Dünya Bankası: Yanılsamalar ve Gerçekler – Filiz Zabcı

Filiz Zabcı, uzun soluklu çalışması ?Dünya Bankası?nda, bugün Dünya Bankası?nın biçimlendirdiği, temel çerçevesini çizdiği politikaları, derinlemesine analiz ediyor. Zabcı, Banka?nın kısa bir tarihçesini verdikten sonra; Banka?nın özellikle 1990?lı yıllardan itibaren küresel pazar için ortaya koyduğu stratejiyi çok yönlü bir biçimde irdeliyor. Zabcı?nın çalışması, Dünya Bankası?nın, bize başka bir alternatifin olmadığını benimsetmeye çalışan kapitalizmin yapısal gerekliliklerinin ve kendisine özgü mantığının bir sonucu olduğunu gözler önüne seriyor. Kitap, eşitsiz ve adaletsiz sistemin önemli bir oyuncusunu, eleştirel bir bakışla masaya yatırmasıyla dikkat çekiyor.

Tanıtım Yazısı Dünya Bankası, her yerde. Dünyanın dört bir yanında, ama özellikle Üçüncü Dünya?da elini atmadığı bir alan neredeyse yok. Temel misyonunu yoksulluğu azaltmak olarak tarif ediyor. Peki yoksulluğu ne ölçüde azaltabiliyor? Bu kitap, bu sorunun yanıltıcılığından yola çıkıyor. Çünkü soruyu bu şekilde sormak, Dünya Bankası?nın eşitsiz ve adaletsiz bir sistemin önemli bir oyuncusu olduğunu gözden ırak tutmak sonucunu doğurabilir. Evet, kurulduğu yıldan bu yana Dünya Bankası uluslararası düzeyde ekonominin en belirleyici kuruluşlarından biri olmuştur ve dünyanın pek çok bölgesinde liberal ekonomik programların uygulanmasında, yoksul ülkelerin daha bağımlı bir hale getirilmesinde etkin bir rol üstlenmiştir. Dolayısıyla soruyu başka türlü sormak gerekir. Dünya nüfusunun büyükçe bir bölümünü açlık ve hastalıkla baş başa bırakan, milyonlarca insanı ancak kölelikle bağdaşır bir çalışma düzeni içine sokan, çıkar, iktidar ve kâr güdüsüyle donanmış güçlerin içinde Dünya Bankası?nın yeri nedir? Dünya Bankası: Yanılsamalar ve Gerçekler kitabı bu soruya yanıt verme amacı taşıyor. Kitapt özellikle Dünya Bankası?nın 90?lardan itibaren geliştirdiği stratejileri mercek altına alıyor. Banka?nın aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel bir kurum olduğu tezinden hareket ediyor ve onun hegemonik gücüne vurgu yapıyor. Bugün Dünya Bankası?nın biçimlendirdiği, temel çerçevesini çizdiği politikaları bilmeden içinde yaşadığımız dünyayı tam olarak anlamamız mümkün değildir. Filiz Zabcı?nın yıllara yayılan titiz çalışmasının ürünü olan bu yoğun kitap, sorunun anlaşılmasına önemli bir katkı sunuyor.

Kitabın Künyesi Dünya Bankası: Yanılsamalar ve Gerçekler Filiz Zabcı, Yordam Kitap, siyaset, 160 sayfa

