Orantısız Zekâlılar – Emine Aydoğdu

Ne kadar yıl önce olduğu bilinmiyor. Ülkenin birinde yaşanan olumsuzluklar günden güne çoğalıp felaketler zincirine dönüşünce orantısız zekâya sahip bir grup genç, önce kendilerine, ardından birbirlerine soru sormaya başlamışlar. O güne değin hiç kimse onların soru tümcesi kurabileceği fikrini aklına dahi getirmemiş. Ülkedeki yaygın inanış; bu gençlerin ellerindeki oyuncaklarının dışında hiçbir şeyle ilgilenmediklerine dairmiş. Hatta dünya yansa bir tutam otları yanmaz bunların diyenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktaymış. Biraz daha ileri gidenler, orantısız zekâlıların sanal bir mağaranın içinde tutsak olarak yaşadıklarını, gerçek dünyayla bağlarını kopardıklarını yüksek sesle dilendirmeye başlamışlar.

Ülke diktatörünün, astığı astık kestiği kestikmiş. Herkesi korkutup sindirmiş. Ülkede düşünmek yasaklanmış. İnsanlar, korkularından birbirleriyle konuşamaz olmuşlar. Öyle bir zaman gelmiş ki, düşündüklerini anlatamayan bu insanlar kendi dillerini dahi unutmuşlar. Düşüncenin olmadığı her yerde felaket başlarmış. Burada da böyle olmuş. Bereketli topraklar meyve-sebze vermez olmuş. Sular kimyasallarla zehirlendiği için içindeki canlıların mezarlığına dönüşmüş. Gökyüzüne doğru uzanan gardiyanlı binaları inşa etmek için, yüzyıllık ağaçlar bir çırpıda kesilmiş, madenler için dağlar ovalar delik deşik edilmiş. Teknoloji-sanayi gelişme-ilerleme diye diye dereler, çaylar, ırmaklar, göller ve denizler üzerine köprüler santraller yapılmış, toprağın kirlenip verimsizleşmesiyle beraber gökyüzündeki yıldızlar bile geceleri artık görünmez olmuşlar.

Bu durum bütün insanları rahatsız etse de; korkutulup sindirildikleri için sokaklarda öfkelenen, haykıran, feryat eden, karşı çıkan kimse kalmamış. Diktatör, sokaklarda dolaşanları sevmiyormuş. ?Herkesin evinde oturması kendi hayrınadır? diye nutuklar atıyormuş.

Orantısız zekâya sahip gençler, bir sabah uyanır uyanmaz omuz omuza verip yavaş yavaş ve sessizce gelen bu felaketlere dur demek için insanlara kapatılan sokak ve park kapılarını tek tek aralamaya başlamışlar. Bunu gören diktatörün canı epeyce sıkılmış. Diktatörlüğünü kaybedeceği endişesiyle geceleri uyuyamaz olmuş. Haddini bilmez bu üç-beş çapulcuya haddini bildirmek lazım diyerek emrindeki paralı köleleri orantısız zekâlıların üzerine sürmüş. Paralı köleler her tarafı yakıp yıkmışlar. Orantısız zekâlı gençlerin çoğu ciddi biçimde yaralanmış, hastaneler dolup taşmış. Yaralılardan dört can ne yazık ki ölmüş. Yaşanan bu olaylar ülke halkının yavaş yavaş uyanmasına ve ülkemde neler oluyor demesine sebep olsa da yıllardır zincirlenen zihinlerinin zincirlerini kırmaları çok kolay olmadığı için itaatle yerine getirdikleri seyircilik görevlerini sürdürmeye devam etmişler.

