Edgar Allan Poe / Ölüm, kahır ve diğer hüzünlü şeyler

Edgar Allan Poe korku ve deliliğin tasvirine öncülük ederken, aynı zamanda bazı akıl-dışı ve gizemli güçlerin şaşkınlık verici hikâyelerini de edebiyat dünyasına kattı. “Morg Sokağı Cinayetleri” ve “Marie Roget’in Gizemi”, polisiye-suç edebiyatının ilk örnekleriydi ve etkileri, günümüzün suç romanlarında ve polisiye öykülerinde hâlâ sürmekte.

Bazı edebiyat-sever kafelerde duvarı süsleyen siyah-beyaz fotoğraflarından suretine aşina olduğumuz Poe, insan benliğinin (ve belleğinin) en ürkütücü dehlizlerinden kaçıp gelmiş, umutsuz, yorgun ve yitik bir şahsiyet gibi görünür. Boynuna bağladığı fular, sanki boğazını sıkıca saran keder gibi başını dik tutar. Koyu renk gözlerinde göz bebeği seçilmez. İki küçük ve karanlık noktadan dünyayı izler; ürpertici ve bomboş gözlerle bizlere bakar ve faniliğimizi yüzümüze vurur.

Amerikan ve Anglo-Sakson edebiyatının gelmiş geçmiş en güçlü isimlerinden olan Edgar Allan Poe, Amerikan Romantik Hareketi ile de ilişkilendirilen bir yazar, şair, editör ve edebiyat eleştirmeniydi. Gizemli ve korkunç hikâyeleriyle tanındı. Kısa öykü türünün ilk Amerikalı yazarlarından biriydi ve çoğunlukla kurmaca-polisiye türünün mucidi olarak kabul edildi. Poe, aynı dönem ortaya çıkan bilim-kurgu türüne yaptığı katkılardan dolayı da edebiyat alanında saygı gören bir yazardı. Yazdığı eserler, Amerikan edebiyatını ve ayrıca kozmoloji ve kriptografi gibi diğer uzmanlık alanlarını büyük oranda etkiledi.

En tanınmış eserleri genellikle Gotik bir havaya sahipti ve ayrılık, ölüm, ölülerin dirilişi ve yas gibi konulara odaklanmıştı. Poe’nun yazın tarzı, karanlık-romantizm akımının da temel taşlarından biri olarak kabul görür. “Kuzgun” ve “Annabel Lee” gibi üstün nitelikli şiirleriyle büyük bir şöhrete kavuştu. Genellikle ay ışığının aydınlattığı mezar taşlarının gölgesinde ya da yıkılmış kalelerin harabelerinde gizlenen umutsuz ve gizemli bir figür olarak görülür. Ancak elbette bu imaj, gerçekte var olan Poe’nun karikatürize edilmiş ve yetersiz bir tanımlamasıdır.

Poe’nun ismi, ilk etapta katiller ve delileri, dünyadan erken göçenleri ve ölümden geri dönen esrarengiz kadınları akla getirir. Eserleri 1827’den beri basılmaya devam ediyor bunların birçoğu, artık klasik edebiyat alanındaki ebedi yerini çoktan kazanmıştır. Kısa öyküler, şiir, roman türlerinin yanı sıra, bir ders kitabı, bilimsel bir teori kitabı ve yüzlerce deneme ve edebiyat incelemesi yazmıştır.

HÜZÜNLÜ BİR BAŞLANGIÇ

Edgar Allan Poe, 19 Ocak 1809 tarihinde Amerika’nın Boston kentinde dünyaya geldi. Doğduğu dönem, her iki ebeveyni de Boston’daki bir yapım şirketine bağlı tiyatro oyuncuları olarak hayatlarını kazanıyordu.

Babası David Poe Jr., oyunculuk tutkusu nedeniyle hukuk kariyerini terk etmişti; buna karşın, muhtemelen sahne korkusu nedeniyle, çok başarılı değildi. Annesi Elizabeth Arnold Hopkins Poe ise, oyunculuk yeteneğinin yanı sıra övgüye değer bir ses ve çekici figürüyle alkışlara mazhar olan başarılı bir oyuncuydu. Ailenin üç çocuğunun ikincisi olan Edgar, ailesi Boston’da yaşarken doğdu. Ağabeyinin adı William Henry Leonard Poe ve kız kardeşinin adı Rosalie Poe idi.

1809 yazında, Edgar’ın doğumundan birkaç ay sonra, aile New York’a taşındı. Kısa bir süre sonra agresif ve alkolik bir karaktere sahip olan babası David Poe ailesini terk etti ve bir daha geri dönmedi. Eşi Eliza, o zamanlar Rosalie’ye hamileydi ve iki oğluna bakma sorumluluğuyla baş başa kalmıştı.

