Dinlenme Diyalektiği

DİNLENME DİYALEKTİĞİ
Hemen herkes kalabalık masalarda bulunmuş, bu masalarda sık ortaya çıkan kısa sessizlik anlarını bozmak için yeni bir konu açma tedirginliği, huzursuzluğu ve sıkıntısı yaşamıştır. Bu anlar aslında masadaki hiç kimsenin konuşmadığı anlar değil, tam aksine herkesin aynı anda konuştuğu ve kimsenin (kişinin kendisini de dahil) birbirini dinlemediği en gürültülü anlardır. O zaman böyle anlarda yeni bir konu açma girişiminde bulunmak, aslında sessizliği bozmak için değil gürültüyü kesmek için yapılır. Bu içsel bir gürültüdür. O zaman yalnızca gürültü ve sessizlik değil, içsel gürültü, içsel sessizlik, dışsal gürültü ve dışsal sessizlik söz konusudur. İçsel gürültü ile dışsal sessizliğin aynı şey olduğunu söylemiş olduk. O zaman şimdi de dışsal gürültü ile içsel sessizliğin aynı şey olduğunu söyleyelim. İçsel sessizlik ölümdür. Ya da yalnızca insanın ölmesi ile ortaya çıkabilecek bir durumdur. Uyku esnasında rüyalar gördüğümüze göre, düşünme ya da içsel gürültü uyku safhasında da var demektir. Peki bunun dışsal gürültü ile aynı anlama gelmesi ya da aynı şeyi ifade etmesi ne demektir? Dışsal gürültü ölümdür, ne demektir?
Dışsal gürültü de tıpkı içsel gürültü gibi kişinin kendisini de dahil, kimseyi dinlemediği bir durumdur. “Dinlemeye değer hiçbir şey yoktur”. Hatta kendini bile dinlemek anlamsızdır. Başkasını dinlemek düşünceye hazırlık, kendini dinlemek düşünmektir. “Düşünmek anlamsızdır”. Ama düşünmek yaşamak demektir. “Yaşamak anlamsızdır”. Dışsal gürültü varsa yaşam ve insan ölmüştür. Peki neden mi yaşıyoruz? “Ölmek anlamsızdır”. Ah postmodern insan..
Masamıza geri dönelim. Oluşan sessizliği neden bozmak isteriz? İçsel gürültüyü bozmak isteriz çünkü. Sessizlik esnasında ya da içsel gürültü esnasında kafamızdan birbirini hızlıca takip eden bir sürü şey geçer. Geçişler o kadar hızlı ve anidir ve birbirinden o kadar bağlantısızdır ki, yoruluruz. Dinlenmek için birbirini belli bir düzen içerisinde takip eden düşüncelere ihtiyacımız vardır. Bunları konuşamıyorsak da en azından dinlemeye ihtiyacımız vardır. Dinlemek, hem konuşmayı dinlemek hem de dinlenmektir. Konuşmak, hem başkalarınca dinlenmek hem de dinlenmektir. Masamızdayız. Sessizliği bozmak için ortaya bir konu atarız. Bir süre sonra dinlenemediğimizi hatta daha da yorulduğumuzu hissederiz. Dinlenmek (hem dinlenmek hem de kendimizce dinlenmek) için tekrar susarız. Kısa süre sonra daha da arttığını hissettiğimiz yorgunluğumuzu atmak için tekrar ortaya bir konu atarız. Olmuyor, bir türlü dinlenemiyoruz. Gidip uyusak mı?
***
Neden kitap okuruz? Kitap okumak dinlendirir belki de. Her kitabı değil ama bazı kitapları okurken rahatlarız, mutlu ve sağlıklı hissederiz. Dinlendiğimizi hissederiz. Çünkü bizi dinlendiren kitaplardaki düşünceler hızlı ve ani, birbirleri ile bağlantısız değildir. Bağlantısız olduğunu fark edersek yorulmaya başlarız, kitap sıkıcı deriz, bazen de tesadüfen doğru olarak kitap yorucu deriz. Bir kitap yorucuysa, ya kitaptaki düşünceler bağlantısız, düzensizdir ya da bağlantıyı ve düzeni anlamıyoruzdur. Ki bu durumda da kitaptaki düşüncelerin bizim için düzensiz ya da bağlantısız olduğu ortadadır. Eğer kitaptaki düşünceler bağlantısız ve düzensizse kitabı bırakırız çünkü yoruluruz. Ama kitaptaki düşünceler bağlantılı ve düzenli olmasına rağmen biz bağlantı ve düzeni yakalayamadığımız için yoruluyorsak iki türlü davranabiliriz: Ya yine kitabı bırakırız çünkü yorucudur, ya da kendi zihnimizi geliştirme yoluna gideriz ve bize ilk anda düzensiz ve bağlantısız gelen düzen ve bağlantıları anlamaya çalışırız. Bu sanılanın aksine yorucu değildir. En yorucu gözüken en dinlendiricidir. En dinlendirici gözüken en yorucudur.
