Dönmek Mümkün mü Artık? – Funda Demir

“Değnek adam ailesiyle birlikte ormanda mutlu bir yaşam sürüyordu. Bir sabah dışarı çıktı ve başına gelmeyen kalmadı…”

Bir cümleyle kaç hikâye sığar bilemedim, sonra eylülün son akşamında oturdum dinledim yeniden hayatın bana fısıldadıklarını.

O sabah madene erkenden inmişti, ondandır belki mesai bitmek bilmedi. Çaysızlık başını ağrıtırdı, yine başlamıştı işte. Yorgun kolları artık dinlenmek istedikçe, hadi daha iş bitmedi diye bağırıyordu birileri. Sonrası kül duman. Simsiyah adamlar. Acısı tarifsiz evler, gözü yollarda kalan çocuklar.

Başka biri şehrine düşen bombayla uyanmıştı ki; yatağın yan tarafının görülmeyecek kadar boş olduğunu fark etti… Oda boştu, ev boştu, pencereler yoktu artık. Yerdeki kırık saksı, dağılmış topraktı arda kalan. Koştu sokağa avaz avaz bağırdı, aradı karısını, çocuklarını. Bıraksalar değil bir kenti dünyayı yakabilirdi acısından, oysa bir film gibi izlediler gördüklerini. Önce acıyla yaktılar adamı sonra ittiler bir çukurun içine.

Taşeron işçi olmak kolay mı dedi diğeri duyulur duyulmaz bir sesle. Hastane de olsa çalıştığın yer taşan lağımları en ilkel yollarla temizletip sonra seni hastalığa terk ederler. Böyledir, kaderdir. Ölmesi gereken biri varsa önce biz ölürüz, sonra siz de unutur gidersiniz diye ekledi.

Ölmek kolay iş vesselam. “Ceylan’ım, kızım şu an yaşasaydı 15 yaşında olacaktı ve bana arkadaşlık yapacaktı. Dokunmaya bile kıyamadığım minik bedenini kendi ellerimle topladım. Hangi yürek dayanır buna? Yıllar sonra ihmali olanlar hakkında takipsizlik veriliyor. Bu ne biçim adalet, bu hükmü verenler hiç mi vicdanlarının sesini dinlemez? Hala katilleri korunuyor, sorumlular ise saklanıyor. Devlet neden kızımın katillerini bulmuyor?” diye ekledi diğeri. Ölmekle olmuyor bazen, yaşarken de tükeniyormuş yürekler.
Başkası varmış çok yakında. Elleri yıllarca çalışmaktan nasır tutmuş, başı dik, gözü pek, az konuşup öz konuşanlardan. Sarılmaları beceremeyip bir bakışıyla içinden yeniden çocuklar büyütten. Bir sabah çıkmış evden. Yıllardır uğramadığı hastaneye düşmüş yolu, ağzından düşmeyen paketi cebinde. Demişler yok, olmaz bu iş. Götürmez seni bu ciğer. Nükleer bombalara kızmış önce. Sonra o halkını korumayan düşmanlara sıvamış en gür sesiyle. Sonra eğmiş başına önüne, eyvallah demiş hayata. Beni götürmeyecek ciğeri boş yere taşımam ben. Asmış ceketini bir buluta,hadi demiş son bir kez bakarken; sen sağ ben selamet. İnsandık bir zaman, ailesine uzaktan bakan değnek adamlarız şimdi. Kimbilir belki bir gün kesişir yollar yeniden? “Adam bir yağmur gibi iplik ince yağdı mağlup, mahzun, uzak, ışıklı bir geçmişin koynuna. Donmuş bir su, boşluğa fırlatılmış bir taş, bir ateş ırmağı gibi durdu hasretin ve hayalin uçurumlarında…” *

İşte böyle hayat, benim babam da bir değnek adam bundan sonra. Kuşlar yuvalarına götürecek bazen, çocuklar çamur karacak kimi zaman. Her çıtırtıda üzerine basıp kıran ayağı arayacağım. Ağlayacağım çokça, değnek adam olmak zor değnek çocuk olmak daha da zor. Öğretecek bana yeniden, hayatın durmadan akan bir nehir olduğunu. İnsan kendi gerçeğiyle karşılaşınca yeniden öğreniyor çünkü görmeyi. Her evin bir değnek adamı var, bir yerde gizli. Şimdi bana tüm bu hikâyeleri anımsatana gelelim…

Julia Donaldson- Axel Scheffler ikilisine ait bir kitap Değnek Adam. Ormanda karısı değnek hanım ve değnek çocuklarıyla yaşarken bir gün ormanda gezintiye çıkıyor ve başına gelmeyen kalmıyor. Köpeklere oyuncak, bir şövalye kılıcı, bayrak direği ve yay olması sadece hikâyenin bir bölümü. Eve geri dönebilmeye dair tüm umudunu kaybettiği bir gün bir şömineye odun olmak üzere bir eve götürülüyor. Ama bazen bütün umutların bittiğini sandığımız yerde ansızın bir mucize olur. Hayat gülümser bir köşeden. Kapı çalıp da değnek adamın evine girdiği an var ya, her okuduğumda mucizelere inanmak istiyorum yeniden.

Hikâyede bir şeyler sürekli değişiyor. Mekan, duygular, umut-umutsuzluk, mevsimler… Değişmeyen tek şey sevgisi. Umutsuzluğa kapıldığı en kötü anlarda bile sevmekten vazgeçemiyor değnek adam bizim gibi, hem sevmekle özlemek kardeş zaten. Çok sevdim bu detayı. Resimler hikâyenin geneliyle uyumlu ve ikilinin diğer kitaplarında olduğu gibi çok sevimli.

Değnek Adam okurken çocukları çok heyecanlandıran ve aynı zamanda eğlendiren bir kitap. İçindeki gizli hüznü bulanlar biziz, işte bunlar var ya hep özlemden.

*Şükrü Erbaş , İnsanın Acısını İnsan Alır

DEĞNEK ADAM, Julia Donaldson, resimleyen: Axel Sheffler, çeviren: Nevin Avan Özdemir,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008.

(BirGün Kitap Eki, 153.sayı)

Yorum yapın

Daha fazla Çocuk Kitapları
Yağmurla Gelen – Yaşar Kemal

Çocuk gözleri neler neler biriktirir şu hayatta? Yaşar Kemal'den: Yağmurla Gelen. Yağmurla Gelen, açlığın, kimsesizliğin, korkunun, kâbusların koynundan çıkmanın, direnmenin,...

Kapat