‘Aura’sını yitiren dünyanın filozofu, Walter Benjamin

Walter Bendix Schoenflies Benjamin, 15 Temmuz 1892’de, Berlin’de yaşayan varlıklı bir ailenin en büyük çocuğu olarak doğdu. Ailesi Yahudi bir kökene sahipti. On üç yaşındayken, uzun bir hastalık döneminden sonra, liberal eğitim reformcusu Gustav Wyneken ile önemli bir entelektüel dostluk kuracağı yatılı okula gönderildi. Berlin’e döndüğünde, Wyneken’in çıkardığı Der Anfang (Başlangıç) adlı gazeteye katkıda bulunmaya başladı.

Freiburg’da ve Berlin’deki üniversitelerde öğrenim gördü. Benjamin, neo-Kantçı* filozof Heinrich Rickert ve sosyolog Georg Simmel’in derslerine katılarak, giderek büyüyen Gençlik Hareketi’ne aktif biçimde katıldı. Ancak 1914’te Benjamin akıl hocasına cephe aldı ve Wyneken’in militarist tavırlarına tepki göstererek hareketten çekildi.

FRANKFURT OKULUNA GİDEN YOL…

Aynı yıl tanınmış 19. yüzyıl Fransız şairi Charles Baudelaire’in eserlerini Almancaya çevirdi. Sonraki yıl, Alman şair Friedrich Holderlin hakkında çalışacağı Ludwig Maximilian Üniversitesi’ne gitti.

1917 yılında, doktora derecesini aldığı Bern Üniversitesi’nde, “Alman Romantizminde Eleştiri Kavramı” adlı son tez çalışmasını sundu. O dönem, ailesine destek olmak için bir iş bulmak zorunda kaldı ve tekrar Berlin’e döndü. 1921’de başlığı “Kritik der Gewalt” (Şiddetin Eleştirisi) olan ilk makalesini yayınladı. O günlerde, Alman kökenli Amerikan politik felsefecisi ve Leo Strauss’u tanıdı. 1923’te, “Frankfurt Okulu” adıyla bilinen “Sosyal Araştırmalar Enstitüsü”nde “Charles Baudelaire, Paris Tabloları” adlı makalesini yayımladı.

1924 yılında, “Goethe’nin Seçme Düşünceleri” adlı makalesi, ‘Neue Deutsche Beitrage’ adlı dergide yayınlandı. Daha sonra Franz Hessel’le çalıştı ve Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde” adlı romanını Almancaya çevirdi. Sonraki iki yıl boyunca çeşitli gazete ve dergilerde çalışmaları yayınlandı.

1932’de İbiza’ya gitmek için Almanya’dan ayrıldı ve daha sonra Fransa’nın güneyinde bulunan Nice’e geçerek, “Bir Berlin Günlüğü” ve “1900’lerde Berlin’de Çocukluk” eserleri üzerinde çalıştı. Almanya’yı terk etmesinin temel nedeni, Hitler’in Yahudilere karşı uyguladığı zulümdü. 1933’ten itibaren Fransa’da sürgünde yaşarken birçok dergi için makaleler ve eleştiriler yazmaya başladı. Yazılarını Almanya’da takma adla yayınlamaya devam etti. 1939’da, Benjamin’in “Baudelaire’deki Bazı Motifler Üzerine” adlı yazısı yayınlandı ve aynı zamanda “Tarih Kavramı Üzerine” adlı tezi üzerinde çalışmaya başladı.

1939 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, geçici olarak Alman vatandaşları için kurulan Fransız toplama kamplarında tutuldu. Serbest bırakılmasından birkaç ay sonra Paris’e döndü ve çalışmalarına Ulusal Kütüphane’de devam etti. 1940 yazında, ilerleyen Alman ordusu Paris’e girmeden kentten ayrıldı. Benjamin’in yaşamının son birkaç ayı, diğer birçok kaçağın hüzünlü hikâyesiyle aynıydı. Nazi destekli Vichy Hükümeti, Fransa’daki Yahudi kökenli Almanların peşine düşmüştü. Benjamin, Fransa’dan çıkış vizesi olmadığından, İspanya’ya yasadışı mülteci olarak girmek üzere Pirene dağlarından geçen bir gruba katıldı. Ancak gümrük yetkilileri tarafından geri çevrilince, 27 Eylül 1940’ta küçük bir İspanyol sınır kenti olan Port Bou’da kendi canına kıydı.

