Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”nın başından sonuna kadar Raskolnikov’u pençesinde tutan ikilem

raskolnikovSuç ve Ceza’nın, Dostoyevski’nin görece en rahat ve uzun sürede yazdığı, anlatı alternatifleri üzerinde çalışabildiği romanlarından demiştik. Nitekim Dostoyevski, Suç ve Ceza’yı önce birinci tekil şahıs anlatısı biçiminde -anı olarak- kaleme alır, fakat hoşnut kalmaz sonuçtan. Sonra yargılama sırasında yazılan bir itirafa dönüştürür, yine beğenmez.

Olaydan sekiz yıl sonra yazılmış bir anı olarak kaleme alır, ancak bu da içine sinmez. Sonuçta, elimizde bulunan biçimde karar kılar. Başyaptıları serisinin başlangıcı olarak niteleyebileceğimiz bu romanla birlikte şu soruların peşine düşer: Gerçekliğin doğasını nasıl anlamalı ve yorumlamalıyız? Tanrı var mı? Bir insan olmak ne anlama gelir? Yaşamın amacı nedir? Diğer insanlara nasıl davranmalıyız?

Dostoyevski, Avrupa’da o zamanlar ortaya çıkmış ve popüler olan Bildungsroman tarzına yüz vermez. Bu tarzda kahramanın hayatı bir büyüme hikayesi biçiminde doğal evrimi içinde hikaye edilir: Doğacak, büyüyecek, gelişecek. Ya da hikayenin başladığı noktadan bir evrim aşamasına ilerleyecek. Yazarımız, kahramanın bu pedagojik gelişme süreciyle hiç ilgilenmez. Dikkatini ani ve hızla değişikliklere, ihlallere yoğunlaştırır, sonra ihlalcinin ruhunu mikroskop altına alarak düşüncelerini incelemeye başlar. Onun için önemli olan içerdeki fırtınalardır, yoksa kahramanı çevreleyen maddi dünyadakiler değil. Bu alışıldık anlatı biçiminin terki Dostoyevski romanlarına bir hikayenin ortasından başlanıyormuş hissi verir. Bir masumluk durumundan, bir sınır aşma eylemiyle birlikte masumiyetin yok olduğu bir aşamaya geçeriz. Dostoyevski’nin bu süreçte asıl ilgilendiği konu da, sınır ihlalinden ziyade, ihlalden sonra kahramanın yaşadıklarıdır.

Linde Ivanits, romanda açık ve örtük katmanların karşılıklı etkileşimini görür. Bir katmanda psikolojik bir gerilim macerası izlenirken, ikinci katmanda çoğunlukla (isimlerin önemi ve geleneklere atıf örnekleriyle yukarıda işaret ettiğimiz gibi) semboller ve imalar yoluyla o ilk katmana yorumlar getirilip, yüzeysel olaylara daha derin anlamlar yüklenir. Bu da romanı edebiyat tarihinin en büyük manevi arayış hikayelerinden birisine dönüştürür. Ona göre folklorik dip akıntıları Suç ve Ceza’daki iki farklı dünyaya ve gerçeklik algısına işaret eder: Eğitimli Rusların pozitivizm ve akılcılığı ile bilimsellik öncesi popüler inançlar evreni.12

Romanın başından sonuna kadar Raskolnikov’u pençesinde tutan da bu ikilemdir. Bu yollardan herhangi birisini çözüm olarak benimseyemez: Kan, şiddet ve ihlalin iktidara ulaştıran yolu ya da boyun eğme ve acı çekmenin İsavari kurtuluş yolu. Bu iki durum arasında bir sarkaç gibi salınır, her ikisini de sever ve nefret eder. Tıpkı Sonya ile bir karşılaşmasında içinin önce nefretle dolması, sonra hemen duygularının sevgiye dönüşüvermesi gibi. Boyun eğmiş meleksiliği ile Sonya bir yanda; kişisel irade, güce yönelimi ile Svidrigaylov öte yanda. Nitekim Dostoyevski’nin notlarında şu satırları okuruz: “Svidrigaylov umarsızlık, siniklik; Sonya umut, en zor gerçekleştirilebilir olan (bunlar Raskolnikov’un kendisi tarafından dile getirilmelidir.) O bunların ikisine de tutkuyla bağlıdır.”13 Not defterlerinde Raskolnikov için düşünülen alternatif sonlardan birisi de intihardır, romanda da birkaç kez değinilir bu ihtimale. Romanın sonunu kimileri biraz kolaya kaçılmış bulur. Dostoyevski ise çözümün, o yeni yaşamın ne olduğuna detaylı olarak girmeden, “Bu yeni bir hikayenin konusudur,” der; Girard’ın dediği gibi, o yeni hikaye hiç yazılmaz.

Hayati Roman
24-02-2016 http://www.sabitfikir.com/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here