ve anlamlandırmak üzerine – Serkan Fırtına

Sanat akımlarına geniş bir çerçevede yaklaşan yapıt tüm türlerin kısa analizlerini yapmakta ve görsel malzemeler ile anlatılan konular desteklenmektedir. İzmler...

Kapat