Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur? – E.A. Rauter

Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur“Bir zenginin aptal çocuğunun profesör (pekâlâ yapılabilir) ve bir işçinin akıllı çocuğunun bant kölesi (olağan durum) “yapılabildiği” ne kadar gerçekse, yıllar boyu belirli makinelerde aptalca hareketler yapmaktan başka işe yaramayan bir insan ordusunun yapılabileceği de o kadar gerçektir.”

E. A. Rauter’in 70’li yıllarda yazdığı kitap, burjuva eğitim sistemine getirdiği eleştirilerle her zaman güncelliğini koruyor. “Okulda insanlar imal edilir. Bu insan yapma sürecine eğitim denir.” cümleleriyle başlayan kitap; reklamlar, televizyon programları, okullarda derslerin işleniş biçimlerinden örnekler vererek sistemin nasıl devamlılığını sağlamayı hedeflediğini anlatıyor. Gerçeklerin çarpıcılığını son derece açık ve yalın biçimde anlatan çalışmanın okurun ufkunu açacağını düşünüyoruz.

“… Üstelik neden her zaman aynı kişiler ayak işlerini yapsınlar ki? Hareketsizlikten dolayı nasıl olsa daha erken öleceklerse neden profesörler çöp bidonlarını boşaltmasınlar ki?”

Eğitim şart mı?
(04/03/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
 İçinden bir türlü çıkılamayan hemen her toplumsal tartışma aynı noktaya varıyor: Sistem berbat! Bu konuda mutabıkız ve eleştirilmesi gerekliliğini sonuna kadar savunuyoruz ancak bir noktada klişe argümanlar ve uzadıkça uzayan ağdalı cümleler işin içine girince durum herkes için sıkıcı olmaya başlıyor. 68 kuşağının Avusturyalı kült yazarı Ernst Alexander Rauter’in kaleme aldığı “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur’sa, sıkıcı olmayan, “net” bir sistem eleştirisi aslında. Var olan sistemin, tektip, itaatkâr ve hatta itaat ettiğinin farkına bile varmayan insanlar yetiştirme süreci üzerine çeşitli pasajlar içeriyor kitap. Bunu yaparken o kadar sade bir dil kullanıyor ki, siyasi bilinci olmayan ya da düzeni azıcık da olsa kavrayamamış beyinlerde bile bir ampul yakmayı kolaylıkla başarabilir. 

Okulda insan imal edilir
 Kitabın kapağını açar açmaz Rauter tarzı, açık bir ifade karşılıyor sizi: “Okulda insan imal edilir.” Lafı hiç dolandırmadan konuya giriyor Rauter. Suçluyu hemen ilan ediyor: Okullar! “İnsan yapma olayına eğitim denir.” diye devam ediyor. “Aile çevresi, sinema, televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler, kitaplar ve afişler de bir anlamda okuldur. Bilgi üretmeye yarayan her yer okuldur ve amacı olmayan hiçbir bilgi yoktur. Çeşitli nesneler yapmak üzere farklı farklı araçlar kullanılır. İnsan yapma aracı da bilgidir.” Bu cümlelerle açılıp kısa ve son derece yalın bir şekilde meramını anlatan pasaj bir çıkışmayla nihayete eriyor; “Yaşama biçimimize bizden başka karar verecek kimse yoktur. Eğitimimizi planlayanlardan, hayatımızın gidişine burunlarını sokma yetkisini geri almalıyız!” Rauter’in yazdığı kısa pasajların çözümündeki her cümle, meydanlarda haykırılan sistem karşıtı bildirilerden tanıdık geliyor aslında.
 Rauter’ın, kitapta değindiği bir diğer başlık da eğitim sisteminin “devamlılığı”nın nasıl sağlandığı. Bu devamlılığı sağlayan gerçekleri tek tek sıralıyor yazar. Ne anlama geldiğini bile bilmediğimiz amaçları gerçekleştirmek için nasıl çırpındığımızı, bize okullarda verilen bilgilerin, kafamızda nasıl yargı kanılarına dönüştüğünü ve yargı ve kanıların da davranışlarımızı yöneten mekanizmalar olduğunu hiç çekinmeden, açık açık yüzümüze vuruyor. Ve sık sık yaptığı gibi öldürücü bir darbe indiriyor: ?Bizi yöneten bu mekanizmanın en önemli dişlilerinden biri, bazı istisnai durumlar dışında davranışlarımızı özgürce sergilediğimize inandırılmamızdır!” Bir başka pasajda sorgulamanın ilk şartıyla, soru sormakla aramızın kötü oluşunun kökenine iniyor. “Çoğu insan soru sormayı görgü kurallarına aykırı bulur. Soru sormaktan utanmak insanları terbiye etmenin bir sonucudur.” diyor. Okulun insanları “hayat kurtarıcı” diye tanımladığı “kimin yararına?” sorusunu sormaya alıştırmadığını söylüyor ve bir tokat daha indiriyor: “Tüm resmi öğretim tantanası insanlığa, onları yetenekli kurbanlık koyunlar yapmak dışında bir şey vermemiştir. Kurbanlık koyun yetiştirmek, bu hayvanlar ezbere şiir de okusalar, asla bir kültürel başarı değildir.? 

