Edebiyatta Franz Kafka – Ayşe Kaygusuz

Dünya edebiyatında en çok tartışılan, yorumlara sığmayan ve biçim yönünden, zor eserler bırakan Kafka; Çek asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, 1883? te Prag? da doğmuş büyümüştür.
Taşralı, Çek işçi sınıfından olan babası, evlendikten sonra zengin olmayı başarmıştır. Annesi ise varlıklı, aydın bir Alman Yahudi ailesinden gelir. 1901? de babasının zoruyla Prag Üniversitesi?nde Hukuk öğrenimine başlar. Bir taraftan da Sanat Tarihi ve Alman Edebiyat dersleri alır.
1906? da Hukuk doktorasını tamamlar, stajını yapar. 1907? de Assicurazioni Generali adlı İtalyan şirketinde çalışmaya başlar. Aynı yıllarda eserlerini yakılmak üzere bırakacağı Maks Brod ile dostluk kurar; O? nun sayesinde Feliks Qelitsch, Oskar Baum, Gustav Janouch ve Franz Werfel gibi edebiyatçılarla tanışır. Yahudilikle ilgilenip, İbranice öğrenir.
1912 ile 1914 yılları arasında Felice Bauer ile iki defa nişanlanmasına rağmen, onunla evlenmez. Bu ilişkiden geriye beşyüz?ün üstünde mektup kalır. Bu mektuplar Kafka?nın ölümünden uzun yıllar sonra 1967? de yayınlanır. 1914?de 1. Dünya Savaşına zayıf bünyesi nedeniyle askere alınmaz. 1915? de Carl Sternheim kendisine verilen Fontane Ödülü?nü Kafka? ya aktarılmasını ister.
1917? de bir gece yarısı kan boşalmasıyla, heyecanlanır, korkar. Pencereye koşar, musluğa gider, odada dolaşır; kanama bir türlü durmaz. Bu kan boşaltmasını ve hastalığını, Milena? ya mektuplarında şöyle anlatır.
?Ama üzgün değildim, biliyorum kan durunca, üç dört yıldır sürüp gelen uykusuzluğum sona erecekti. Durdu kan.(O gün bugün bir daha da olmadı.)Ben de sabaha değin deliksiz bir uyku çektim.?
?Benim sıkıntım içimden; ciğerlerimin hastalığı içimin sıkıntısını örtmek için çıktı ortaya. İlk iki nişanlanmamdan beri-sizin anlayacağınız dört beş yıldır-hastayım ben.?
1920? de, Almanca yazdığı eserleri Çek diline çevirmek için izin isteyen, Milena Jesenka ile mektuplaşmaya başlar. Kafka?dan oniki yaş küçük olan Milena evlidir. Uzun yıllar mektuplaşmalarına rağmen, sayılı denecek kadar az buluşur, görüşürler. Kendi deyimiyle sevdasının içinde erir. Dostu Gustav Janouch ile aralarında geçen bir konuşmada sevdayı şöyle tanımlar:
?Nedir sevda? Her şey bir yana, oldukça yalındır. Sevda yaşamımızı değerlendiren, yaygınlaştıran ve varsıllaştıran her şeydir. Doruklarında ve derinliklerinde. Bir araba gibi birkaç sorunu vardır sevdanın. Tek sorun sürücü, yolcular ve yoldur. Sevda hep asla iyileşmeyecek bir biçimde yaralara neden olur, çünkü sevda hep pislik ile el eledir. Yalnızca sevilenin öz istemi sevgiyi pislikten ayırt edebilir.?
Milena? ya yazdığı mektuplar, tıpkı daha önce Felice Bauer? e yazdıkları gibi, dilimize de çevrilmiştir. Büyük aşkı Milena, dostları Max Bord? a yazdığı mektupların birinde, Kafka?yı şöyle anlatır:
?Çok kötü günlerimdeydi, telgraf çekmiş, telefon etmiş, mektuplarımda yalvarmıştım.? ?Kalk gel, demiştim. Gelmedi? Neden mi? Çabuk makine yazabiliyor diye hayran oldu -gerçekten hayrandır- müdürüne söyleyemezmiş bu dileğini! Yalan da söyleyemezmiş müdürüne, öyle bir adama nasıl yalan söylenirmiş? İlk nişanlısını niçin sevdiğini, o kıza niçin bağlandığını sorsanız şu karşılığı verir. ?Çok çalışkandı, tuttuğunu koparan bir kızdı da ondan!?
Hayır, hayır anlayamaz dünyayı, yabancısıdır yaşamın. Gizemli sır dolu bir şeydir yaşam dediğimiz. Hiçbir zaman başaramayacağını sandığı bu ?tuttuğunu koparan? olayına aklı durur, hayrandır, hem de insanın gözünü yaşartacak, çocuksu bir bilgisizlikle hayrandır.?
?Hepimizde bir yaşam gücü vardır, görünüşe kapılırız, yalana sığınırız bizler, olaylara göz yumabiliriz, iyimser ya da kötümserliğe başvurabiliriz zaman zaman, bir kanıyı savunabiliriz hiç değilse. Ama o sığınmaz bu türlü koruyucu nesnelere. Yalan söylemek elinden gelmez ilkin, beceremez ki? Sarhoş olmayı da beceremez. Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde. Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine. Giyinik insanların arasında çırılçıplak dolaşan biridir o. İster iyilik, ister kötülük olsun, yaşamına yardımcı olacak nesnelerden yoksun olunca, kendi başına bir varoluşculuk oluyor onunkisi. Kahramanlıktan uzak bir yalnızlık içindedir Franz.?