New York’ta tek başına zorlu bir yaşam mücadelesi veren Eliza, tüberküloza yakalandı. 8 Aralık 1811 günü ardında üç yalnız çocuk bırakarak öldü. Annelerinin ölümünden sonra üç kardeş ayrıldı. Leonard ve Rosalie, bir aile tarafından evlat edinildi; Edgar, vaftiz babası John Allan ve karısı Frances Valentine Allan ile birlikte yaşadı.

John Allan, o zamanlar Richmond kentinde yaşayan, İskoçya kökenli başarılı bir işadamıydı. Çocuk sahibi olmasalar da Edgar’ı resmi olarak evlat edinmediler. 1815’te, Allan ailesi Büyük Britanya’yı ziyarete gitti. Aile Londra’da yaşarken, Edgar, John Allan’ın doğduğu İskoçya’da kısa bir süre eğitim gördü. Burada bir dil okulunda okudu.

1816’da, Londra’ya geri döndü ve 1817’den sonra Stoke Newington’da bulunan Manor House School’da öğrenim gördü. 1820’de Amerika’ya, Richmond’a döndü.

John Allan yaşı ilerlediği için evlatlık çocuğunu aile şirketinde çalıştırmaya karar verdi; Ancak, Edgar’ın gençlik şiirleriyle kaplanan şirket defterlerinin arka kısımları, Edgar’ın bu işte çok başarılı olmayacağının göstergesiydi. Edgar, çocukluk kahramanı, ünlü İngiliz şairi Lord Byron’un yolundan gitmeye karar vermişti.

1826’da Edgar, yeni kurulan Virginia Üniversitesi’nde okumak üzere Charlottesville’e gitti. Akademik olarak iyi bir performans sergilese bile, para kazanmak için kumar oynamaya başladı ve kısa süre sonra borç batağına battı. John Allan’ın bu borcu ödemeyi reddetmesinden sonra, Edgar 1827’de üniversiteden ayrıldı ve eve döndü.

KARANLIĞA GÖMÜLEN BİR HAYAT VE ÖLÜM

16 Mayıs 1836 günü Edgar Allan Poe, kuzeni Virginia Eliza Clemm ile evlendi. Evlendiğinde Edgar 20, kuzeni Virginia ise henüz 13 yaşındaydı. Evlilikleri hakkında farklı görüşler öne sürülür. Kimileri iki kardeş gibi yaşadıklarına inanırken, kimileriyse tutku dolu bir bağ yaşadıklarını öne sürer. İlişkilerinin en bilinen yönüyse, Edgar’ın sevgi dolu ve uyumlu bir eş olduğudur.

Evliliklerinin üzerinden altı yıl geçtikten sonra, Ocak 1842’de Virginia ilk tüberküloz belirtisini gösterdi. Ondan sonra hiçbir zaman tam olarak iyileşmedi ve 30 Ocak 1847’de son nefesini verdi.

Karısının ölümü, Poe’ya büyük bir sarsıntı yaşattı. Yıllar boyunca birçok kez Virginia’nın mezarı başında gecenin ortasında otururken, neredeyse donmuş olarak bulundu. Kapıldığı bu melankoliden kurtulmak için sonraları birkaç kadınla yakınlaşmayı denese de hiçbir zaman uzun süren bir ilişkisi olmadı.

3 Ekim 1849 günü Poe, Baltimore yolunda baygın ve çok hasta halde bulundu. Sadece dört gün sonra, 7 Ekim 1849 sabahı öleceği Washington Tıp Koleji’ne götürüldü.

Birçokları ölümünü alkolizmle ilişkilendirse de, doktorların yanı sıra arkadaşları da bunu reddetti. Ancak bugüne dek bir gizem olarak kalan gerçek sebep asla tespit edilemedi.

EDEBİ MİRASI

Edgar Allan Poe (1809-1849), hayatının gerçek olaylarını yansıtan kasvetli bir edebi miras yarattı. Üniversiteden ayrılması ve babasıyla ilişkisinin bozulmasının ardından genç Edgar, hayat boyu süren tutkusunu takip etmeye ve profesyonel bir yazar olarak kariyerine devam etmeye karar verdi.

Poe’nun ilk çalışmalarının birçoğunun yayımlanmış olmasına rağmen, hiçbiri edebi dünyada onu çok tanıtmadı. 1845 yılında Poe’un ünlü şiiri “Kuzgun”, ilk olarak bir New York gazetesi olan The Evening Mirror’da yayınlandı. Şiir eleştirmenler tarafından büyük bir eser olarak kabul edildi, Poe ise ciddi bir yazar olarak saygın bir ün kazandı.

