Doğurduğu çocukları öldüren bir çağdan geçiyoruz – Emine Aydoğdu

“Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez.” Rosa Luxemburg
“Harekete geç; bu, insan olmanın gereğidir.” Çiçeron

İçinde yaşadığımız yüzyıl, alnımıza sürülen kurban kanı kadar utandırıcı. Doğurduğu çocukları gözünü kırpmadan öldüren bir çağdan geçiyoruz.

Despotizm; üç koldan insanlığı kuşatmış durumda 1. Bedenimizde 2. Ruhumuzda 3. Hem bedenimiz, hem ruhumuz üzerinden.
1. Bedenimiz: Kendinden hoşnut olmayan kadınlar, hırsla ve öfkeyle koşan erkekler, ne yapacağını bilmeyen gençler, doyumsuz çocuklar…
Kadınlar: Genç olmak, güzel olmak, zayıf olmak. Görünme ve gösterilme duygusu içinde. Güzellik, modellerle, yıldızlarla, içi boş ambalajlarla sunulmaktadır.
Güzellik salonları, Spor merkezleri, AVM’lerin vitrinlerinden ayrılmayan gözler.
Erkekler: Daha çok kazanmak yolunda hızla koşuyor. Yeni araba, yeni bilgisayar, yeni telefon almakta mutluluğu arıyorlar.
Sağlık, Başarı, Bilinç, Güven, Gelecek, Para tüm bu sözcüklerin içi boşaltılmıştır.
Sağlık: Güzel olmak, genç olmakla eşdeğer.
Başarı: Başkasından üstün olma, ezerek yükselme.
Bilinç: İnançla yer değiştirmiştir.
Güven: Güvensizlik almış başını gidiyor.
Gelecek: Hep geçmişte aranmaktadır. Geçmişe övgü, bugünü suçlama, geleceği özleme söyleminin içine sıkıştırılmış. Daha iyi bir gelecek özlemini daha çok çalışarak elde edebileceğimiz, böylece özgürleşebileceğimiz düşüncesi pompalanmaktadır. (Ne için daha çok çalışacağız. Kimin için çalışacağız.)
Çalışmak: Nazi kaplarında yazıldığı gibi özgürlüğü işaret etmektedir.
Para: Tapındığımız nesne.
Paranın sahipleri efendilerimiz.
Dolgun maaşlı uşaklarla beynimiz sürekli maniple edilmektedir.
2. Ruhumuz: Din denen o güçlü aygıtla ruhumuz parçalara ayrılmaktadır. İyilik-Kötülük, Günah-Sevap, Kader, İtaat, Şeytan, Melek, vs… Nasıl oturup, nasıl kalkacağımıza, ne zaman gülüp ne zaman ağlayacağımıza karar veren, cennet ve cehennemle sınayan, koşulsuz itaate zorlayan, beynimizin nefes alan bütün hücrelerini kapatan bir mekanizma.
3. Beden+Ruhumuz: Otomatizmle hareket ediyoruz. Sorgulanmayan gelenek, görenek ve törelerle körleşmişiz. Sürüleştirilmiş yığınların ahlak ve namus anlayışıyla kuşatılmış durumdayız. Bu teslim alınmışlık bizi gönüllü köleliğe götürmektedir.
Bireyin gönüllü olarak teslim olduğu kölelik, toplumu sessiz bir itaatle sarmalamıştır. Hayatımıza ilişkin tüm kurallar başkaları tarafından belirlenmektedir.
Bedenimizde, ruhumuzda, bilincimizde yaratılan bu şiddet sarmalından güzelliğin doğması olası mıdır?
Anne karnına düştüğümüz andan itibaren şiddetle tanışıyoruz. Sonraki hayatımızda şiddet katmerleşerek artıyor. Artık soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun, baktığımızın gözün içinden şiddet fışkırıyor.
Beynimize yapılan şiddetin ve tecavüzün yanında bedenimize yapılan şiddet ve tecavüz masum kalıyor.