Arka arkaya gelen bu felaketler üzerine, orantısız zekâlılar, korunaklı mekânlarını, okullarını, işlerini bırakarak park ve sokaklarda konaklamaya başlamışlar. Toprağın üzerine oturup ağaçlara sırtlarını dayayarak küçücük çadırları içinde o güne değin ütopya diye burun kıvrılan, hatta alay konusu yapılan bir hayatın olanaklı olduğunu bütün dünyaya göstermişler.
Diktatör, üç-beş çapulcu olarak gördüğü orantısız zekâlıların gün geçtikçe büyüyüp serpildiğini görünce öfkeden deliye dönmüş. ?Siz kim oluyorsunuz da benim ülkemde bana baş kaldırıyorsunuz? Benim ülkemi karıştırıp yıkmak isteyen dış güçlerin kullandığı hainlersiniz. Bu ülkeyi en iyi ben yönetirim. Benden önce bu ülkeyi yönetenlerin hepsi lanetliydi.? Diyerek orantısız zekâlıların üzerine; orantısız küfür, orantısız gaz, orantısız su ve orantısız copla paralı kölelerini göndermiş. Paralı köleler, gökkuşağının bütün renklerini taşıyan çadırları, yiyecek ve içeceklerin bedava dağıtıldığı devrim marketini, özgürlük kitaplığını yakıp yıkmışlar.

Etrafındakiler diktatörü daha da pohpohlayarak ?senin hiçbir suçun yok, bu işin arkasında ülkemizi yıkıp parçalamaya çalışan dış güçlerle, bunların maşa olarak kullandığı dinsiz-imansız hainler var? diyerek gerçeklerin üstünü kapatmışlar. Bunu yapmalarının en önemli nedeni, diktatöre bir şey olursa kendi ballı hayatlarının da bitmesinden korktukları içinmiş.
Gözlerini, tarihin anılarına kapatmak istemeyen orantısız zekâlılar, yılmadan, inatla, coşku ve neşeyle ve hep bir ağızdan şarkılarını söyleyerek yaşamak istedikleri hayatın ip uçlarını vermeye başlamışlar.
İlk soru da son soru da penguenlerden gelmiş.
En bilge penguen: ?Nasıl bir dünya da yaşamak istiyorsunuz?
Orantısız zekâlılar hep bir ağızdan:
Sınırı atmosfer olan yerkürede şairin dediği gibi: ?Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine??
Penguenlerden en şişman olanı bir adım öne çıkarak: ?Sınırların olduğu dünyada bunu yapamazsınız. Bana inandırıcı gelmedi.?
Yeşil saçlı kız:
?Bir şeyin olanaksız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden olanaksız olduğunu size kanıtlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.? Demiş ve bir süre düşündükten sonra bir alıntı yapmış.
?Özgürlük yalnızca ve daima farklı düşünenlerindir?. Demişti, Rosa Luxsenburg farklı düşündüğü için öldürdüler Onu. Bir kanalda bulundu ölüsü Rosa?nın.
Penguenlerin en genci: ?Din ve milliyetin en geçer akçe olduğu dünyada, sizce barış olabilir mi?
Mor saçlı oğlan:
?Din, milliyet, cins, cinsellik, eşcinsellik, soykırım, miras, mülkiyet gibi onlarca konuda toplumun inandığı veya inandırıldığı düşüncelerin hiçbirinin dünyanın hiçbir toprağında yeşermediği bir dünya, istiyoruz. Ayrıca, çocuklara meraklı olmayı öğretmeliyiz, böylece itaat anlayışına alışkın hale gelmeyeceklerdir. Bilmeyen kişi herkesin kandırabileceği kişidir.?
Yaşlı Penguen: ?İnsanlık tarihi, savaşı ve şehitliği över. Siz nasıl yazacaksınız tarihi??
Kırmızı saçlı kız:
?Tarihin savaştan zafer diye söz etmediği, Hiçbir şey adına şehitlik mertebesinin olmadığı, paranın dolaşımdan kalktığı, sınırların, kameraların, kapı kilitlerinin olmadığı bir dünya.?
