‘Beni öp sonra doğur beni’ dizesinin ardındaki hayat: Cemal Süreya

Türk şiirinin en önde gelen şairlerinden Cemal Süreya’nın bugün ölümünün 24’üncü yılı. Cemal Süreya şairin hayatının da şiire dahil olduğunu yazmıştı. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in ortaklaşa kaleme aldıkları Cemal Süreya biyografisi bu saptamadan yola çıkıyor. İşte trajediyi şiiriyle gölgeleyen şair Cemal Süreya’nın bilinmeyen hayatı.

?Şarin Hayatı Şiire Dair? isimli biyografiyi okurken farklı Cemal Süreyalar görüyoruz. Bir sayfada Kemalettin Tuğcu kahramanını anımsatırken diğerinde bambaşka bir kişilik sergiliyor. İşte tam da bu yüzden Tomris Uyar “Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır” diyor ve anlatıyor: “Evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam. ‘Akşamları biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı? dedim, ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. Sonraki gün altı buçuk? Normalde altıda gelirdi. Bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki-kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.”

Cemal Süreya şairin hayatının da şiire dahil olduğunu yazmıştı. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in ortaklaşa kaleme aldıkları Cemal Süreya biyografisi işte en çok bu saptamadan yola çıkıyor. Cemal Süreya’nın hayatının ve şiirinin ışıklarını birbirlerinin üzerine düşürüyor. Ama biyografi şairin hayatıyla şiirleri arasındaki kesişmelerin ötesine geçerek hayatın kendi şiirini arayıp buluyor. Ve bu büyük ?şiir”, şairin bütün şiirleri için bir kaynak niteliğine ulaşıyor. Okur; Cemal Süreya şiirinin köklerini, zarlarını ve döl yatağını görmeye başlıyor.

ÜÇ GÜN İÇİNDE TERK EDİN
Cemal Süreya’nın ‘şiir’inin çok önemli dizelerinden biri o daha doğmamışken yazılıyor. 1925’te, Şeyh Sait İsyanı’yla başlayan Kürt ayaklanmaları döneminde… Bu ayaklanmalardan dokuz yıl sonra çıkarılan bir kanunla Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere Türk göçmenler yerleştirilirken, Türklerin yoğunlukta oldukları bölgelere de 500 bin kişilik bir sürgün gerçekleştiriliyor.

Cemal Süreya’nın Erzincan’da yaşayan hali vakti yerinde ailesi de bu sürgünler arasındadır. Çünkü Süreya’nın ‘Demir Yumruk’ lakaplı amcası Memo, kendisini bir sebepten öfkelendiren valinin kafasına bir yumruk indirmiştir. Akşamında da haber gelmiş: ‘Üç gün içinde Erzincan’ı terk edin.’
Sürgün edilen aslında Memo ama kitapta da ifade edildiği gibi, ‘Cemal Süreya’nın babası Hüseyin Bey, Memo’nun sürgünü. ‘Çünkü ağabeyini yalnız bırakmak istemiyor.

MEÇHULE GİDEN BİN TREN
Bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla dolu? Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın ‘bütün hayatını etkileyecek, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcı’ ve ‘bir doğum anı’ olur.

Trenden Bilecik’te indiriyorlar. Bilecik halkı horlamak bir yana, bağırlarına basıyor sürgünleri; tepsi tepsi baklava börek taşıyorlar onlara.
Cemal Süreya, Kürt olduğunu yıllarca saklamaya çalışacak bu sürgün sonrasında. Bugun en saklı sayfalarına ulaşan dili konu buraya uzanınca tutulup kalacak, ancak çok uzun bir zaman sonra çözülebilecek. Bir patlama halinde “Her yerde Kürt ve sürgün olduğunu anlatacak. Oğlunun, nüfus kağıdında adı ‘Memo’ olarak yazılan tek Kürt olmasıyla övünecek. ‘Kadıköy’ün Kürdü’ diyecek ona.”

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ
Bilecik’e yerleşmelerinin altıncı günü annesi Gülbeyaz henüz 23 yaşındayken ölür. Küçücükken yoksun kaldığı anne kalbi, şairi belki de ebedi bir sürgün kılar. Bu sürgün, sevdiği her kadında annesinin arayışına dönüşen bir sürgün halini alır. Biyografinin spot ışıkları, bu sürgünlüğün doruğunu şu dizeleriyle anlatıyor: “Annem çok küçükken öldü / beni öp sonra doğur beni”

Babası Hüseyin Bey, tekrar evlenme kararı Gülbeyaz’ın ölümünden tam altı yıl sonra alıyor. Evleneceği kişiden de çocukları olursa yeni eşinin, eski eşinden olan çocuklarına bakmayacağını düşünüyor. Bu yüzden de yeni evlenmeye aklı yattığında İstanbul’daki ablası Fatma’ya yazdığı mektupta müstakbel eşi için iki koşul öne sürüyor: ?Kadın kendisinden büyük ve kısır olacak.”
Fakat Hüseyin Bey’in çocukları için kılı kırk yarmasına karşın, çıka çıka Esma adında evlere şenlik bir kötülük şiiri çıkıyor karşılarına!