En büyük düşmanımız
 Kitap, 1970″lerin başında yazıldığından pasajlardaki birçok örnek o tarihlere özgü. Federal Almanya anayasası ya da Almanya?nın eski para birimi “mark” kitapta sık sık adı geçen “nostaljik” kavramlar. Ancak bu bile kitabın getirdiği eleştirilerin güncelliğini korumasına engel değil. Hatta burjuva temelli eğitim sisteminin üzücü gerçeklerinin o zamandan bugüne aslında hiç değişmediğini görmek açısından yararlı. Örneğin, bir zenginin aptal çocuğunun pekala profesör “yapılabileceği” ya da bir işçinin akıllı çocuğunun olağan bir şekilde bant kölesi “yapılabileceği” ne kadar gerçekse, yıllar boyu belirli makinelerde aptalca hareketler yapmaktan başka işe yaramayan bir insan ordusunun “yapılabileceğinin” de o kadar gerçek olduğunu anlatan örnekler düzenin Rauter tarzı vurucu bir şekilde açıklanışı. “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur”un Gözlem Yayınları tarafından basılan ilk baskısı 1976 tarihli. Kaldıraç Yayınevi, kitabı “yeni okurla, okuyup eyleyecek olanla, verili koşullara müdahale edip değiştirecek olanla, kendini kendi elleriyle ve aklıyla yeniden yaratacak olanla” tekrar buluşturmaya karar vermiş ve Melih Aytek Yıldırım?ın ilüstrasyonlarıyla süsleyip ikinci kez basmış. İyi de etmiş. Bu belki, resmi eğitimi sorgulamadığımız sürece onun kafamıza serptiği tohumların düşmanımız olmaya devam edeceğini bir kez daha hatırlatır. 

Onun beyni tam bir yurttaş beynidir
 “3 Aralık 1970 Perşembe günü, akşam saat 18.40’ta ikinci televizyon kanalı “Taçlı Başlar, Büyük Britanya Kraliçesi II. Elisabeth-Geleneklerle Yaşamak” adlı bir program yayınladı. Ekranda, nöbetçi askerlerin kraliçe önünde yaptıkları soytarılıklar gösterilirken, spiker: “Kraliçe Elisabeth en zengini olmasa bile, dünyanın en zengin kadınalrından biridir… 50 yarış atı barındıran ahırı var… güzel hayvanlar, hepsi aynı boy ve renkte… Her yıl atların eğitimine 55 milyon mark harcar? diyordu. Spiker, harası olmayan insanlardan ?sıradan ölümlü? diye söz ederken gır gır geçmiyordu. Bu metinden sonra Hyde-Park kısaca tanıtılıyordu: ?Hyde-Park’ta sözleriyle krallığa sataşmadığı sürece herkes istediğini yapabilir ve söyleyebilir.? Bu tören sonunda: ?Kraliçe geçen her birliği selamlıyor… dokunaklı bir görünüm… Onun demir disiplinini alkışlamak gerek.?
 Kraliçenin dünyanın en zengin kadını olması programcıyı rahatsız etmiyor. 6 bin İngiliz ailesinin geçimini sağlayabilecek olan para miktarını, Kraliçe’nin her yıl sayısız eğlencelerinden birine harcaması, onu ilgilendirmiyor. Kraliçenin neden insanların eğitimine her yıl 55 milyon mark harcamadığını sormayı düşünmedi. Onun için olağan olan şey akla sığmayandır. Kendisine hiçbir yararı olmadığı halde, Kraliçe?nin zenginliğinden dolayı seviniyor. Onun beyni tam bir yurttaş beynidir.
Kitaptan

