Dünyayı Sarsan On Gün ? John Reed

Dünyayı Sarsan On Gün (Ten Days That Shook the World), 1917 Sovyet Devrimi’ni olanca canlılığıyla yansıtan bir anlatıdır. Devrimi günbegün izleyen Amerikalı gazeteci John Reed bir tarihçi titizliğiyle, belgelere dayanarak kurar yapıtını. Bu kitabı eşsiz kılan, başkaldırının açığa çıkardığı yaratıcı enerjiyle kaleme alınmış olmasıdır. Öyle ki baş döndürücü bir ivmeyle gelişen onca olay; gazete haberleri, polemikler, telgraflar, çağrılar ve bildiriler bir solukta okunmaktadır.
Umutlu bir anlatıdır Dünyayı Sarsan On Gün. Delik ayakkabılar içinde üşüyen ayakların umudu, isten kararmış izbelerin kararlılığı, aç midelerin cesareti üzerinedir. İşçi sınıfı tarih sahnesine bir kez daha çıkar: Ancak bu kez muzaffer özne olarak… Tarih çizgisinin kırıldığı bu noktada, John Reed’in okurları da sarsıntıya tanık olmaktalar.
“John Reed?in Dünyayı Sarsan On Gün adlı kitabını büyük bir ilgiyle ve dikkatim bir an bile dağılmadan okudum. Kitabı dünya işçilerine tereddütsüz bir şekilde tavsiye ediyorum. İşte, tüm dillere çevrildiğini, milyonlarca basıldığını görmek isteyeceğim bir kitap. Proleter Devrimi ve Proletarya Diktatörlüğü?nün gerçekte ne olduğunu kavrayabilmek için belirleyici önem taşıyan olayların gerçeğe uygun ve son derece canlı bir ifadesini sunuyor. Bu sorunlar yaygın bir şekilde tartışılıyor, ancak bu fikirleri kabul ya da reddetmeden önce, bu yargının anlamının tam olarak anlaşılması gerekir. John Reed’in kitabı, uluslararası işçi hareketinin temel problemi olan bu sorunun netleştirilmesi için şüphesiz bir katkı sağlıyor.” V. Lenin, 1919 sonu.

“N. Krupskaya’nın ilk Rus basımına önsözü”nü buraya alalım:
” ‘Dünyayı Sarsan On Gün’ işte John Reed’in bu şaşırtıcı kitabına verdiği ad. Bu yapıt, Ekim Devrimi’nin ilk günlerini olağanüstü bir doğruluk ve canlılıkla yeniden yaşatıyor. Karşımızda olayların basit bir sıralaması, bir belgeler dökümü değil, fakat öylesine yaşanmış tipik olaylar dizisi var ki devrimin içinde bulunan herkese kendisinin de yer aldığı benzeri sahneleri hatırlatmaktan geri kalmıyor. Sıcağı sıcağına çizilen bu tablolar, kitlelerin olayları nasıl hissettiklerini son derece güzel yansıtarak büyük devrimin farklı olaylarındaki gerçek olguyu da yakalamaya yardımcı oluyor.
Bu kitabın, ülkenin dilini ve törelerini bilmeyen bir yabancı, bir Amerikalı tarafından yazılmış olması ilk bakışta garip gözükebilir. Her adımda en gülünç yanlışlıklara düşebileceği, olayların en büyük faktörlerini unutabileceği düşünülebilir.
Yabancılar, Sovyet Rusya konusunda böyle yazılar kaleme almazlar. Ya olaylardan hiçbir şey anlamamakta ya da hiçbir zaman tipik olmayan bağımsız olayları genelleştirmektedirler. Şahsen, Devrim’in tanığı olanların sayıca çok az olduğu da doğrudur.
John Reed ise ilgisiz bir gözlemci olmamıştır. Sonuna kadar devrimci komünist olup olayların ve büyük kavganın gerçek anlamını kavramıştır. Görüş keskinliği de buradan ileri geliyor zaten, yoksa böylesine bir kitap yazma olanağını bulamazdı.
Ruslar da Ekim Devrimi’nden böyle söz etmezler; ya bu konuda bir yargı verirler ya da tanığı oldukları olayları anlatmakla yetinirler. Reed’in kitabı, halk yığınlarının başkaldırısını gerçekte olduğu gibi tüm bir tablo halinde vermekte olup bu yüzden gençlik için, gelecek kuşaklar için ve Ekim Devrimi’nin artık bir tarih olacağı gelecekteki insanlar için ayrıcalıklı bir anlam taşımaktadır. John Reed, Rus Devrimi’ne kopmaz bağlarla bağlıydı. Kendisine yakın hissettiği Sovyet Rusya’da tifüse yakalanarak öldü ve şimdi Kremlin’deki Kızıl Duvar’ın dibinde son uykusunu uyumaktadır. Devrim kurbanlarının cenazelerini anlatan John Reed gibi birine de bu onur layıktı. “

