Edebiyatla Bilimi Anlatmak – Kadir Can Aydemir

Edebiyat, üç önemli yaratıcı düşünce tarzı olan sanat, bilim ve felsefeden tabii ki sanat dalına girer. Sanat; estetik olana, “güzel” olana yönelen eserler bütünü iken; edebiyat ise olay, düşünce ya da duyguların dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade edilme biçimidir. Bilim… Bilim ise apayrı bir kulvarda at koşturur. Bilimi, evrendeki her şeyi sistematik biçimde inceleyip sonuçlar çıkarmaya çalışan disiplinler bütünü olarak ele alabiliriz. Tanımlardan da anlaşılacağı üzere, sanatın bir dalı olan edebiyat ile bilim; iki, çok farklı bilgi türüdür.

Edebiyat ile bilimin birbirinden çok farklı dallar olduğunu, aslında tanımlarına gitmeden de ifade edebilirdik. Ancak burada, her ikisinden de birer parça teşkil eden, bilim konularını edebiyatla anlatma olayına yoğunlaşacağımızdan, kısaca da olsa tanımlara girdim. Ve üstelik bu dalların çok önemli bazı ortak noktaları da vardır. Nedir onlar? Bir kere, her ikisi de hayal gücüne ve yaratıcılığa dayanarak, insanı ‘yeniye/estetik/doğru olana’ sevk eder. İkinci olarak, her iki dal da dönemine not düşerek, ileriye doğru birikim sağlar.

Bilim ile edebiyatın ortak noktalarına rağmen, hangisini temel aldığınız önemlidir. Zira birini ya da diğerini öncelemeniz, sizi bambaşka yerlere götürür. Şöyle ki: Bilimi edebiyatla anlatmak… Edebiyatı bilim konularıyla icra etmek… Her ikisi de aynı şeyi anlatır gibi görünmesine rağmen, iki farklı boyutu ortaya koyar. Çünkü bilimi edebiyatla anlatma isteği ile edebiyatı bilim konularıyla yapma telaşı, bir ve aynı şeyler değildir. Birincisi, yani bilimi edebiyatla anlatma isteği, genellikle bilim camiasında olup da edebiyata sevdalı kişilerin yaptığı bir uğraş iken; ikincisi, yani edebiyatı bilim konusu ile sürdürmek, daha çok edebiyat kökenli olanların, bilimi konu olarak seçmelerine dayanır. Tabii ki bu, çizmeye çalıştığım tablo, tam da bu şekilde olmak zorunda değildir, yani tam tersi durumlar da olabilir. Ama genel olarak durum böyledir.

Bilimi edebiyatla anlatma biçimine “Bilim Edebiyatı” denilir mi? Bilmem! Yine mesela felsefeyi konu alan roman türüne “Felsefe Edebiyatı” denilir mi? Onu da bilmem! Ama bunlar, alternatif olarak sunulacak isimlerdir diye düşünüyorum.

Bu konulara girmemin, kuşkusuz benimle ilgili özel bir nedeni mevcut… Anlatayım. Şahsen ben, yaklaşık olarak dört yıldır uğraş verdiğim bir çalışma dolayısıyla, yukarıda tartışmasını yapmaya çalıştığım türün, yani bilimi edebiyatla anlatmaya çalışan türün, bir yazarıyım. Ve ilginçtir ki bu çalışmamda bana ilham veren kitap, bilim içinden değil de felsefe içinden gelmiştir. Ne mi o kitap? Şu, hemen herkesin bildiği, “Sofie’nin Dünyası” adlı kitap. Bu kitapta bilindiği gibi, felsefenin ne olduğundan, felsefe tarihine, siyaset ve teknolojiye kadar pek çok konu, sıra dışı bir roman kurgusu ile işlenmiştir. Ve bu eserin ne kadarının felsefe, ne kadarının edebiyat olduğu tartışmalıdır. Bu tartışma ise türün kendisinden ileri gelmektedir. Yani bir kompleks, karmaşıklık içermesinden…

Bana soracak olursanız, söz konusu kitap, pekâlâ bir edebiyat eseri, özelde de iyi bir romandır. On yedi yaşımda, notlar alarak okuduğum bu kitap, salt okuyup geçmediğim, geçemediğim, üzerinde pek çok şeyi düşündüğüm, hayatı sorguladığım, önemli bir eserdir benim için.

Kısmen bu kitaptan, kısmen de kendi fen bilgisi öğretmenliğimden kaynaklı; bilimin ‘ne’liğini, evrenin oluşumunu, insanın oluşumuna giden süreci, edebi bir dille, roman kurgusu içinde anlatma telaşına koyuldum. Ardından çalışmama, “Yapay Zekâ Bilge ile Bilime Yolculuk” ismini koymam… Sonunda, Doruk Yayınları ile anlaşarak, kitap haline gelmesi…

Dediğim gibi, bilimi edebiyatla anlatma telaşıma bir felsefe kitabı öncülük etti. Zaten bilimi temel alan edebi eserler çok çok kısıtlı olduğundan mıdır, nedir, bilmiyorum, ben, kitabımı yazdıktan sonra bu tarz kitapları okumaya başladım. Şimdi bu, okuyup incelediğim kitapların bir kısmından, sizlere bahsetmek isterim. Çünkü artık yaşamımın bir amacını da edebiyatın bu dalını, okurla buluşturmada görüyorum.