?Her insanın kendi yaşamı ve kendi Tanrısı vardır.? diyen Kafka; doğruluğu yaşamın kendisi, yaşamı da özgürlük olarak görür. Özgürlüğün olmayışını ölüm; ölümü de yaşam kadar gerçek kabul eder. ?Her ikisine birlikte açığız? der. Her şeyin doğallığını sever. Çocukluğunda yaşadığı Yahudi mahallesini içinde yaşatır hep.
?Hala yaşıyor hepsi bizde- karanlık köşeler, gizli geçitler, kapalı pencereler, sefil avlular, şamatalı meyhaneler ve meymenetsiz hanlar. Yeni yapılmış kentin geniş caddelerinde yürürdük. Ama adımlarımız ve bakışlarımız kararsızdı. Sefilliğimizin eski sokaklarında eskisi gibi titrerdik. Eninde sonunda başarılmış olan viranelerin temizliğini hiç bölmez bizim yüreklerimiz. Bizim içimizdeki sağlıksız eski Yahudi Mahallesi, çevremizi saran yeni ve sağlıklı semtten çok daha fazla gerçekti. Bir düş içinden yürürdük gözlerimiz açık: kaybolmuş bir çağın bir hayaletiydik bizler yalnızca.?
1922?de sağlığının kötüye gitmesiyle emekliliğini isteyen Kafka, Dora Diamant adlı yirmi yaşında bir kızla kısa bir mutluluk yaşar. 1924? te Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu?nda hayata gözlerini kapar.
Dünya edebiyatındaki yeriyle büyük önem taşıyan Kafka; yazdıklarının üstünden yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunanlar arasında olması tesadüf ya da şans değildir. Kafka; kendi iç çatışmalarıyla, gerçeği kendine özgü bir dille anlatır. Süslü ifadelerden, yapmacık tanımlamalardan hoşlanmaz. İnsanın dile getiremediği durumları ifade eder yazılarında. İnsanın sorumluluklarından soyutlanması olarak, içindeki ?hayvanı? anlatır. Bu, bütün iyi niyetine anlayışına ve insanın kendi olmasına karşın var olan bir hayvandır. Öyle ki kendi içini acıta acıta bu hayvanın, varlığını kabul eder. ?Dönüşüm? kitabında olduğu gibi, ailesinin ve çevresinin de kabul etmesini bekler. Ailesinin yanında olmasına ve etrafındaki insanlara rağmen, yine içini acıta acıta yalnızlığını vurgular. Belki de bu yalnızlık, otoriter bir babanın karşısında aşağılık kompleksi duyduğu ezikliğidir. Belki de açıklayamadığı başarısız olma korkusudur. Yaşamından da yazdıklarından da memnun olmamıştır hiç bir zaman. Yine de yaşamı ciddiye alır, çevresini ve olayları iyi gözlemler. Almanca konuşan bir Çek oluşu, sosyal ve kültürel çevrede yaşadığı yabancılaşma kişiliğinin oluşumunda en büyük etkendir.
Yaşarken varlığı bilinmeyen, öldükten sonra kısa sürede meşhur olan bir yazardır. Babasına karşı savunmasızlığını ve çaresizliğini, yazarak azaltmaya çalışır. Bu yüzden yazmayı, yaşamda kalma savaşı olarak görür. ?Şu korkunç uykusuz geceler olmasaydı, hiç mi hiç yazamayacaktım. Ama hep benim kendi karanlık yalnızlığımı anımsatıyorlar bana? der.