Kitap okurken yazarla konuşuruz. Yazara sorular sorarız. Yazar da bize sorular sorar. Bizim sorularımızın en azından bir kısmı yazar tarafından cevaplanır. Biz yazarın cevaplarını duyarız. Yazarın da bize sorduğu soruların en azından bir kısmını biz cevaplarız. Ama bizim cevaplarımız yazar tarafından duyulmaz. Okur, cevapları duyulmayana, yazar, cevapları duyulana denir. Okur, yazarın ona verdiği cevapları ve onun yazara verdiği cevapları başkalarıyla paylaşabilir. Yazar ise, hem okura verdiği cevapları ve okurun ona verdiği cevapları hem de başka yazarların ona verdiği cevapları ve onun başka yazarlara verdiği cevapları başkalarıyla paylaşabilir. Okur, hem okurken hem de başkalarıyla paylaşırken dinlenir. Yazar, hem yazarken hem okurken hem de başkalarıyla paylaşırken dinlenir. Yazar hem okur hem yazardır. Ama okur hem yazar hem okur değildir. Dinlenmek için okumak ve okunanları paylaşmak gerekir. Daha çok dinlenmek için okumak, okunanları paylaşmak ve yazmak gerekir. Yazar, en çok dinlenen insandır. Okumak pratik bir eylemdir, okunanları paylaşmak daha pratik bir eylemdir. Yazmak ise en pratik eylemdir. Pratik dinlenmektir. En yorucu gözüken en dinlendiricidir, en dinlendirici gözüken en yorucudur.
***
Kitap okumak, yazarla konuşmaktır dedik. Yazmak ise kendi kendine konuşmaktır. Kendi kendine konuşmak, kendini dinlemektir. Kendini dinlemek dinlenmektir. En dinlendirici olan kendini dinlemektir. Kendini dinlemek içsel gürültüyü düzene sokmak, yok etmek demektir. İçsel gürültüyü yok etmek, dışsal sessizliği yok etmek demektir. Dışsal sessizliği yok etmek, onun ikamesi olan dışsal gürültüyü yok etmek demektir. Dışsal gürültüyü yok etmek yeniden canlanmaktır. Ölümden uyanmaktır. Yazmak ölümden uyanmaktır.
***
Neden yazarız? Yazmak en dinlendiricidir. En dinlendirici olan kendini dinlemektir. Kendini dinlemek, içsel gürültüyü düzene sokmak, yok etmek demektir. İçsel gürültü kendi gürültündür. Kendi gürültünü düzene sokmak kendinle en çok ilgilenmektir. Yazmak, en çok kendinle ilgilenmektir. Kendinle en çok ilgilenmek, başkalarıyla en çok ilgilenmektir. İçsel gürültüyü yok etmek, dışsal sessizliği yok etmektir. Dışsal sessizliğin ikamesi dışsal gürültüdür. Masada dışsal sessizlik, sokakta dışsal gürültüdür. Kendinle en çok ilgilenmek, dışsal gürültüyü yok etmektir. Kendinle ilgilenmek başkalarıyla ilgilenmektir. En toplumsal olan en bireyseldir. Yazmak en bireyseldir. Yazmak en toplumsaldır. En bireysel olan en toplumsaldır.
Yazmadan okumadan konuşmak, bilip bilmemekle ilgilenmemektir. Yazmadan okuyup konuşmak, bildiklerimizle ilgilenmektir. Yazıp okuyup konuşmak, bilmediklerimizle ilgilenmektir. Yazarken neyi bilip bilmediğimizi, bildiğimizi ne kadar bilip bilmediğimizi ortaya çıkartırız. Yazan, okuyan ve konuşan çok az şey bilir, okuyan ve konuşan biraz daha fazla bilir, konuşan her şeyi bilir. Konuşanın yeni bir şey öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Okuyup konuşanın bildiklerini öğrenmeye ihtiyacı vardır. Yazıp okuyup konuşanın bilmediklerini öğrenmeye ihtiyacı vardır. En bilgili görünen en cahildir, en cahil görünen en bilgilidir. En yorucu gözüken en dinlendiricidir, en dinlendirici gözüken en yorucudur.
***
Geriye saralım. Konuşmadan susmak yorucudur. Okumadan konuşmak yorucudur. Yazmadan okumak yorucudur. Konuşmak ve susmak arasında dinlenmeye çalışan insanların çağında yaşıyoruz. Okumak ve konuşmak arasında dinlenmeye çalışan insanlar olmalıyız. Ve nihayetinde yazmak ve okumak arasında dinlenmeye çalışan insanların olduğu bir dünya kurmalıyız. Hep yorulunan değil hep dinlenilen bir dünya kurmalıyız. Kurmak dinlendirici bir iştir. Dışsal sessizlik ya da içsel gürültüden kurtulmak için kafamızda kurmalıyız. İçsel sessizlik ya da dışsal gürültüden kurtulmak içinse dışarıda kurmalıyız. Kurmak için önce yıkmalıyız. Yıkmak dinlendirici bir iştir. En yorucu olan en dinlendiricidir, en dinlendirici olan en yorucudur…

Die nagende Kritik

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”