Kadın ve erkeğin yetiştiriliş biçiminde şiddetin ve ötekileştirmenin tohumlarını ailede atıyor. Okulda filizleniyor. Dinle destekleniyor. Kışlada erkekleşiyor. (Kadın aşağılanıyor) Çalışmayla doruk noktasına ulaşıyor. Tabiî ki burada temel belirleyici din. Diğerleri onun etrafında şekilleniyor. Hayatın her alanında söz sahibi.
Kız Çocukları Nasıl Yetiştiriliyor: Korunak alanları ev, evin içindeki işler, yemek, bulaşık, hizmet, ağırbaşlılık, kafanı yerden kaldırma, bekâretine sahip ol, yoksa ortalık malı olursun, aman tek başına bir yere gitme, gece karanlıkta sokağa çıkma, erkekler sen bu saatte gidemezsin ben sana eşlik edeyim diyerek baştan iradesini sakatlanıyor. Kadına yapılan taciz, tecavüz ve şiddetin toplum üzerindeki algısı bile ikiyüzlülükle dolu. Bakirenin maruz kaldığı şiddet ve tecavüz ile boşanmış-dul ya da bedenini satan kadının maruz kaldığı şiddet ve tecavüze farklı tepki veriliyor. Anayasa Mahkemesi Kararı. Cezada indirim. (Kadın, annelik, bekâretlik, hamaratlık ailenin namusu, toplumun ahlakı) çemberi içine tutsak ediliyor.
Erkek Çocukları Nasıl Yetiştiriliyor: Doğduğu gün pipisi fotoğrafla tescilleniyor. Gelen dosta arkadaşa övünç kaynağı olarak gösteriliyor. Sünnet davul ve zurnayla kutlanıyor, (cinselliği kutsanıyor) sokak onlardan soruluyor, eve gelişinin saati sorulmuyor, kızlar gösteriliyor, hangisini alayım oğlum sana, beğen, seç, diyerek kadın algısı beynine kazınıyor. İlk cinselliğini para karşılığı genelevde vs yerlerde yaşıyor. Okulda, askerde sert ve öfkeli olmayan erkek, karı gibisin diyerek aşağılanıyor. Kadının bacak arası ondan soruluyor. Namusun bekçiliğini yapma görevi verilmiş. Görev için tabiî ki öldürecektir. O öldürmese mahalleli onu öldürecektir. Adam yerine konulmayacaktır.
Peki, ne yapmalıyız?
Bilinç, bilinç, bilinç…. İnsan olmanın bilincini öğrenip öğretmediğimiz sürece bu sarmalda daha çok şiddete başvuracağız.
Kadının tek başına kurtuluşu mümkün değildir. İnsanlığın kurtuluşu kadın ve erkeğin bilinciyle ancak mümkün olabilir. Otorite, şiddet, taciz ve tecavüz, uygulayanı da yaşayanı da alçaltır. (Otoriteye karşı koymadığımız da biz de alçalırız.)
Ne yapıyoruz, niçin yapıyoruz, kimin için yapıyoruz sorularını hergün sormalıyız. Yaptığımız her şeye irademizi koyma cesaretini göstermeliyiz.
İhtiyaç duyulan şey bireyselliktir. İnsanı bireyselliğe götüren yegâne yol ise sosyalizmdir.
İtaatsiz olacağız. Tarih okuyan herkes bilir. İtaatsizlik insanın doğasından gelen bir erdemdir. İlerleme itaatsizlik ve isyanla olacaktır. İnsanın doğasındaki bireyselliği uyandırmak gerekir.
Bireyselliğin önündeki en büyük engel özel mülkiyettir. Özel mülkiyetle insanın bireyselliği zedelemiş, gelişimi engellenmiştir. Sahip olduğumuzla değil, varlığımızla mükemmelliğe erişilebiliriz. Sahip olduklarımız kişiliğimizi tahakküm altına alır. Mülkiyetin ortadan kalkması sağlıklı bireyselliğe ulaştıracaktır bizi. Yaşamanın ne olduğunu öğreneceğiz. Şimdi yalnızca varız.
Kusursuz insan: Mükemmel koşullar altında gelişimini sağlayan, tehlike halinde yaralanmayan, kaygılanmayan, sakatlanmayan kişidir.