“Bu kitap gördüğüm bir tarih dilimidir. Ekim devrimi’nin, yani rus asker ve işçilerinin başındaki bolşeviklerin devlet gücünü ellerine geçirip onu Sovyetlerin ellerine bıraktıkları günlerin etraflıca bir öyküsü olmaktan öteye bir iddiası yoktur.
Kavga sırasında sevgim bağımsız kalamadı. Ama bu büyük günlerin tarihini yeniden yazarken, gerçekleri saptamaya uğraşan titiz bir tarihçi olarak olayların üstüne eğildim.” John Reed

Amerikalı gazeteci John Reed’in kitabı “Dünyayı Sarsan On Gün”ü Şubat Devrimi?nin ilk günlerinden itibaren Petrograd’da devrimin nabzını tutarak, İşçi ve Asker Sovyetleri oturumlarını izleyerek, cephede siperleri gezerek aç, çıplak askerlerle konuşarak, Ekim Devrimi?nin hemen öncesinde Bolşevik Parti?nin karargâhına dönüşen Smolni Enstitüsü?nün koridorlarında sabahlayarak ve 24 Ekim (yeni takvimle 6 Kasım) gecesi Kronstat?lı denizcilerin ardından Kışlık Saray’a girerek devrimin içinden bir tanık olarak yazdı.

Reed, harıl harıl tartışan, her sokak başını toplantı salonuna çeviren, durmadan okuyan, devrimci yayınları okuyabilmek için okuma-yazma öğrenen, örgütlenen işçilerin; yüzyılların karanlığını üzerinden atmaya başlayan yoksul köylülerin; yiyeceksiz, teçhizatsız, yarı çıplak cepheye sürülen askerlerin arasına da götürüyor okuru; yani devrim kıyametinin asıl koptuğu yerlere.

Kıyametin dönüm noktası ise, elbette ülkeyi gerici General Kornilov?un diktatörlüğüne teslim etmeye hazırlanan burjuvazinin ülkeye ihanetiydi. Reed, o günlerde bu kesimlerin ruh halini şöyle özetliyor:
“15 Ekim?de büyük Rus kapitalisti Stepan Georgiyeviç Liyanozov ile görüştüm. Bu adama ‘Rusların Rockefeller?i’ diyorlar. Kendisi politik görüş bakımından Kadet?tir.
?Devrim? dedi, ?bir hastalıktır. Yabancı devletler er geç buraya müdahale etmelidir; hasta bir çocuğu iyileştirmek, ona yürümeyi öğretmek için müdahale edilmesi gerektiği gibi. ? ?Proletarya diktatörlüğü? ve ?dünya toplumsal devrimi? bulaşıcı fikirlerdir?
?Bolşeviklerle iki yoldan başa çıkılabilir: Hükümet Petrograd?ı boşaltır, sıkıyönetim ilan edilir. O zaman bölgenin askeri komutanı yasal formalitelere başvurmadan bu baylarla başa çıkabilir? Ya da, mesela, Kurucu Meclis?te birtakım ütopyacı eğilimler ortaya çıkarsa, Meclis silah zoruyla dağıtılır…?
“Mülk sahibi sınıfların büyük kısmı (Geçici Hükümet bile) Almanları devrime tercih ediyor ve bunu açıkça söylemekten çekinmiyordu. Kaldığım Rus evinde her zaman yemekte konuşulan konu, Almanların gelmesi ve ülkeye ‘kanun ve düzen? getirmeleriydi? Bir akşamüstü Moskovalı bir tüccarın evindeydim, çay içilirken masada oturan on bir kişiye sorduk: ‘Wilhelm’i mi tercih edersiniz, yoksa Bolşevikleri mi?’ Bire karşı onla Wilhelm kazandı…”
Tam da bu ortamda, devrimi ezmek isteyen burjuvazinin kışkırttığı General Kornilov, Riga?yı Alman ordusuna teslim ederek, askeri diktatörlüğünü kurmak üzere Petrograd?a yürüyordu. Bolşeviklerin safına geçen birlikler, silahlanmış işçilerden oluşan Kızıl Muhafızlar?la birlikte Kornilov?u durduracak, bu darbe girişimi burjuvazinin ihanetini geniş yığınların bilincine kazıyarak Bolşevik Parti?nin hızla güçlenmesine neden olacaktı. İşçi sınıfının devrimci eylemiyle ülkenin kurtarıcısı durumuna gelen Bolşevikler, önce Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti?nde, ardından hızla Moskova, Kiev, Odesa ve diğer kentlerdeki Sovyetlerde çoğunluğu kazanacaktı… “