ESMA DEMEK, BELA DEMEK
Esma gelişinin dördüncü günü babaanneyi evden kovuyor. Cemal Süreya ve babaannesi komşularının evinin bir odasında kiracı olarak kalmaya başlıyorlar.

Esma, şairin kız kardeşleri Perihan ve Ayten’i köle gibi çalıştırıyor. Okula gidebilmeleri evi baştan aşağı temizleyip Esma’nın önüne kahvaltısını koymalarıyla mümkün olabiliyor? Şiddetin bini de bir para. Örneğin akşam yemeği için hazırlanan balığı kediye kaptırmanın cezası koldan bıçaklama! Sonra da Hüseyin Bey’e söylenecek yüzlerce yalandan biri: “Ben yapmadım, akrep soktu.” Bir başka sinirlenişinde ise Perihan’ı saçlarından tutup kuyuya sarkıtıyor. Bu olay yıllar sonra Cemal Süreya’da şu acı cümleyle uç verecektir: “Bu yüzden kız kardeşlerimin saçları gür değildir.”

Cemal Süreya’ya yaptıkları ise akıl alır gibi değil. Babaannesiyle ikisine yolladığı yemeklere kesip kavurduğu tırnaklarını katıyor. Cemal Süreya eve dönüp onlarla yaşamaya başladığında uykusunda üstüne çıkıp tepiniyor; büyülü otlar kaynatıp içiriyor, kitaplarını defterlerini yakıyor. Aynalar kırıp ezerek kız kardeşine cam kırıklarını ağabeyinin yemeğine katmasını ve onu zehirlemesini emrediyor. Tahakkümü öylesine güçlü ki kız kardeşi ancak ablasının telkini sonucunda bunu yapmayabileceğine ikna oluyor. Çünkü Esma demek bela demek!
Esma’dan kurtuluşları yine bir vukuat sayesinde oluyor! Çocuklara acıyıp ”Sen ne ahlaksız kadınsın, öksüzlere yaptıklarından utanmıyor musun?? diye bağıran Fırıncı Behiye kafasına ekmek küreğini yiyiveriyor. Olay büyüyüp işe polisler karışınca da Esma, İstanbul’a kaçıyor.

HAYATIN OMURGASI
Cemal Süreya’nın çocukluk ve gençliğinin nelerle, nasıl yoğrulduğu biyografisinde eksiksiz anlatılmış. İlkokul için İstanbul’daki halası Fatma’nın yanına gönderilişi; orada bir yandan da camiye devam edip namaz kılması; Cihangir Camii’nin minaresinde ezan okuyuşu; Alevi geleneğinden gelen ailesinin etkisiyle Cenk kitaplarına yönelişi; babasının kendisi için düzenli olarak gönderdiği paranın halası tarafından saklanışı; sinema tutkusu; ilk okumalar; yeniden Bilecik’e dönüş; dergicilik serüveninin Bilecik’te devam ettiği ilkokula başlayışı; ortaokul yıllarında ”kendisine elbise yapmak için” çadır bekçiliği yapışı; yılan korkusu; sonra ilk aşklar, coşkular, Mülkiye, ilk şiirler ve İkinci Yeni? Cemalettin Esber’in kendisine isim babası oluşu; Cemal Süreyya Esber’den, Cemal Süreya’ya geçişi…

ŞİDDETİN ÖTEKİ YÜZÜ
Sayfalar ilerledikçe tüm bu şiddetin başka bir şiddeti doğurduğunu görmek yine de şaşırtıyor insanı. Hatta Cemal Süreya’nın eşlerinin suratlarında patlayan tokatları ya da kimi zaman diş protezi taktırtmaya vardıracak denli yükselen şiddeti okuru allak bullak ediyor. Kitaplarını yakan eşi karşısında yükselen öfkesi daha bir anlaşılır ama aşk yeminleriyle başladığı evliliğindeki şu şiddet ise düşündürür: Cemal Süreya yeşil zeytinli börek ister. ?Gibisi olmayan yar? diye ilan ettiği Seniha Kıymal?dan. Ancak, Seniha, peynirli değil de, hiç duymadığı bu börek için ”Olmaz ” deyince tokadı yiyiverir. Daha tokadın şokundan çıkamadan da bir başka şoka sürüklenir: Cemal Süreya jiletle bileklerini kesmektedir!

