Baharat Deyip Geçmeyin! – Elif Kutlu

Bu MÖ 4. yüzyıldan günümüze kadar devam eden bir yolculuk. Her ne kadar bir zamanlar çok değerli olsa da bu gün sadece sofralarda yer bulabiliyor. Tüketim toplumunda modası geçen her şey gibi o da 18. yüzyıldan itibaren o şaşaalı zamanlarını yitiriyor. Bu yolculukta, sosyal statü belirtisi olmaktan, ilaç olmaya, kutsal bir değer taşımaktan, ticareti canlandıran bir meta olmaya birçok meziyete de sahip olmaktan geri kalmıyor. Bahsedilen yolculuğu gerçekleştiren şey günümüzde bu kadar değerli olmuş olabileceği akıllara bile gelemeyecek olan; baharat.
MS 1. yüzyılda keşfedilen ve bir arzu nesnesi haline gelen baharat Ortaçağ Avrupa?sında gastronomide kullanılıyor olsa da sosyal statünün göstergesi sayılıyordu. Birçok zaman soylular yapılan yemeklerde kullanılan baharat oranının yüksek tutulmasını istiyordu ?ki ne kadar varlıkları anlaşılabilsin. İpek, değerli taşlar ve değerli metallerin yanında baharat da yerini alıyordu. Çünkü değeri onu zümrüt, yakut, altın kadar değerli yapıyordu. Bu nedenle yemeklerde kullanılan baharat oranı ?ne kadar abartılsa da- daha çok kullanılıyordu. Ortaçağ?da baharat kimi zaman da ziyafetleri şenlendiren misafirlere hediye ediliyordu. Böylece misafire en değerli hediyelerden bir verilmiş oluyordu.
Baharatın yolculuğu sadece gastronomi alanında ilerlemiyordu. Ortaçağ?da bir süre sonra baharatın şifa verici özelliğinin olabileceği de düşünülüyordu. Çünkü baharat bedendeki uyumu sağlamak için kullanılabilecek en iyi ilaçtı. Her ne kadar lüks bir madde olsa da çok yararlı olduğu düşünülüyordu. Bu nedenle çekiciliği daha fazla artıyordu. Bugün önemini yitirdiği açıkça görülüyor. Fakat bir zamanlar baharatla yapılan kola o zaman sağlıklı bir tonikti ve bütün eczaneler üretim sağlamak için kola makineleri bulunduruyordu. (s. 80)
Baharatın lüksü, sağlıklı olması ve cazibesi onu her geçen gün daha fazla arzu edilen bir meta haline getiriyordu. Ortaçağ Avrupa?sının yemek kitaplarında çok fazla yer alsa da ilaç olarak da kullanılıyordu. Bu özellikleri baharatı kutsal bir varlık haline getiriyordu. Bu özellikler ve baharatın nereden geldiğinin bilinmemesi onu bir yandan gizemli kılarken bir yandan kutsallaştırıyordu. Kimi zaman baharatın cennette biten tohumlar olduğu düşünülüyordu, kimi zamansa cennetteki nehirlerle taşındığı. Neredeyse cennetin nerede olduğunun tartışılacağı noktada asıl soru ortaya çıkıyordu: Baharat nereden geliyordu?
Bu soru Ortaçağ Avrupa?sında en çok düşünülen sorulardan biriydi. Çünkü bu sorunun cevabı hem ticari anlamda hem de statü olarak yükselmeyi sağlayabilirdi. Bu nedenle tüccarlar bu sorunun ?yani baharatın- peşinden gitmek istiyorlardı. Ancak Ortaçağ Avrupa?sında tüccarların ilk elden baharata ulaşmaları mümkün değildi. Birçok zaman ya ipek yolu üzerinden gelen tüccarlardan, ya da başka tüccarlar aracılığıyla baharata ulaşabiliyorlardı. Bu durum Avrupalı tüccarı daha hırslı hale getiriyordu. Bu nedenle deniz adamları baharat için daha uzun yolculuklara çıkmaya başlayacaklardı.
Avrupalılar zamanla baharat ve diğer değerli ürünler için daha da hırslanıyorlardı. Çünkü bunların kaynağını bulmanın onlara zenginlik getireceğini biliyorlardı. Bu nedenle keşif yolculukları olarak belirtilen fakat aslında ticari olan yolculuklar için denize açıldılar. Denizaşırı yolculukları ne kadar uzun sürse de buldukları/keşfettiklerini sandıkları her adada daha büyük zenginlikler buluyorlardı. Bu zenginlikleri baharat, altın, değerli taş vb. adalardaki yerlilerden bardak, çanak, boncuk gibi değersiz şeylerle değiş tokuş ediyorlardı. Böylece Avrupa?ya getirdikleri bu ürünlerden inanılmaz kar edebiliyorlardı.
Bu durum ?kardeşçe? bir takas olarak devam edemezdi. Bir süre sonra yerliler Avrupalının gerçek amacını anladığında işler tersine döner. Fakat Avrupalı tüccarlar için bu bir sorun değildir. Bu noktada katliamlar başlar. Baharat deyip geçmeyin! Sadece bu meta uğruna olmasa da bir zamanlar yapılan katliamın, sömürgeciliğin, köle ticaretinin -hatta küreselleşmenin- sebeplerinden bir olmadığı yadsınamaz. Avrupalının ticaret hırsı adalardaki yerlileri sömürgeleştirmelerine ve kendi ülkelerinde yüzde 2500lere varan kârlar elde etmelerini sağlamıştır.
Baharatın bu şaşaalı yılları yüzyıllar sürse de bir yerde sona erer. 18. yüzyıl Avrupası Ortaçağ?ın gösterişine uzaktır. Bu nedenle aşçılar sadelikten daha çok hoşlanırlar ve baharat sofralardaki abartılı yerini kaybeder. Modern toplumda, zaten modasını bir anda yitirecek olan baharat bugün sadece yemeklerde, tatlılarda, bazı ilaçlarda sıradan bir madde olarak yer alır.
Elif Kutlu

Kitabın Künyesi
Doğu’nun Armağanı
(Baharatın Yolculuğu)
Paul Freedman
Everest Yayınları / Araştırma / İnceleme Dizisi
Yayın Yönetmeni : Sırma Köksal
Kapak : Utku Lomlu
Çeviri : İmge Tan
İstanbul, 2011, 1. Basım
356 sayfa
18 TL

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
İnsan Yazdığı Şeydir – Tahsin Yücel

Tahsin Yücel, 1954'de, Alphonse Daudet'nin Tarasconlu Tartarin'iyle başlayan çevirilerini kendi yapıtlarının yanı sıra hep sürdürmüş, 2008'de yayımlanan son çevirisi Robert...

Kapat