Cengiz GÜNDOĞDU, 01.11.2006, Insancıl Dergisi
Dünyayı Sarsan On Gün adlı eser önümde duruyor. Yordam Kitap’ın yayımladığı ilk eserlerden biri Dünyayı Sarsan On Gün.

İlk elde şunu söylemem zorunlu. Abuk sabuk kitapların ortalığı tozu dumana kattığı bir dönemde kuruldu Yordam Yayınları. Bu, insan için bir kazançtır.

Yabansı bir durum var karşımızda. İnsan, insana karşı bir akıntıya kaptırmış kendini. Gidiyor yuvarlana yuvarlana. Üstelik aldatıcı bir albenisi var bu yuvarlanmanın.

Aldatıcı albeninin tatsızlığı şurda. Bir zamanlar sosyalist oldukları için, şimdi pişman olanlar parlatıyor bu yuvarlanmayı.
Yordam Yayınları “Hayır” diyor yuvarlanmaya. İnsan için kazanç dediğim, Yordam’ın bu hayırı. İlk eserlerinden biri de Dünyayı Sarsan On Gün (John Reed, çev.: Rasih Güran, Yordam Kitap, İstanbul, 2006.)

John Reed, Dünyayı Sarsan On Gün adlı eserinde Sovyet Devrimi’nin nasıl oluştuğunu anlatıyor. Gün gün, saat saat Sovyet Devrimi’ni izliyorsunuz, ordaymışçasına.

Bu eser için Sovyet Devrimi’ni anlatıyor dedim. Sovyetler yıkıldı. Peki bu eseri neden okumalı. Tam da bu nedenle okumalı. Dünyayı Sarsan On Gün’de Sovyetlerin neden yıkıldığının izlerini gördüm.
Troçki, yeni hükümetin dış politikasını şöyle anlatır, “Bizim ilk hareketimiz bütün cephelerde hemen bir ateşkes anlaşması yapmak ve bütün halkları demokratik barış şartlarını tartışmak üzere bir konferansa çağırmak olacaktır. (…) Bu savaşın sonunda yeniden yaratılmış bir Avrupa görüyorum; ama diplomatlar tarafından değil, işçiler tarafından kurulan. Avrupa Federatif Cumhuriyeti -Avrupa Birleşik Devletleri- olmalı bu. (…) Eğer Avrupa yeniden uluslar gruplara parçalanacak olursa, o zaman emperyalizm yeniden başlayacaktır. Yalnız Avrupa Federatif Cumhuriyeti dünyaya barış getirebilir. Ama Avrupa halk yığınlarının hareketi olmadan bu amaçlar gerçekleşmez.”

Avrupa halk yığınları harekete geçmedi. Sovyetler yalnız kaldı.
Bu tartışma sırasında Lenin şöyle der, “Eğer sosyalizm yalnızca halkın fikri gelişmesinin elverişli bir düzeye erişmesiyle gerçekleşecekse, daha beş yüz yıl sosyalizm göremeyiz.”

Peki, o zaman n’apmalı. Düşünsel açıdan geri, karakter açısından bencil bir halkla sosyalizm nasıl kurulacak.

Lenin bu sorunu şöyle çözümler, “Sosyalist siyasi parti demek işçi sınıfının öncüsü demektir, halkın eğitim bakımından geri oluşu onu durdurmamalıdır.”

Eğitim Halk Komiseri Lunaçarski, yayımladığı yönergede öğretimle, eğitimi ayırır. Şöyle der, “Öğretim ile eğitimin ayrımının belirtilmesi gerekir. Öğretim hazır bilginin öğretmen tarafından öğrenciye verilmesi demektir. Eğitim ise yaratıcı bir iştir. Bireyin kişiliği bütün hayatı boyunca ‘eğitilir’, biçimlenir, içeriği bakımından zenginleşir, daha güçlü ve daha etkin olur.”
Bu belirleme doğrudur. Daha da doğrusunu yine Lunaçarski yönergede şöyle söyler, “Öğretim elbette önemlidir, ama kesin değildir. Burada en önemli olan eleştiridir, yığınların kendi kendilerini yaratmalarıdır.”