ŞAHSİYET RÖTARI
“Her düğmesini diken kadınla evlenir”diye adı çıksa da, evliliğe karşı hep kuşkuludur aslında Süreya. Belki de bu yüzden, Tomris Uyar’la yaşadıkları birliktelikte en azından okura aktarılmış bir şiddet yoktur. Hatta şöyle demiş Tomris Uyar “Feodal değil. Evine bağlı, evinde olmayı, çalışmayı çok seven bir adam? Son derece şefkatli… Sözgelimi nezle olayım, aman efendim çaylar yapılır, yatağa getirilir, başımda oturulur, saçım okşanır, ilaçlar… O güne kadar başka hiç kimsede görmediğim bir şey.”
Cemal Süreya’nın iki ayrı eşinden iki çocuğu oluyor: İlki Ayçe. Genç kızlığa geçtiği günlerde Süreya’nın yazdıkları şöyle: “Ayçe beni ve benimle ilgili hiçbir şeyi sevmiyor. Öyle sanıyorum ki, İstanbul’da 15 günden fazla kalmaz. Seher Abla’ya benim için ‘Şimdiye kadar para yollamadı. Yüzüne sırf paramı almak için gülüyorum,’ demiş. Çocukluk da olsa korkunç bir şey bu.”
Bu yazının kaleme alındığı yıl oğlu Memo dünyaya geliyor. Cemal Süreya, oğlu doğar doğmaz onun her yaptığını, her söylediğini olağanüstü buluyor. Memo ise hiç kimseyle hatta yazıyla bile paylaşmak istemiyor babasını. Öğretmenine yalanlar söylüyor bu yüzden. Babasının yazı çizi isşerden sıkıldığını, bakkal dükkanı açacağını uyduruyor. ?Bu şakalar giderek masumiyetini yitirecek, daha büyük boyutlarda tekrarlanacak, trajik sonuçlara yol açacak. Memo?nun fiziksel ve ruhsal sorunları on yaşındayken başlamıştır. Hormonal bir bozukluk olduğu sünnet sırasında anlaşılır. Sünneti yapan sağlık memuru, çocuğun doktora götürülmesi, tedavi ettirilmesi gerektiğini söyler. Cemal Süreya sinirlenir, ?Sen benim oğlum için nasıl böyle söylersin? diyerek adamı evden kovar. Daha sonra bu konu hakkında söz söyletmez. Pansumanını yaptırmaz.
Aşırı şişmanlayan Memo derslerindede başarısız. Üstelik zamanı geldiğinde sakalı da çıkmıyor. Kızlarla iletişime geçemiyor, hatta ?cinsel tacize varan davranışlarda bulunuyor.?
Ağrılarını yatıştırmak için içkiyi arttıran annesine ayrı, babasına ayrı kızıyor. Babasının müzik setini, videosunu satıp silah alıyor. Eli silahlı bir kabusa dönüşüyor. Evi dini kitaplarla doldurup, sağcı örgütlerle ilişki kuruyor. Yıllar ilerledikçe Memo?nun durumu da ilerliyor. Polislerce aranıyor. Hapse girip çıkıyor. Birsen hanımla birlikte yaşayan babasının evini işgal ediyor. Babasını kimseyle görüştürmüyor, telefon kaplosunu koparıyor. Kağıtlarını, yazılarını yırtıyor. İçkisini ya döküyor ya saklıyor. Memo?nun bakkala gittiği bir gün Cemal Süreya Birsen hanıma ulaşıyor. ?Gel al beni buradan. Kurtar beni.? Birsen hanım kendisini alıp annesine götürmek istediğinde ise reddediyor. ?Gelir basar bu. Öldürür. Seni de öldürür, herkesi de öldürür.?
Bir yandan da Süreya?nın Memo?ya sevgisi hep aynıdır: ?Beni çok üzüyor. Ama gene de seviyorum. Ona bir şey olursa intihar ederim.?
Ölümünden kısa bir süre önce hastaneye kaldırılışı da iki ayrı tanıklıkla veriliyor kitapta. Birsen hanıma söylendiğine göre, uykudan kalkıp rakı içmek istemiş. Memo gürültüye uyandığında, buzdolabının önünde yerde bulmuş Cemal Süreya?yı. Memo ise halası Ayten?e şöyle anlatmış: ?Bir tıkırtı duydum. Kalktım, babam buzdolabının önünde. İçki alacak zannettim, su içeceğim dedi. Ayten hanımın anlattıkları burada kesiliyor, devamı şöyle getiriliyor kitapta:?Bundan sonrası Memo?nun anlatımında bulanık.?

HERKESİN CEMAL SÜREYA’SI!
Tomris Uyar çok önemli bir saptamada bulunuyor Cemal Süreya ile ilgili: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üçü de apayrı.”

Her şey gibi, bu söz de karşılığını buluyor biyografide. Papirüs gibi ünü hala süren dergilerinin serüveninden şiire açtığı yeni kanallara, kitaplarının etkisinden edebiyat tarihine geçen hazırcevaplıklarına, bütün Cemal Süreya’ları buluyoruz biyografide.
Büyük edebiyatçılardandı Süreya. Ölümünün yurdun dört bir yanında uyandırdığı yankı da buna bir kanıttı. Feyza Preinçek ve Nursel Duruel?in biyografisi hem bu gerçeğin altını bir kez daha çiziyor hem de bu gerçeğin hakkını sonuna kadar teslim ediyor.

TOLGA MERİÇ
Kaynak: http://vatankitap.gazetevatan.com/, 09 Ocak 2014

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Bir serüvendir büyümek – Elif Kutlu

Tagore, içinde yaşadığı toplumun inandığı Hinduizme, kast sistemine ve sistemin içinde bulunduğu emperyalizme karşıdır. Brahma inancına mensup olduğu için de...

Kapat