Savaş Mantığının Yeni Yüzü – Kansu Yıldırım
(BirGün Kitap Eki, 114.sayı)
Yönetişim, krizler içinde boğuşan ve krizlerle yaşamayı öğrenmiş sermayenin uluslararası düzeyde kurumsallaşmaya yönelmesi sonucunda ortaya çıkan basit bir yönetim mekanizması ya da iktidar tipi tanımlanması değildir. Yönetişim, ulus-devletlerin kamu mimarisi üzerinde etkili finans-kapitalin kamu bürokrasisi ile kurduğu araçsalcı form da değildir. Filiz Zabcı?nın Dünya Bankası: Yanılsamalar ve Gerçekler kitabında bahsettiği gibi yönetişim, devlet aygıtının uluslararası piyasa koşullarına göre yeniden düzenlenmesinde, birikim stratejilerinin ve bunlara uygun hegemonya projelerinin karşılıklı eklemlenmesinde, tüm bunların gerçekleştirilmesi esnasında bağımlılık ilişkilerinin mistifiye edilmesinde ideolojik işlev üstlenen olumsal zorunlu bir yönetim mantığıdır. Yönetişimin tekabül ettiği ideolojik düzlemdeki mistifikasyon işlevini sürdürmesi için belirli öğelere/söylem düzeylerine ihtiyacı vardır. Bunların en önemlilerinden birisi ?sivil toplumcu? söylemler eşliğinde antagonistik ilişkilerin görünmezleştirilmeye çalışılması, sınıf mücadelesindeki odağın saptırılmasıdır. Bu bağlamda yönetişimin temel ilkelerinden olan sivil toplumculuk sermayenin toplumsal yapıda sırandan bir ?aktör? olarak görünmesini ve kamusal alanı kuşatmasını meşrulaştırdığı gibi 21?inci yüzyıldaki savaşların başlangıç saiklarının üzerini örtmekte, farklı bir ambalajla sunabilmektedir.
Yeni tip stratejiler

Kapitalist devletler savaşlara katılma gerekçelerini ve lojistik güçlerini ?etkin? ve ?hesaplı? kullanabilme ilkesi gereği maliyeti ve riski bölüştürebilecek paydaşlar, yerleşik otoritelerden rahatsız gruplar arayışına yönelmiştir. Paydaşlar özellikle belirli coğrafyalardaki ?sivil toplum? içinden seçilerek küresel sermayenin bölgesel çıkarlarının toplumsal taşıyıcıları konumuna getirilmektedir. Böylelikle savaşların başlatıcısı olan devletlerin ?insani müdahale?, ?demokratikleştirme?, ?dünya barışı? gibi başlıklar etrafında kapitalist veya ülkesel çıkarlarının toplumsal ve maddi çıktılarının sorgulanabilirliği azaltılmaktadır. Artık küresel güç denilebilecek ülkeler, savaşların meşru gerekçelerini inşa etmekte ve bu gerekçeleri küresel çapta benimsetebilmekte kredibilitelerini doldurmuşlardır.

Bugün kapitalist devletlerin benimsediği askeri müdahale biçimi, asimetrik karakterdeki toplumsal hareketlerin ayarlarıyla oynamaktır. Belirli coğrafyaları yeniden düzenleme ve paylaşma stratejilerine göre uzun erimli planlara girerek kendilerini konumlandırmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile başlayan süreçte yerleşik otoritelere karşı muhalif grupların desteklenmesine ilişkin strateji BOP?un doğrudan kim tarafından uygulanmaya konması nedeniyle sorgulanır bir pozisyonda verili coğrafyalarda (farklı ideolojik varyasyonlara göre) anti-emperyalist damarları kabarttı. Bu nedenle BOP siyasi düzeyde tarafların birbirini suçlamak veya olumlamak için kullandığı bir argüman havuzuna dahil olurken toplumsal açıdan uygulanabilirliği için gerekli rızayı üretmekte zorlandı. Bu nedenle BOP ile başlayan muhaliflerin desteklenmesine yönelik stratejik öğe yeniden işlendi. Güney Akdeniz Havzasında domino taşı etkisi yaratan isyan dalgasının özellikle Libya aşaması sonrasında küresel güçlerin konvansiyonel savaş mantığının yerine BOP tipi yöntemler izlediğini gördük. Muhalif yerel gruplar arasında ideolojik ve ekonomik düzeyde ilişki kurabilecekleri hızlı kadro devşirme operasyonlarına yönelerek isyan dalgası içinden dolaylı olarak egemen güçlere avantaj sağlayabilecek çatlaklar yaratmaya koyuldular. Özellikle Libya?da muhaliflere insansız hava araçları ile sağlanan periyodik istihbarat, lojistik sevkiyatının sıklaştırılması ve silahlı köktenci İslamcı gruplardan takviye edilen militanlarla ?özgür orduların? kapasitelerinin arttırılması gibi operasyonel destek bizatihi küresel güçler tarafından sağlanmıştı. Şimdi ise yanı başımızda Suriye?de benzer bir süreç işletilmeye çalışmaktadır. Tepeden demokrasi bahşetmenin dünya halkları nezdinde söylemsel geçerliliğinin kalmaması nedeniyle küresel güçler riskleri paylaştırabilecekleri yerel ortaklar yaratmaktadır. Suriye?de muhaliflere anti-tank roketlerinin, uçaksavar bataryalarının ve mühimmat tedarikinin arkasında bulunan küresel güçler, Türkiye?yi ise ikmal ve eğitim-lojistik destek sahası olarak görmekte; böylelikle Suriye içinde ve dışında yerleşik otoriteye karşı yürütebilecekleri bir savaşa devam etmektedirler.
Dikenlerin temizlenmesi