Sunuş
Kitap 1970’li yılların başında yazıldığından birçok örnek o tarihlerden. Örneğin bugün Federal Almanya diye bir ülke yok, ama bir dolu ülke var; Almanya’da kullanılan ?mark’ diye bir para birimi yok ama para hâlâ var; Vietnam savaşı 1975 yılında komünistlerin önderliğinde Vietnam halkının zaferiyle sonuçlandı, ama Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de… hâlâ işgal ve savaş var; Rolls Royce hâlâ dünyanın en pahalı araba markası; 1970 yılında ABD’de 30 milyon yoksulluk sınırı altında yaşayan insan vardı, ABD’nin 2010 Eylül’ünde kendi yayınladığı bir rapora göre 2009 yılında bu sayı artık 30 milyon değil 43 milyon 600 bin (bkz. http://www.pressmedya.com/haber_detay.asp?haberID=2667); Persil diye bir deterjan hâlâ var; okullarda hâlâ düzene uygun kafalar oluşturulmaya çalışılıyor vb. vb. Ama Brecht’in bir şiirinde dediği gibi “Tankınız ne güçlü generalim/ yüz insanı ezer geçer/ ama bir kusurcuğu var…? Verilen örnekleri okurlar/okur grupları kendileri güncelleyebilirler…
***
Bu kitabı biz çok beğendik, bu kitabı okuyan Talebe gazetesinden talebeler çok beğendiler ve bize teşekkür ettiler yayınlayacağımız için, biz 76 basımındaki çeviriyi Almanca aslıyla karşılaştırıp bir anlamda yeniden çevirmiş olan Felicitas Hörmann’a teşekkür ediyoruz.
Biz, üniversiteleri burjuva yöneticilere ve onların kolluk kuvvetlerine dar eden öğrencilere, dosta-düşmana, herkese üniversitelerin kimin olduğunu hatırlattıkları için teşekkür ediyoruz. Biz, liselerde mücadele eden öğrencilere teşekkür ediyoruz. Bu kitabın yayınlanmasında hepsinin katkısı çok büyük.

“Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.” Albert Einstein

“Okulda insanlar imal edilir. İnsan yapma olayına eğitim denir. Aile çevresi, sinema, televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler, kitaplar ve afişler de bir anlamda okuldur. Amacı olmayan hiçbir bilgi yoktur. İnsan yapımında kullanılan bilgiler, yapmak istesiğimiz insan türüne uygun olmak zorundadır. Bizi “yapan” bilgileri, en önemli uğraşları mal, üretmek ve satmak olan kişiler seçer. Roket satan bir insanın, okullarda roketin korkunç bir silah olarak tanıtılmasından hiç çıkarı olabilir mi?
Yaşam üzerine sözüm ona daha fazla bilgiye sahip olan eğitim plancılarımız, bilgileri bizim yararımıza uygulamıyorlar. Yaşama biçimimize bizden başka karar verecek hiç kimse yoktur. Eğitimimizi planlayanların, hayatımızın gidişine burunlarını sokma yetkisini geri almalıyız.

Kitabın Künyesi 1
Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur
E.A. Rauter
Kapak Tasarım:Melih Aytek Yıldırım
Gözden Geçiren:Felicitas Hörmann
Çizimler:Melih Aytek Yıldırım
Çeviri:Merlin Ecer
Baskı Öncesi Hazırlık:Ülkü Gündoğdu
Kaldıraç Yayınevi
Basım Tarihi : 01 – 2011
Sayfa Sayısı : 192

Kitabın Künyesi 2
Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur?
E.A. Rauter
Bakış Yayınları / Düşünce Dizisi
Çeviren: Masis Kürkçügil
Baskı Tarihi: 1999
92 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Eğitim, Politika
Kutsal Değil, Onurludur Bizim Öğretmenlerimiz – Zafer Köse

Her 24 Kasım’da “öğretmenlik” ve “kutsallık” lafları dolaşır ortalıkta. Öğretmenler günü ilk kez 24 Kasım 1981’de kutlandı. Bunu başlatanlar 12...

Kapat