Bahsedeceğim ilk kitap, Doruk Yayınları’ndan çıkmış olan “Bir Bölü Sonsuz” adlı bir matematik romanıdır. Yazar Engin Yıldırım bu kitabında, matematikçi bir akademisyenin ve kendisine “çömez” olarak seçtiği öğrencisinin serüvenini anlatır. Kitapta matematikten fiziğe, fizikten felsefeye, bilgisayara ve hatta tarihe kadar pek çok konuya değinmeler göreceksiniz. Ve bu bölümler okumanıza değecektir. Ancak yazarın matematik gibi bir alanı, Tanrı kavramı ile birlikte, “mistik bir din anlayışı” ile süslemesi, benim anlam veremediğim bir konudur. Bu konuda bana katılıp katılmamak ise size düşecektir!

Bahsedeceğim ikinci kitap, yine Doruk Yayınları’ndan çıkmış olan “Sophie’nin Günlüğü” adlı matematik romanıdır. Bu kitapta yazar Dora E. Musielak, Fransız matematikçi Sophie Germain’in hayatından kesitlerle birlikte, aynı anda Fransız Devrimi’ni de -üstelik bir kurmaca günlükle- aktarmaktadır. Hiçbir özel ders ya da örgün bir eğitim almamış olan Germain’in matematikteki başarısı, aynı zamanda kadın yaşamını ve mücadelesini de gündeme alarak, kitabın ilginçliğini katlamaktadır. Yer yer, matematik formüllerini de içeren kitabın dili ise olabildiğince sadedir. Öneririm!

Diğer kitap ise Tudem Yayınları’ndan çıkmış olan Toprak Işık isimli yazara aittir. Aslında burada söz konusu olan dörtlü bir settir. Fen Bilimleri Serisi… Benim okuduklarım ise serinin ilk ikisi olan, “Babam Okulun En Çalışkanı” ile “Baba Beni Anlasana” adlı kitaplardır. Bu iki kitap üzerinden kısaca şunu söyleyebilirim ki ilkokul çağındaki çocukların ve velilerin eğlenerek, eğlenirken de öğrenerek okuyabilecekleri bir kitap serisi ile karşı karşıyayız. Yazar Işık, kitabında baba Cem Bey ve oğlu Bertan üzerinden, fantastik bir yolculukla, ilkokul fen bilgisi konularına giriş yapıyor. Yani… Okunası bir kitap serisi…

Önereceğim son kitap ise Kentkitap’tan çıkmış olan, Gül Sevim Pekmezci’nin “Dünya Beni Bekler mi?” adlı kitabıdır. Kitabın alt başlığı ise “bir fizikçinin zihni” ismini taşıyor. Bu kitapta kuantum teorisinden iklim değişikliğine, yapay zekâdan evrenbilime pek çok konu var. Temel meselesi ise akademik olarak çok başarılı bir gencin, alan seçme telaşının yanında, psikolojik bunalımlarıdır! Kitabı okumak biraz güç gibi gelir kimi okuyucuya, ama ilgiliyseniz çok da değil… Ancak yazarın psikolojik açıklamalar yapayım derken “ruhlar dünyasına, idealist felsefeye, hatta din dünyasına” girmesi, oralardan medet umar bir anlayışı aktarması, beni fazlasıyla şaşırttı ve üzdü! Sonra bir de baktım, konu tamamen “psikolojikmiş”! İlginç… Bilmem siz nasıl tepki verirsiniz kitaba!

Yazdığım tarz olan, bilimi edebiyatla anlatan kitaplarla ilgili, aktaracağım eserler şimdilik bunlar. Son olarak “Yapay Zeka Bilge ile Bilime Yolculuk” adlı kitabımın kahramanlarından bahsetmek isterim sizlere: Fen bilgisi öğretmeni olan kitabın yazarı, Yapay Zekâ Bilge programını yaratmada ona yardım eden amcaoğlu Sinan ve arkadaşı Önder, bu kitaptalar. Akademiden ayrılmış Kitapçı Tarık; biyokimya laboratuvarı sahibi Muhammed Hamza, onun genetik mühendisi kızı Hatice ve daha nice karakter, buradalar. Yine tüm bu kişilerin hırslı çalışmaları, bilim sevdaları, dostlukları, kırgınlıkları, dramları ve tabii ki aşkları, sizi bekliyor olacak. Şimdiden iyi okumalar…

Kadir Can Aydemir
(19 Mayıs 2021)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here