O, korku ve deliliğin tasvirine öncülük ederken, aynı zamanda bazı akıl-dışı ve gizemli güçlerin şaşkınlık verici hikâyelerini de edebiyat dünyasına kattı. “Morg Sokağı Cinayetleri” ve “Marie Roget’nin Gizemi”, polisiye-suç edebiyatının ilk örnekleriydi ve etkileri, günümüzün suç romanlarında ve polisiye öykülerinde hâlâ sürmekte.

Mantık ve mantıksal analiz, Poe’nun edebi hayatının temel direkleriydi. Onun çok sayıdaki denemeleri ve kitap eleştirileri, isminin zeki ve genellikle sert bir eleştirmen olarak anılmasına neden olmuştu. Kriptografi (şifre bilim) üzerine bir düzineden fazla makale yazdı; çoğu zaman okuyucuları ona kolayca çözdüğü şifreler yolluyordu.

Poe’nun eserleri ona Amerikan edebiyatında imrenilecek bir yer kazandırdı. Yazdığı masallar, zamanın ötesinde, peri masallarını andıran üstün bir kaliteye sahipti; Poe’nun acı dolu zindanlar, gotik şatolar, cüceler ve delilerle dolu kurgusal evreni, ölümünden bir buçuk asır sonra bile insanlığın hayâl gücünü beslemeyi sürdürmekte. American International Pictures adlı film şirketi, öykülerinden sekizini 1960’lardan itibaren filmlere uyarladı. Tanınmış fantastik edebiyat yazarı Lovecraft ve korku yazarı Stephen King, Poe’nun çalışmalarını kendilerine en fazla ilham veren eserler olarak göstermekteydi.

Şiiri ise şaşırtıcı bir biçimde popülerliğini hâlâ sürdürüyor. “Kuzgun”, belki de İngiliz dilindeki en tanınmış şiirdir. Bunun dışında Timurlenk’in hayatını psikanalistik bir açıdan ele alan “Timur” adlı şiiri, döneminde tüm dünyayı avucuna alan hükümdarın insanı ve duygusal dünyasına benzersiz bir bakış aktarmaktadır. Aşk karşısında hiç yaşamadığı acizlik duygusunu melankolik bir dille anlatan şiir, Poe’nun baş yapıtlarından biridir.

Poe ilk Gotik yazar değildi ama inkâr edilemez biçimde en güçlülerinden biriydi. Diğer korku yazarları gelip gitse de korku edebiyatındaki yeri asla değişmeyecektir.

TRAJİK BİR SON

3 Ekim 1849’da, 40 yaşındaki Edgar Allan Poe, bir Baltimore tavernasına gelmişti ancak bilinci yerinde değildi ve muhtemelen kendisine ait olmayan pis ve kötü giysiler içindeydi. Poe, durumunun daha da kötüleşeceği anlaşılınca Washington Tıp Koleji’ne götürüldü. Sefil ve çılgın bir haldeki Poe, hayâli insanlarla konuşuyordu ve bir anda koluna sarıldığı doktora, bir tabancayla kendisini öldürmesi için yalvarmıştı.

Şiddetli alkol zehirlenmesi veya bir tür ensefaliden mustarip olan Poe, sonraki birkaç günü hastanede, yarı bilinçli ve öfke nöbetleriyle geçirdi. 7 Ekim sabahı hayatla son bağları da koptu ve doktoruna son sözlerini söyledi: “Tanrım, sefil ruhuma yardım et.” Bu sözlerle, Edgar Allan Poe’nun kısa ve aşırı mutsuz hayatı sona erdi.

Hiç kimse Poe’nun nasıl olup da böylesine bir acınacak halde öldüğü sorusuna bir cevap veremese de ölümü, yaşamı göz önünde bulundurulduğunda, pek de şaşırtıcı bir biçimde olmamıştı. Kendi öykülerindeki bir karakter gibi, Poe da aklını korumak ve doğru bildiği hayatı yaşamak için zorlu bir mücadele verdi; ancak acının ve belirsizliğin karanlık örtüsü altında bu mücadele ancak kırk yıl sürebildi. Ardında bıraktığı şiir ve öykülerle her zaman kulaklarımızda çınlayacak bıkkınlığını anlatmaya devam ediyor hâlâ: “Bir daha asla!”

Tarkan Tufan
gazeteduvar.com.tr 22 Nisan 2018

Kaynaklar:
https://www.thefamouspeople.com/profiles/edgar-allan-poe-169.php
http://www.noxarcana.com/arcanum/poe_article.html
https://www.nytimes.com/1999/03/19/books/underestimate-poe-s-legacy-nevermore.html?ref=oembed
https://www.poemuseum.org/poes-biography
https://newrepublic.com/article/119854/poet-edgar-allan-poe-alien-angel-jerome-mcgann-review

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Minik Ayı Yavrusu – Adile Naşit

Kapat