Dünyanın ara ve kara renkleri

Bebek Arabasında Ayvalar, yazarının dil kurgusu ve çeşitli anlatım olanaklarını kullanmadaki devingenliğiyle baş döndürücü bir kitap. Dilin olanaklarını keşfettiren bir öykücünün dünyasına çarpmanın, sarsıcı baş dönmesi bu. Biçim ve kurguyu önemseyen bir yazarın dilin sonsuz olanaklarını denerken, içeriğin sahiciliğini yitirtmemesi hiç kolay değildir. Bu ilk kitabındaki öykülerin çoğunda bunu başarıyor Semih Erelvanlı.

Toplumun kenar mahallelerindeki, alt katmanlarındaki insanlar, öykü ?an?larında iç ve dış gerçekliklerin yarattığı çatışmaların, kültürel aidiyetlerinin; kimi zaman travmalarının kimi zaman gerçeküstü varoluşlarının ortasında yaşıyorlar. Büyülü bir gerçekliğin fışkırdığı kimi öykülerde dilin ibresi çeşitli insanlık durumlarının arasında bir yağmur sileceği gibi çalışıyor.

Çocuklar, çocuk dünyası, bu dünyanın ara ve kara renkleri birçok öykünün merkezinde yer alıyor. Çoğu öyküde, çaresizliklerin cehennemi küçük yüreklerde yanık izi bırakıyor. Yüreği ağzında yaşamalarda alınan hasarlar, bir ömür boyu ruhlarda taşınacak yaralar? (Kapı Zili, Sütlaç, Fermuar-Aşağı, Fermuar-Yukarı) Cam kâsedeki sütlaçlar çocukluğu örselerken, gerçeği küçük kardeşin de sezeceği kaygısıyla kapı önünde bekleşirken babayla kurulan içsel bağın bir tümcede varlık bulması: ?Pirinçten tatlı mı olur?? (Sütlaç)

?Bunun anarşist abisini Nur Baba türbesinin orda kapana kıstırmışlar.? Çocuk ruhuna fısıltıyla sızarsa bu cümle, kapana kısılmış fareler abidir artık, onları kurtarmak gerekir. Cennetten kardeşini izleyen abinin yokluğuna böyle katlanılır ancak. İnsanların işkenceyle yok edilmesinin meşrulaştığı totaliter toplumlarda, geride kalanların ürkek fısıltılarla dile getirdikleri gerçekliklerin yok hükmüyse; öykü kurgusunda üstü çizili cümlelerle karşılığını bulur. (Kapan?ın Elinde Kalır)

Erelvanlı, iz bırakan günceli de metinlerine taşıyan bir yazar. Bunu, insanı içinde yaşadığı toplumsal katmanların gerçekliğinden koparmayan bir bakış açısını, insani olanın camına üflediği bir merceğe dayayarak yapıyor. Aslında bu yaklaşım kurguladığı her durum ve öykü kişisi için geçerli. Ethem Sarısülük?ün öldürülmesini ve Uludere?yi konu aldığı Demir Leblebi Yutkunuyorum/Ethem?in (e) Hali ve Esmer Kuzular Köyü kitabın en güçlü öykülerinden. Adı geçen ilk öyküdeki tercih edilen anlatıcı, anlatıcının içsel gelgitlerini yansıtmada kullanılan teknikler, Kenan Komiser ve anne tiplemeleri bu güçlülüğü yaratan en belirgin etmenler. Bu öyküyü okurken, neden Rakel Dink?in ?Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!? sözü çınlıyor içimde…

?Yunus?un on dokuzluk körpe karısı karnında otlayan sıpaya aldırmamış, toplamış sıska bavulunu. Bahçenin göbeğindeki incir ağacının köküne okkalısından bir avuç beddua gömüp, geniş avlulu baba evine dönmüş.? Yunus, tüm sözcükleri kendi duyarlığında, bakışında yıkayıp kitabının sayfalarına sermek isteyen ateşli bir yazma tutkusunun en belirgin olduğu öykülerden biri.

Kanun ve Teklifleri, Mutluluk Halkaları gibi deneyselliğin, ironinin öne çıktığı metinler yazarın dilin olanaklarından yararlanma kıvraklığının örnekleri olarak farklı bir kategori oluşturuyor.

Erelvanlı?nın dilini kurmadaki ?meramını? anlatmaya yönelik derinlikli ve etkili devingenliği öykücülüğümüzün ufkunu genişletecek bir yazarlık kumaşına sahip olduğunun kanıtı gibi görünüyor.

CAHİT ÖKMEN
(07.05.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)

BEBEK ARABASINDA AYVALAR,
Semih Erelvanlı,
Evrensel Basım Yayın,
2014, 92 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Huzursuzluğun Kitabı – Fernando Pessoa

Yalnız bir adam, yalnız bir şehir ve post modernite sancilari... Kitabın yazarı ve aynı zamanda baş karakteri olarak, mahlaslarından Bernardo...

Kapat