Dünya bireysellikten nefret eder. Otorite kurmak isteyenler bireyselliği sevmezler. Bireysellik tehlikelidir. Kontrol edemezsiniz. Efendiler ve şefler kontrol edemediği şeyden korkarlar.
Artık modern suçun anası günah değil açlıktır. Özel mülkiyetin ortadan kalkması, cezayı da suçu da şiddeti de tecavüzü de ortadan kaldıracaktır.
Kadınlar Kapitalizmin Kâbesi olmaktan vazgeçmedikleri sürece ne bu topraklarda ne dünyada başka bir yaşamın mümkün olabileceği düşüncesi yeşeremez. Hem iddialı hem kışkırtıcı bir cümle. Satışa sunulan her ürünün önünde mutlaka yarı çıplak bir kadın boy gösteriyor. Kadın bir süs nesnesi olarak görülüyor. Bütün tüketim bunun üzerinden yapılıyor.
Taciz, tecavüz ve şiddet insan bedeni üzerinde artık meşrulaştırıldı. Bedenimize yapılan taciz tecavüz ve şiddetin farkındayız. Peki, aklımıza yapılan tecavüzü durdurmadan bedenimize yapılan tecavüzü durdurabilir miyiz? Kadınların bedenine yapılan tecavüz erkeklerin beyinlerine şırınga edilmiş toplumsal kötülüktür.
İnsan efendisiz yaşayamaz mı?
Hepimiz, daha doğrusu düşünmeyi becerenler gerçekten merak ediyor mu? Neden gönüllü köleleriz?
Başımızda bir efendi olmadan yaşam yolunda yürüyemez miyiz?
Geçmişten günümüze doğru bir sürek avı izlersek; Krallar, İmparatorlar, Sultanlar, Beyler Ağalar, Patronlar ve Siyasal Liderler. Bunların elindeki sihirli değnek nedir ki, itaat eden bireyler ve sessiz kitleler çığ gibi büyüyor.
İnsan iradesine nasıl el konulduğunun farkına vardığı zaman gelecek bir ütopya olmaktan çıkıp, şimdiki zaman olacaktır.
Kadın ve erkek el ele omuz omuza gönül gönüle akıl akıla verip, vicdanlarını yastık yapacak noktaya geldiklerinde hayat yaşamaya değecektir. Anayasaların olmadığı bir dünya ancak yaşanacak bir dünyadır. 08.03.2015
Emine AYDOĞDU

John Lennon’ın ‘Imagine/ Düşleyin’i:
“Cennetin olmadığını hayal et/ Eğer denersen bu kolay/ Altımızda cehennem yok/
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var/ Hayal et bütün insanların/ Bu gün için yaşadığını…
Hiç ülke olmadığını hayal et/ Bunu yapmak zor değil/ Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok/
Ve din de yok/ Hayal et bütün insanların/ Hayatı barış içinde yaşadığını…
Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin/ ama tek ben değilim/
Umarım bir gün sen de bize katılırsın/ Ve dünya tek vücut olarak yaşar…
Mülkiyetin olmadığını hayal et/ Yapabilir misin merak ediyorum/ Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok/
İnsanların kardeşliği/ Hayal et bütün insanların…
Tüm dünyayı paylaştığını/ Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin/ ama tek ben değilim/
Umarım bir gün sen de bize katılırsın/ Ve dünya tek vücut olarak yaşar…”

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Diyarbakırlı Bazı İslamcı Yazarların Tarih Anlayışı Üzerine – Müslüm Üzülmez

Elim boş, Ayağım pusu. Bir ben bileceğim oysa Ne afat sevdim. Bir de ağzı var dili yok Diyarbekir Kalesi... (Ahmed...

Kapat