Penguenler şaşırıp ne diyeceklerini bilememişler. Kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlar. Bu çocukların gerçekten orantısız zekâları varmış diye söylenmişler.
En küçük Penguen: ?Ya çocuklar?…?
Mavi Saçlı Çocuk:
Çocuklar, onları doğuranların değil, toplumun evlatları olduğunu bilmeli. Kan bağının değil, insanlık bağının önemli olduğu kavratılarak yetiştirilmeli. İnsanlığın dili; hakaret, küfür, şiddet, aşağılama, ötekileştirme hor görme, üstünlük, rekabet gibi insanı alçaltan sözcüklerden arındırılmalı.?
Penguenlerin şaşkınlıkları iyice artmış. O kadar şaşırmışlar ki bir daha soru soramamışlar. Bu duruma gülümseyen orantısız zekâlılar; dudaklarındaki gülümsemeyle kendilerini tanıtarak yaratmak istedikleri dünyayı anlatmaya devam etmişler.
Siyah saçlı Kız:
?Artık hiç kimse bize yalan söyleyememeli.?
Beyaz Saçlı Kadın:
?Ekmeğin yanında gül de konulmalı sofraya. Sevgiliye verilen en güzel armağanın toprağa dikilen bir ağaç olduğu düşüncesi yaygınlaşmalı.?
Kahverengi Gözlü Çocuk:
?Toplumlarda azınlık ve çoğunluk kavramlarının olmadığı, farklı olan bir kişi dahi olsa haklarının korunması.?
Turuncu Cüppeli Avukat:
Güneşin en aydınlık ışığında aranıp ta bulunmayan adaletin, zifiri karanlıkta bile görüleceği bir ırmak olması ve herkese eşit uygulanması gerektiği.?
Entelektüel:
?İnsanların kutsal bildiği şeyleri küçümsememek, ama tartışmak gerektiği.?
Müftü:
Din ve milliyet tanımlarının tarihin çöplüğüne gönderilmesi, tarihteki savaşın ve zulmün bu iki kavramın perdesi arkasında yürütüldüğünün artık bilinmesi.?
Sosyalist:
?Küresel ırkçılık yok olmalı.?
Devrimci:
?Dünyayı hepiniz için bir cennet haline getirmeye çabalıyorum. Bu çaba kendim için cehenneme dönse bile yılmadan çabama devam edeceğim. Ve bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.?
Ağaçlar:
?Eko sistemin dengesini bozmak evrensel bir suç olarak tanımlanmalı.?
Yeşil saçlı kız: Sevgili Penguenler! Hepimiz sevgi için EVET?lerimizi birleştiriyor ve Rosa?nın sözleriyle bitiriyoruz.
?Berlin?de düzen hüküm sürüyor?. Siz budala zaptiyeler! Sizin ?düzeniniz? kum üzerine kuruludur. Devrim, daha yarın ?zincir şakırtıları içinde? ayağa kalkacak ve boru sesleri ile size dehşet salacak şu mesajı verecektir:
?VARDIM, VARIM, VAROLACAĞIM!?14 Ocak 1919 – Rosa Luxemburg

?DİRENİŞÇİLER,
GÖZLERİNİ, GEÇMİŞE, BUGÜNE VE YARINA KAPATMADAN YAŞAMAK İÇİN ÖLMEYİ GÖZE ALDILAR.

GENÇLİĞİN AYAK İZLERİ, DOKUNDUĞU TOPRAKTAN ASLA KAYBOLMAYACAKTIR.

GÜNEŞİN RENKLERİNİ GÖZLERİNİZDEKİ IŞILTIDAN YAKALIYORUM.

SELAM OLSUN HEPİNİZE.

EMİNE AYDOĞDU
18 HAZİRAN 2013

Orantısız Zekâlılar – Emine Aydoğdu” üzerine 3 yorum

  1. dili gayet orantısız bir zekilikle paylaşmışsın..politik hiciv de yazı diline pek yakışmış..

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Muhalif Sanatçı, Victor Jara ve Gezi Parkının Öğüdü – Selma Sayar

Sanat doğası gereği hep var olan ideolojiye, egemen olan sisteme ve yönetici sınıflara ters düşmüştür. En ideal olarak düşünülen yönetimlerde...

Kapat