Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki çatışmanın perde arkası

Baden’de kalışları sırasında, önemli olmayan ama Rus edebiyat tarihinde ünlü olacak bir olay geçti: Dostoyevski ile Turgenyev arasındaki çatışma. İki adamın karakteri ve durumları tanı bir karşıtlık yaratıyordu. Biri, kökeni ve bütün eğilimleriyle bir burjuvaydı; diğeri ise aynı derecede tam bir aristokrattı. Biri, yirmi yıldır her türlü sıkıntıyı, yoksulluğu görmüştü; diğeri için, mali sıkıntı, en çok, birkaç aşırı lüksten geçici olarak vazgeçmekti. Biri, cüretkâr ve titizdi, ne kendini ne arkadaşlarını sakınırdı; diğeri gevşek ve yumuşaktı, düşmanlarını bile hoşgörürdü. 1845’de Belinski çevresinde ilk karşılaştıkları günden beri, Dostoyevski, Turgenyev’e kıskanç, oldukça gönülsüz bir hayranlıkla bakmıştı. Turgenyev’in hasmına karşı tutumu ise, nazik ama açıkça üstün bir himaye şeklinde olmuştu.

Belinski’nin çevresinde, aristokrat Turgenyev için, bir dâhi yazan ve bir köylü gibi davranan Moskovalı doktor oğlunun tuhaflıklarına yarı küçük görücü bir zevkle bakmak kolaydı. Fakat aralarında açıkça söylenen bir eşitsizlik yoktu; ikisi de daha yollarının başındaki yeni yazarlardı. Dostoyevski Sibirya’dan döndüğünde durum değişmişti. Turgenyev artık Rus edebiyatında kabul edilmiş biriydi ve eserleri için en iyi fiyatı isteyebiliyordu. Dostoyevski altmışların başında onunla yeniden karşılaştığında, Vremya yayına yeni başlıyordu ve aralarında Phantoms adlı bir öyküyle ilgili yazışmalar olmuştu: Turgenyev öyküyü Vremya’ya vermeye söz vermişti ve sonunda öykü, kapanışından birkaç ay önce Epocha’da yayınlandı. Yazışma karşılıklı övgülerle doludur ve iki taraf da içten görünmektedir; bir yığın edebi övgü yapılmıştır karşılıklı. Turgenyev, Ölüler Evinden Anılar’a hayrandır. Dostoyevski, Babalar ve Oğullar’ı överek karşılık vermekte ve Phantoms’u müziğe benzetmektedir. Fakat şunu unutmamalıyız ki (aslında unutmamız pek de mümkün değildir), Dostoyevski hiç de gelişmeyen bir derginin satışını çoğaltmak için tanınmış bir yazardan yazı isteyen parasız bir yayıncıdır. Bu mektupların birinde, “Eğer ocakta sizin bir hikâyenizle çıkarsak” diye yazıyor, “4.500 değil, 5.500 abonemiz olur.” Sakin bir eleştiri Dostoyevski’den beklenecek en son şeydir. O anda Turgenyev’i övmemezlik edemiyordu ve yazışma ilerledikçe, endişeli yayıncının saygılı tonu, büyük senyörün rahat kayıtsızlığıyla gittikçe daha keskin bir şekilde karşıtlık gösteriyordu. Turgenyev’in, Phantoms için ödenecek paranın hesabını kısa bir şekilde hatırlatmasıyla yazışmanın bu bölümü sona eriyor.

Epocha’nın kapanışını, Dostoyevski’nin Turgenyev’den 50 thaler ödünç aldığı 1865 Ağustos’undaki Wiesbaden gezisi izledi. Dostoyevski oldukça soğuk bir teşekkür mektubunda, “her şeyimi halletmemekle birlikte bana çok yardımı oldu” diye yazıyordu. Ve Dostoyevski, iki yıl sonra, bu defa sevgilisiyle değil de genç karısıyla gezerken, Turgenyev’e Badende kumar salonlarında rastlayana dek bu borcu bütünüyle unuttu. Borç alanla veren arasındaki ilişkiler pek hassastır, hele bu insanlar Rus ise daha da hassastır. Kibar insanlar arasında borçlar belirsiz bir süre ödenmeden kalabilir. Fakat, hassaslık, borç verenin alana borcunu hatırlatmamasını gerektirir; borçludan da
alacaklının bunu hatırlatabileceğinden şüphe bile etmemesini ister. Anna Günce’sinde şöyle yazıyor: “Fyodor’un 50 ruble borcu olduğundan, onun Turgenyev’e gitmesi mutlaka şarttı; voksa Fyodor’un, parasını geri istemesinden korktuğu için gelmek istemediğini düşünebilirdi Turgenyev.”