Bu mantıkla hareket edilen ?savaş yönetişimin? emperyalistlere sağladığı avantaj şudur: Ekonomik olduğu kadar ideolojik düzeyde, küresel-mekânsal yeniden yapılandırma süreçlerinde kendilerine ayak bağı olarak gördükleri iktidarları doğrudan karşılarına almadan, savaşların gerekçelerini ve hesaplanabilen ve hesaplanamayan sonuçlarını saklayarak, geniş bir rıza üretiminin sağlanmasıdır. David Harvey?in yaptığı ülkesel ve kapitalist mantığın gerilimli ilişkisine göre cereyan eden savaşlar, ?ezen? ?ceberut devlet? ve ?ezilen? ?masum? ?sivil toplum? ikilemine büründürülmekte, sivil üniformalı askerler ile yürütülen savaşların bilançosu masumane gösterilmeye çalışılmaktadır. Böylelikle yönetişimsel bir paradigma içinden savaşlara ampirik düzeyde ve ideolojik düzeyde meşrulaştırma ölçeği sağlanmaktadır. Savaş tazminatları, ele geçirilen bölgenin doğal kaynaklarının paylaşımı, çeşitli altyapı ve enerji ihalelerinin alınması gibi ekonomik ve diplomatik ?kazanımlar? yanında, evrensel sermaye mantığının küyerelleşme (glocalize) sürecinde ket vurabilecek dikenler temizlenmektedir.

Son olarak yeni tip müdahale biçimi olarak savaşın yönetişimsel mantığını ?ülkesel söylem? üzerinden değerlendirebiliriz. Ali Murat Özdemir?in Ulusların Sefaleti?nde belirtildiği üzere ülkesel söylem, kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretilmesinde nirengi noktasının somut ülkeler olduğu varsayımından hareket etmektedir. Bu söylem tipine göre devletler ve sınırları içindeki kitlelerin durumları sınıfsal içerimler üzerinden işlenmektedir. Savaşların ortaya çıkışında yahut küresel emperyalist güçlerin kendiliğinden ortaya çıkan toplumsal hareketleri ayartma hamlelerinin hepsi ülkesel söylemin maddiliği üzerinden okunmalıdır. Böylelikle savaşların risk paylaştırma stratejilerinde yeni tip müdahale biçimleri ayakları üzerine oturtulabilir.

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi, Politika
Filistin’in Çocukları / Hayfa’ya Dönüş ve Diğer Hikayeler – Gassan Kanafani

?Başlangıçta kendi içinde ve kendisinin sebep olduğu bir sorun olarak Filistin hakkında yazdım? Sonraları Filistin?i insanlığın bir simgesi olarak görmeye...

Kapat