İnsanlarla, sözden çok davranış dili ve yüz ifadesiyle iletişim kurarak düşüncelerini anlatır. Yazılanlar deneyimin tortusundan başka bir şey değildir.? ?Yazmak zaten ruhların bir tür çağrılışıdır? der yazı için.
Kafka kendisini çok fazla sorgulayan, kimi zaman da kendisiyle ilgili sabit fikirleri olan bir yazardı. Yazdığı günlük ve mektuplar yaşamını ve bu yaşamın nasıl yanlış gittiğini yansıtmaktadır. Kurgusal yazıları deneyimlerini şekillendirmenin ve kavramanın daha dolaylı bir yoluydu. Her ne kadar Kafka?nın yaşantısı ve kurgusal yazını birleştiren sayısız bağ varsa ve bunları belirlemeye çalışmak bir yere kadar önem taşısa da, onun eserleri, aynı diğer yazarlarda olduğu gibi, muhtemelen yaşam öyküsel kökenlere indirgenemez. Bizi Kafka?yla ilgilenmeye iten şey, onun yazdıklarının sınırsız bir şekilde yaşadıklarını aşmasıdır.
Onun yazdıkları tekrar tekrar okunabilir, her okuyuşta yeni bir şeyi açığa çıkarır, varoluşçuluktan yapısalcılığa ve sömürgecilik sonrası döneme kadar her eleştiri ekolü için malzeme oluşturur. Yapıtlarının biraz çok yönlülüğü bunların büyüklüğünün de ispatıdır, çünkü klasik bir eser tam olarak her açıdan yeniden keşfedilebilen eserlerdir.
Kafka okumak kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Onun yapıtlarında imkansız olaylar sanki kaçınılmazmış gibi gerçekleşir ve hiçbir açıklama yapmaz.
Kafası karışan yalnızca karakterler değildir; okuyucu da aynı durumdadır. Olaylar, aynı sinemada olduğu gibi yalnızca başkahraman bakış açısından anlatılır. Birkaç ufak istisna dışında yalnızca onun gördüklerini görürüz.
Kafka neden okurun aklını böyle karıştırmaktadır? Aslında yaptığı, kısmen modern edebiyatın yaygın eğilimini daha da uca taşımaktır. Yıllar önce Roland Barthes modern edebiyatla eski dönem edebiyatı arasındaki ayrımı dile getirmek için, ilkinin yazarsal metinler (textes scriptibles), ikincisinin okursal metinler (textes lisibles) ürettiğini söylemiştir.
Kafka ve Conrad 19. yüzyıldaki modellere çok şey borçlu olan yüzeysel okumaya değer hikayeler üreten, ama dikkatli okuru psikolojik ve epistemolojik muammalarla şaşırtan muhafazakar yenilikçilerdir. Kafka okuyan birinin kafasının karışmasının sebebi önemli bir noktayı kaçırması değildir. Onun metinleri gerçekten şaşırtıcıdır. Öyledir, çünkü Kafka?nın yazılarındaki gerçekliğin temel özellikleri belirsizlik ve kafa karışıklığıdır. Kafka?nın yazdığı metinlerin yüzeyinde çatlaklar oluşturan ve her edebi üslubun aslında gerçekleri göstermenin yalnızca geçici ve yetersiz bir yöntemi olduğunu bize bir kez daha hatırlatan bir dizi ipucu ve kinayedir.
Kafka kurumların çalışma sistemlerini analiz etmesi ve kurumlar içinde çalışan insanların bedenlerini ve akıllarını nasıl baskı altında tuttuklarını göstermiş olması, eserlerinin bugün hala okunuyor olmasının etkenlerinden biridir.