Şimdi soru şu. Sovyet halkı böyle eğitildi mi. Eğitilseydi Sovyetler çökmezdi.

Lenin, özel devlet tipi için şöyle der, “(…) Komün, ne yazık ki, sosyalizme başlamakta fazla gecikti. Komünün gerçek anlamı, burjuvaların aramayı âdet edindikleri yerde değildir; Komünün gerçek anlamı, özel bir devlet tipi yaratmasındadır. Oysa bu tür bir devlet, Rusya’da zaten doğmuş bulunuyor; bu devlet, işçi ve asker vekillerinin sovyetleridir.” (V. İ. Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, çev.: Muzaffer Erdost, Sol Yayınları, Ankara, 1992, s. 31.)

Lenin, özel devlet tipiyle kapitalizmden sosyalizme geçilmesi gerektiğini söyler. Bu zorunludur. Marksizmin anarşizmden ayrıldığı nokta budur.

Lenin, “Biz dünyayı yeniden kurmak istiyoruz” der. Sonra şöyle sürdürür, “(…) biz kendi kendimizden korkuyoruz. ‘Sevdiğimiz’, ‘alıştığımız’ kirli gömleğimizden ayrılamıyoruz. (…) Kirli gömleği atmanın zamanıdır, temiz çamaşırlar giymenin zamanıdır.” (Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, s. 66.)

Lenin, özel devlet tipini birçok eserinde açımlar. Ama Sovyetler özel devlet tipini kuramadı. Lenin’den sonra yeniden kirli gömleği giydiler. Oysa Dünyayı Sarsan On Gün’de Reed bir işçiyi şöyle anlatır, “Kamyonu süren ihtiyar işçi bir eliyle direksiyonu tutarken öteki eliyle uzakta parıldayan başkenti görmek için camı büyük bir jestle sildi. ‘Benim!” diye bağırdı. Yüzü aydınlanmıştı. ‘Artık hepsi benim / Benim Petrograd’ım!'”

Dünyayı Sarsan On Gün’de dünyayı yeniden kurmak isteyenlerin trajik kavgasını görürüz.

Yeni bir trajedinin yaşanmaması için kesinlikle okunmalı Dünyayı Sarsan On Gün.

Kitabın Künyesi
Dünyayı Sarsan On Gün, John Reed
Yayınevi: Yordam Kitap
Orijinal Ad : Ten Days That Shook the World
Çeviri: Rasih Güran
Sayfa Sayısı : 368
Baskı : 2. Baskı, Şubat 2008, İstanbul
Editör : Yeşim DİNÇER
Düzeltme : Ali GÜNDOĞAN
Yayın Yönetmeni : Hayri ERDOĞAN
Kapak Tasarım : Savaş ÇEKİÇ
İç Tasarım : Savaş ÇEKİÇ
Sayfa Düzeni : Şendoğan YAZICI
Baskı : Ayhan Matbaası

John Reed ‘in Hayatı
(1887 Portland/Oregon – 1920 Moskova), ABD?li gazeteci, yazar ve devrimci. Harvard Üniversitesi?nden mezun oldu (1910). American Magazine ve radikal The Masses (Kitleler) dergilerinde çalıştı. Metropolitan dergisince Meksika devrimini izlemekle görevlendirildi ve izlenimlerini ?İnsurgent Mexico? (İhtilâlci Meksika, 1914) adlı kitabında yansıttı. I. Dünya Savaşı?nda Avrupa?da gazetecilik yaptı. Ekim Devrimi sırasında Rusya?da bulunuyordu. Lenin?in dostluğunu kazanarak Ekim Devrimi?ni gerçeğe en yakın biçimde anlatan kitap olarak sayılan ?Ten Days That Shook the World? (Dünyayı Sarsan On Gün, 1919) için malzeme topladı. ABD?ye geri dönerek Komünist İşçi Partisi?nin örgütlenmesine katıldı (1919). New York (1918) ve Philadelphia?da (1919) karışıklık çıkarmakla suçlandı. Yeniden Sovyet Rusya?ya döndü ve tifüsten ölene dek burada kaldı. Kızıl Meydan’da Kremlin?e gömülen Reed?in yazılarının bir derlemesi John Stuart tarafından yapıldı (1955).

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Bağışlanmış Hüzün – Nevzat Çelik

Nevzat Çelik'in ?hayatımıza sevgili bir eleştiri? dediği bir aşk romanı olan Bağışlanmış Hüzün?de, her biten aşkta olduğu gibi geriye nefret...

Kapat