FRANKFURT OKULU’NA KATKILARI

Benjamin, olgunluk döneminde Estetik teorisi ve Batı Marksizm’i üzerine farklı makaleler yayınladı. Gyorgy Lukacs ve Theodor Adorno gibi zamanının birçok tanınmış yazarı ve eleştirmeniyle tanıştı ve Franz Hessel ve Max Horkheimer’la birlikte çalıştı. Birçok Alman yayınında da emek harcadı. Edebî alanda, Franz Kafka, Marcel Proust ve benzeri yazarların eserleri üzerine eleştiriler yayınladı. Bertolt Brecht ve Theodor Adorno’nun da dahil olduğu Alman avant-garde (öncü) sanatçıları arasında arkadaşları ve ‘hayranları’ vardı. Yaşamı boyunca sınırlı bir ilgi gördü; ancak ölümünden sonra büyük bir şöhrete kavuştu. Özellikle, döneminin en önemli felsefe grubuyla birlikte Frankfurt Okulu’na yaptığı katkılar, tanınmasında büyük pay sahibi oldu. Ancak Benjamin aslında Frankfurt Okulu’nun çalışmalarına etkin biçimde katkı sağlasa da kendisini bu okuldan ‘bağımsız’ tutmakta da kararlı davrandı. Horkheimer ve Adorno ile yürüttüğü çalışmalar, yalnızca Frankfurt Okulu’nun değil, kendi döneminin ve sonraki yılların en önemli düşünsel çalışmaları için yol gösterici metinler ortaya çıkardı. Özellikle de Adorno’nun kitle kültürü hakkındaki çalışmalarına kimi zaman yaptığı katkılar, kimi zamansa eleştirileriyle en büyük yol arkadaşı haline geldi.

Dostu Theodor Adorno’nun kültür endüstrisine ilişkin kaygı ve tespitlerini paylaşan Benjamin, özelikle görsel öğelerin gücüne ilişkin kehanetvâri görüşleriyle kendinden sonraki kuşaklar arasında da ilgi görmeyi sürdürdü. Görsel ve yazınsal anlatının çözümlenmesindeki dilbilimsel katkıları ve yaklaşımı, Deleuze ve Guattari gibi güncel felsefecileri de etkilemeyi sürdürdü.

BENJAMİN’İN GELİŞTİRDİĞİ KAVRAMLAR

Pasajlar ve kapitalizmin gelişimi

1930’larda Fransa’nın her yerinde bulunan, pasaj (ya da çarşı) formundaki kapalı alışveriş merkezleri Benjamin’in ilgisini çekmekteydi. Bu pasajlara tamamen modern mimarinin örnekleri olarak bakıyordu ve onlara “psikososyal alan” adını vermişti. Teorisi, pasajları inceleyerek 19. yüzyılın Paris’ini karakterize eden sosyal, mekânsal, kapitalist ve ekonomik kalıpları anlama üzerine odaklanmıştı. Gerçekten de bu pasajlar, öncelikle Paris kültürünü (ve akabinde kapitalizmin ticari gelişimini) anlamak açısından oldukça değerli bir bakış açısı sağlıyordu.

Benjamin, pasajları ‘insan algısını denetim altına alan minyatür dünyalar’ olarak resmeder: “Işıklarını yukarıdan alacak şekilde koridorların her iki tarafını kaplayan bu zarif dükkânlar, yani pasajlar, müşterilerin ihtiyaç duydukları her şeyi bulabilecekleri bir şehir, minyatür bir dünyadır.”