Milena? ya yazdığı mektuplardan birisi

Pazartesi, öğleden sonra

Sabahki mektubumda dediklerimden daha çoğunu söylemedim dersem, yalan olur? Seninle konuştuğum gibi, kimseyle rahat konuşamam, kimse senin kadar benden yana olmadı da ondan, kimse senin kadar iyi niyetli ve her şeyi kavramış değil de ondan, evet ?her şeye rağmen!? (Bu ?her şeye rağmen? den ayırman gerekir.).
Mektuplarının içinde en güzelleri (Çok önemli bu, çünkü mektupların bir bütün olarak,-hemen her tümcesi- güzel, yaşamımda bana verilen en güzel şey bu mektuplar) ?korkumu? haklı gördüklerin, haklı görüp savunmaya çalıştıkların, kokmamam gerektiğine beni inandırdıkların. Korkuyu savunurken ?rüşvet? almış bir avukatın durumuna düşüyorum kimi zaman, ama için için de hak veriyorum anlaşılan, evet korku demek, ben demek, bekli de en iyi yanım bu, kim bilir? En iyi yanım bu olunca, sende ister istemez bu yanımı seviyorsun! Yoksa bende sevilmeye değer başka ne olabilir? Ama bu yanım sevimlidir, bilirim.
İçimdeki o korku ile cumartesiyi nasıl olur da ?iyi? geçirebileceğimi sorarsan, anlatması güç olmaz. Seni sevdiğime göre (Evet, seviyorum seni, anlayışı kıt kız, için rahat etimi? Koca deniz, dibindeki küçücük taşı nasıl severse, benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse, o küçük taş ben olurum bir gün), yeryüzünü de seviyorum demektir, sol omzunu, hayır sağ omzundu önce, canım isteyince öperim de onu (Aç biraz omzunu, n?olur?) sol omzun sonra gelir; sonra ormanda üstümdeki yüzün ve çıplak göğsünde dinlenen başım. ?biz tek insan olduk bile? demekte haklısın, korkmuyorum da bundan ötürü, tersine, bu benim tek mutluluğum, tek böbürlendiğim şey, yalnız olmana da yüklemiyorum bunu.
Gün ışığında kavuşulan yaşam ile ?yatakta geçen o yarım saat? arasında bir uçurum var biliyorum, ?erkek işi? diye adlandırmıştın bir kez, hem de tiksinerek? Ben de kurtulmuş değilim bundan, ama kurtulmak istemiyorum belki de. Olanlar gece olmuştu orda, geceyle ilintisi olan bir şeydi, oysa ben gün ışığında kavuştuğum yaşamı tutuyorum elimde, baştan kavuşmak için geceyi mi aşmam gerekiyor? Elde edilmiş bir şey baştan elde edile bilinir mi? Yitirmek olmaz mı bu? Dünyam bu benim. Şimdi tılsımlı bir nesneyi elde etmek için el çabukluğu ile Binbir Gece Masallarını yaşayacağım diye geceyle ilintisi olan yöne mi döneyim? Hayır olmaz. Bundan korkarım işte.
Her gün açıkgözle düşlediğim şeyi, çabucak, soluk soluğa, baş dönmeleri içinde, umutsuz, acınacak bir durumda ve bir anda elde etmek, güzel mi? (?Belki? çocuklar başka türlü doğmaz, ?belki? çocuk dediğimiz de bir çeşit tılsımdır, kim bilir? Geçelim şimdi bunu.) Sana borçluyum bunu Milena, onun için yanında çok rahat ve çok rahatsızım, onun için yanında çok çekingen ve çok özgürüm; bunu anladıktan sonradır ki, bütün öteki yaşamıma boş verdim. Gözlerime bak!
Şu son satırlara delice bir şey katmak isterdim (Çılgınca bir kıskançlık) ama sevin, korkma, yendim bu isteğimi.

Bazı eserlerini şöyle sıralayabiliriz.
1904-1905 Beschreibung Eines (Bir Savaşın Tasviri)
1906-1907 Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande (Taşrada Düğün Hazırlıkları)
1913 Betrachtung (Gözlem)
1911-1914 Der Verschollene (Kayıp)
1912 Die Verwandlung (Dönüşüm)
1914 In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi)
1914 Der Prozess (Dava)
1915 Der Dorfschullehrer (Köy Öğretmeni)
1922 Das Schloss (Şato)

Kaynakçalar:
?Kafka ile Şöyleşiler?. İlya yayınları
Gustav Janouch çev: Erol Esençay
?Sevgili Milena? Say yayınları
Franz Kafka çev: Adalet Cimboz
?Dönüşüm? İlya yayınları
Bünyamin Ergün 1 Aralık 2006
Franz Kafka çev: Gülperi Sert
?Kafka? Kültür kitaplığı 72
?Kafka? Rıtchıe Robertson
Kültür kitaplığı 72 çev: Elif Böke

Ayşe Kaygusuz

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Nazım Hikmet’in Açlık Grevi Günleri – Abidin Dino

Nâzım, açlık grevinin başlangıcını ve sonrasını bize Caddebostan'da, benim evimde, daha doğrusu Anadolu yakasında Adalar?a karşı, yazlık olarak kiraladığımız küçük...

Kapat