Dostoyevski, bu karışık düşünceler altında, kumar kayıplarının ve ödeyemediği borcunun çifte gurur kırıklığından acı çekerek, temmuzun ilk günlerinde Turgenyev’i görmeye gitti. Eğer Dostoyevski’nin kahramanlarının psikolojisini incelersek, bu gurur kırıklığının, ilk fırsatta sert bir patlamaya yol açmasına şaşırmayız. Turgenyev’in zihni durumu da tam olarak sakin değildi. Rus karakterinin kararsızlığını ve bir sonuca varmayışını anlattığı Duman adlı son romanı herkesin karşı çıkmasına, Slavcı çevrelerin de acı bir şekilde lanetlenmesine yol açmıştı. Genel kanı hakkında her zaman hassas ve herkesçe sevilmeye düşkün olan Turgenyev, genel karşı çıkış karşısında derinden yaralanmıştı ve Dostoyevski ona, kendine karşı kampanyayı yönetenlerin bir benzeri olarak görünmüş olmalı. Bu ünlü konuşmanın ayrıntıları hakkındaki kayıtların ikisi de Dostoyevski’nin tarafından gelmektedir. Biri Anna’nın o gece Günce’sine yazdıklan, İkincisi de Maikov’a iki ay sonra yazılan bir mektup. Eğer bunlara inanırsak, Turgenyev konuşmayı son romanı üzerine kendisi getirmiş, kendini bir Rus’tan çok bir Alman olarak gördüğünü söylemiş ve “tam bir ateist” olduğunu açıklamış. Bu ayrıntılar herhalde kısmen uydurmadır, fakat konuşmanın özünü yeniden kurmak güç değildir. Karşımızda iki karşıt insan durmaktadır; Turgenyev: Eski tip bir liberal ve Batıcı, kendinden ve dünyadaki yerinden emin, diğeri her şeyde bir şüpheci, eğer vatanı ve dini kendi düzeyine gelemezse onları fırlatıp atmaya hazır bir insan; Dostoyevski: Tutuculuğa ve Ortodoksiye dönmüş biri, hiçbir şeyden emin değil, en az da kendinden emin, Rusya’ya ve Rus Tanrısı’na olan ve yeni ortaya çıkan inanca tutkuyla sarılmış bir insan, ona, yalnızca bu inanç, bu şaşırtıcı dünyanın bataklığında basılacak sağlam bir yer gösteriyor gibi görünüyor. Konuşmaya kimin başladığı önemli değil, fakat ortada bu iki insan varken, konuşma çatışmasız bitemezdi pek. Dostoyevski’nin haşin ve terbiyesiz davranmasımümkün; Turgentev’in ise soğuk ve kibar olduğu muhakkak. “Düşünceleri ile bana çok hakaret etti” diye varıyor Dostoyevski daha sonra. Politik va da dini düşünceleri savunmak Rusva’daa her yerden daha kolaylıkla kişisel bir hakaret olabilir.

Çatışmanın kesin bir sonucu olmadı; ancak, Dostoyevski Ecinniler’de Karmazinov’un karakterinde Turgenvev’in karikatürünü çizdiği zaman, Turgenyev kızgın ve kibirli bir şekilde cevap vermek gereğini duydu. Bir arkadaşına şöyle yazıyor:

“Dostoyevski’nin benim karikatürümü çizdiğini söylediler. Pekala bırakalım kendini eğlendirsin. Beş yıl önce Badende bana gelmişti, borç aldığı parayı ödemeye değil- Duman için bana açıkça sövmeye gelmişti. Ona göre Duman, halkın önünde yakılmalıydı. Bütün bu suçlamaları sessizce dinledim. Şimdi ise ne görüyorum? Bütün canice düşünceleri söylemişim… Eğer Dostoyevski çılgın değilse, bu sadece bir iftiradır – ki çılgın olduğundan en ufak şüphem yok. Herhalde bütün bunları düşünde gördü.”

Batı Avrupa’da uzunca bir süre yaşamış olan Turgenyev’e, insanın acı bir sıkıntı anında aldığı borcu hiçbir zaman ödeyemediği birini başarılı bir romanda yermesi pekala tuhaf bir davranış gibi görünebilir; fakat bu görüş açısı Dostoyevski’nin hiç aklıma gelmemiştir. 50 thaler sonunda 1875’de ödendi ve Dostoyevski’nin hayatının son yılında, Moskova’da Puşkin Anıtı’nm açılışında, dramatik ama sahte bir barışına oldu aralarında. Fakat Turgenyev daha uzun yaşadı ve bir yazarın başka bir yazarın ölümü ardından söylediği en acı şeyleri yazdı. Bu yazısında, eski düşmanını Marquis de Sade ile kıyaslayarak şöyle devam ediyor:

“Ve bu bizim Sade’ımız için bütün Rus piskoposlarının törenler yaptıkları, bu evrensel insanın evrensel sevgisi üzerine vaizlerin vaazlar okudukları düşünülürse.. Doğrusu, garip bir zamanda yaşıyoruz.”

Dostoyevski, Edward H. Carr, İletişim Yayıncılık, 5.baskı, sayfa 163-166

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
“Bu satırları buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun ne kömür alacak param var.” Orhan Kemal

(1960'lı Yıllar) Bu yıllarda da parasızlığı had safhadadır. Mali durumu için "Fecinin de fecii!" demektedir. Ne sinema ne de gazetelerde...

Kapat