Tamamlayamadığı Pasajlar Projesi, bu yapıların genişleyen kapitalist dünyada insan davranışlarına dair algıları nasıl açığa çıkarabildiğini inceler. Çünkü burjuvazinin, tüketici alışkanlıklarını ve görsel kalıpların birçoğunu tam anlamıyla belirlediğini düşünür. Ona göre, vitrinler modern çağa dramatik bir geçişi temsil eder; zira, insanlar “vitrin alışverişi” ve tüketim yoluyla dikkatlerinin dağıtılmasının cazibesine kapılırlar. Çalışması, modern alışveriş ve tüketim anlayışının ortaya çıkış yerinin ‘pasajlar’ olduğunun altını çizer.

Aura ve Özlü Algı

Günümüzde oldukça mistik bir eğilimle kullanılsa da Benjamin’in “Aura” kavramının modern ve çarpıtılmış kullanımdaki ‘çakralar’ ya da ‘enerji aktarımı’ ile bağlantısı bulunmaz.

Benjamin, “Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri” adlı ünlü eserinde, kitle iletişim araçlarının ve kitle üretiminin (özellikle fotoğraf ve filmin) gelişmesiyle, sanatın gücünün de ‘dramatik biçimde’ değiştiğine vurgu yapar.

Fotoğraf ve filmin ortaya çıkışından önce sanatın muazzam bir sembolik gücü, bir “aura”sı vardı. Ancak film ve fotoğrafın ortaya çıkışının ardından, artık bir heykel ya da resim hakkında özgün ve “benzersiz” olduğunu düşünmüyoruz.

Fotoğraf ve sinemayla, bir nesneyi çevreleyen bütün hava bir değer kaybı yaşadı. Artık sanat mekanik olarak yeniden üretilebilirdi; çünkü zaman ve mekânla sınırlı değildi. Zira aynı görüntü (ülke genelindeki sinemalarda gösterilen bir film) milyonlarca mekânda görülebiliyor, auralarını kaybediyordu. Yeni çağın bu mucizevi teknikleri ve araçları, binlerce yıldır hayranlık duygusu yaratarak insanları büyüleyen eşsiz eserlerin değerini ve etkisini ortadan kaldırmıştı.

Flâneur (Aylak insan)

Modern dönem insanı, caddelerde gezinmekten, vitrinlere ve insanlara bakmaktan zevk alır. Saatler boyunca nereye gittiğinin ya da ne istediğinin farkına varmaksızın bunu yapabilir. Neredeyse hiçbir amacı olmayan bu davranış biçimi de modern hayatın getirilerinden biridir. Bu amaçsız var oluş hâli için Walter Benjamin’in yarattığı kavram, daha sonraki yıllarda hem Batı hem Türk edebiyatında kendisine derin bir yer edinecektir: Aylak insan.

19. yüzyıl Bohemya’sından (günümüz Çekya’sı) ve Paris’inden Avrupa ve ardından dünyanın başka bölgelerine yayılan Bohem kültürünün modern hayatla harmanlandığı bir yaşam algısı olan aylaklık, Türk edebiyatında Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay gibi büyük yazarlar açısından da önemli bir ilham kaynağı olacaktı.

‘Mekanik Yeniden Üretim’ meselesi

Benjamin’in “Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri” adlı denemesinde kullandığı bu kavram, 19. yüzyılın ardından ortaya çıkan film ve fotoğrafın gelişmesine işaret eder. Bu noktada, nesneler mekanik olarak yeniden üretilmeye başladı. Endüstri çağının tam gaz yol aldığı bu yıllarda, kısa süre sonra ortaya çıkan ve Kapitalizmin bel kemiğini oluşturan “Fordizm”**, yani seri üretim anlayışı, sadece ihtiyaç maddeleri alanında değil, sanat alanında da kendisine geniş bir üretim alanı bulacaktı. Nesnelerin üretimi artar ve hızlanırken insanların bunlara erişimi kolaylaşıyor, bir zamanlar neredeyse hayâl gibi algılanabilecek bir hızla elde edilebiliyordu.

Kapitalist üretim araçlarının bir parçası olan bu yeni medya ve sanat, “aura”yı yok etti ve artık tekil estetik anlamını yitirdi. Binlerce kez çoğaltılabiliyorsa, bir ‘görüntü’ neydi? Artık bir ibadet nesnesi değildi; eskinin bir kez üretilen resim veya “şaheserleri” gibi, yalnızca bazı şanslı insanlar onlara sahip olmayacaktı.

Benjamin’in bu konuda ortaya koyduğu denklem basitti: Kapitalizm + Modernite = Sanatın özgün aura kaybı. Yine de bu mutlak anlamda kötü bir şey değildi. Ne de olsa, bir şeye uzaktan bakabildiğimizde, onlar hakkında daha eleştirel ve daha politik olarak düşünmek daha olasıydı.

YENİDEN ÜRETİM VE SOSYAL ETKİLERİ

Benjamin, fotoğraf ve filmin ‘insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir etkisi olduğuna’ inanıyordu. Film, aynı görüntülerin neredeyse sonsuz bir şekilde yeniden üretilmesine izin veriyordu.

Marksizmden derinden etkilenen Benjamin için, bu yeni deneyim bir sorun yarattı. Film, bir Marksist devrim için araç olabilir ya da faşist rejimler tarafından tehlikeli şekilde kullanılabilirdi. ‘Aura kaybı’, bir yandan sanatı burjuvazinin topladığı değerli nesnelerden kesin biçimde ayırarak, proletarya devrimine yardımcı olabilirdi. Öte yandansa, gerçekten faşizmin yol açtığı bir tür uğursuz yabancılaşmayı yaygınlaştırabilirdi. Makale, şu soru üzerine odaklanmıştı: Modern Avrupa komünist mi, yoksa faşist mi olacak ve film, teraziyi (sosyal yönelimi) hangi biçimde yönlendirecek?

Döneminin meşhur propaganda uzmanı Nazi Bakanı Joseph Goebbels’in de kullandığı bu teknikler, toplum üzerinde inanılmaz bir etki yaratıyordu. Özellikle Adorno ile yürüttüğü kültür endüstrisi ve iktidarın kendini var ediş yollarına ilişkin teorileri, 20. yüzyılın ikinci yarısında entelektüel bir sıçramanın önünü açtı.

Günümüzde, pop kültürünün tüm dünyayı istila ettiği bir dönemde, ‘ekranın gücü’ hakkında yapılacak her tartışma, ister istemez Benjamin’in yazdıklarına atıfta bulunuyor. Benjamin’in başlattığı tartışma, uzun yıllar boyunca devam edecek gibi görünüyor.

*Neo-Kantçılık (Yeni Kantçılık): Diyalektik ve maddeci yaklaşımdan yoksun, idealist Kantçı anlayışlara verilen isimdir. 19. yüzyılın sonuna doğru “Kant’a dönüş” sloganıyla ortaya çıkmıştır. “Kantçılık” veya “eleştirellik” adları altında Alman düşünürü Kant’ın sistemi, idealist bir yapı içinde yükselmiş bir çeşit “çekingen materyalizm” olmakla birlikte, birçok düşünce akımını geniş oranda etkilemiştir.

**Fordizm kavramı genel anlamda, Amerika’da Henry Ford tarafından geliştirilen ve daha çok kapitalist-endüstriyel üretim sürecinde uygulanan ilkeleri tanımlamak için kullanılır. Genel özellikleri şöyle özetlenebilir: 1) üretimin standartlaştırılması, 2) otomasyon yoluyla kitlesel üretim yapılması, 3) sosyal refah devletinin düzenleyici ve kontrol edici bir rol üstlenmesi, 4) üretim alanında merkezi bir örgütlenme, 5) kalifiye düzeyi düşük işçilerin büyük ölçekli işletmelerde istihdam edilmesi.

Tarkan Tufan
gazeteduvar.com.tr

Kaynaklar:

https://www.thefamouspeople. com/profiles/walter-bendix- schnflies-benjamin-3154.php

https://www.thenation.com/ article/walter-benjamin- forever-critics-coveted- afterlife/

https:// mediastudiesrepository. wordpress.com/2014/06/13/ understanding-walter- benjamins-concept-of-aura/

https://burnaway.org/feature/ theory-in-studio-walter- benjamin-and-the-concept-of- aura/

https://plato.stanford.edu/ entries/benjamin/

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Yürek-lerin kulak-ları sağır… Hava kurşun gibi ağır… (seslendiren: Grup Munzur)

Kapat