Eğlendirerek Hükmetmek (Halklara Karşı Kitle Kültürü) –

Kapitalizm ekonomik bir istismar sistemine indirgenemez. Emekçilerin, doğanın ve bizzat kendimizin günümüzdeki sömürüsü, güçlü bir tekno-liberal hayalin içselleştirilmesi sayesinde ve sürekli kendini yenileyen bir eğlendirme kültürü aracılığıyla sürüp gidiyor. Bugün hepimiz, tüm insani gerçeklikleri derinlemesine değişime uğratan ve bizi ekonomik insana (homo economicus) dönüştürme yolunda ilerleyen bir uygarlık biçimiyle karşı karşıyayız. Yalnızca bir üretim ilişkisi veya gelişmenin meyvelerinin paylaşımı meselesi değil, derin bir başkalaşım söz konusu.
Kapitalizm, dünyanın birçok bölgesindeki yaşam biçimlerini tekbiçimleştiriyor ve tüketim toplumu idealini gezegenin büyük bir bölümüne yayıyor. Diğer bir ifadeyle, gerçek bir kitle kültüründe, yaşam tarzında ete kemiğe bürünüyor. Davranışlarda ve arzulardaki bu tekbiçimleştirme, kabul edilmiş ve talep edilmiş bir beyinsizleştirme şeklinde tezahür ediyor. Elinizdeki kitap bu alıklaştırma sürecinin kendisine bir taarruzdur. Her biri kitle kültürünün farklı bir açıdan eleştiri sini sunan dört başlık altında (televizyon, reklam, spor ve turizm), kapitalizmin ?mutlu yarınlar? imgeleminin ve tüketim toplumu idealinin maharetli ve köklü bir eleştirisidir. (Tanıtım Yazısı)

Kitle kültürüne karşı toplumsal taarruz – Ercan Geçgin
(Arş. Gör., Ankara Üniversitesi, Sosyoloji

(11.07.2013,http://kitap.radikal.com.tr/)
?Eleştiri Çatlaklardan Sızar? sloganı ile yola çıkan Heretik Yayıncılık, dünyaca ünlü sosyologlardan Bourdieu ve Becker?ın kitapları yanı sıra Fransa?daki Özgürlük ve Toplumsal Taarruz Hareketi?nin ?Eğlendirerek Hükmetmek / Halklara Karşı Kitle Kültürü? adlı eserini de Türkçeye kazandırarak yayın hayatına merhaba dedi. Kitap Fransa?da Offensive (Taarruz) olarak bilinen oluşumun çıkardığı dergide yayımlanan dosyalardan oluşuyor. Her biri kitle kültürünün farklı veçhelerini yansıtan ama bir bütünlük içinde kavrandığında anlamlılık arz eden dört dosya (ekran toplumu, spor ideolojisi, turistik tiksinti ve reklam) çok fazla teorik tartışmaya kaçmadan ama yüzeysel de kalmadan, kolay anlaşılır bir dille ele alınıyor. Konu hakkında eserleri bulunan araştırmacılarla yapılan söyleşiler de eleştirel bakışın sadeliğini sunuyor.

Taarruz?dan söz etmek gerekirse; klasik temsiliyet mekanizmalarını ve parti tarzı örgütlenmeleri reddeden, örgütün kendinde amaç olarak teşkil edilmesine karşı çıkan, anti-kapitalist doğrultuda popüler kültür ve kitle kültürü eleştirisinde radikal tutum takınan ve buna yönelik alternatiflerini de sunmaya çalışan bir topluluk. Taarruz?a göre günümüz tüketim toplumu katıksız bir seçme ve katıksız bir denetim toplumudur. Nesneler arzuları, arzular da ihtiyaçları doğurmuş ve nihayetinde nesne arzusu, olmak arzusuna üstün gelmiştir. Birey piyasanın parçası haline dönüşürken bilinç ticari bir hedefe, özgürlük ise yerini seçime bırakmıştır. Tüketiciler proleterleşmiş ve dünya toplumlar için mantıksal ve dürtüsel şekilde totaliterleşmiştir.

Görselin içeriğe üstün gelişi
Kitle kültürünün aynı zamanda son derece siyasal olduğu vurgusunun bu dört alan için de sık sık dile getirildiği kitapta, bireyin tahakküm altına alınan, ehlileştirilen ve edilgenleştirilen yönü temel eleştiri kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor. Sadece eleştiri değil, radikal bir duruşun gerekliliği de dile getiriliyor. Örneğin gösteriye dönüştürülen dünyada bireyleri pasifleştiren televizyon kültürüne karşı, ?kırın televizyonlarınızı? denilebiliyor. Zira Batılı insanın çalışmadan ve uyumadan sonraki üçüncü etkinliği olan televizyon izleme, kamusal ve özel alanın işgaliyle her şeyi gösteri toplumunun öğesi kılarak genelleştirilmiş denetim toplumunu ve buna bağlı olarak saydamlaştırma ideolojisinin aracı olarak görülüyor.

Bireyler arasında sanal bağlantılar kuran televizyon dünyası, bireyin değer yitimine yol açarken onun dünyaya müdahil olma olanaklarını da elinden alıyor. Konuyla ilgili olarak orta sınıfın nasıl bir müstakil ev ideolojisi yarattığını ?Herkes Ev Sahibi? adlı kitabıyla ortaya koyan Jean-Luc Debry ile yapılan söyleşi dikkate değer. Orta sınıf kavramının küçük burjuva ideolojisine dayandığını ve işçi sınıfı ile kendisi arasında işçi sınıfını rıza boyutuna sürükleyecek bir ara sınıf yaratmanın ürünü olduğunu belirten Debry, artık eskisi gibi değer yaratımı üzerinden değil malın tüketimi üzerinden bir hükmetme ve meta ideolojisine doğru kaydığımızı belirtiyor. Gayrimenkul sahipliğinde kişinin (ev sahibi olmasa da rüyası bile yeterli) meta ideolojisi ile kendini özdeşleştirmesi, ev içi/ev dışı ilişkilerinde toplumsal yaşamın bütünüyle tekdüzeleşmesini ve karikatür düzeyinde tiyatrolaştırılmasını, kendi benliğinin mekânının sahte mutluluğu ardına hapsedilmesini, arzularının tüketim kültüründe yeni ihtiyaçlara göre örgütlenmesini beraberinde getiriyor. Sermayenin yeni dini haline gelen metaya tapınma, sanal dünya da dahil tüm medya ve teknoloji alanında birer ütopyaya dönüşüyor ve insanın kendisine yabancılaşmasının da koşullarını yaratıyor.

Tüketim dünyasında bilinçlerin proleterleştirilmesi
Reklamı endüstri toplumunu ifşa etmek için bir prizma olarak alan Taarruz?a göre, medyanın Pavlov?un koşullanma deneylerindeki gibi bireyleri kitlesel hipnoza sürükleyişiyle ve yarattığı bağımlılıkla açığa çıkan yabancılaşma ?Homo Reklamus? denilen bireyini yaratmıştır. Tekniğin mutlak üstünlük olarak alındığı, iletişim dogmasının hâkim olduğu, çağa ve metaya tapınmanın ?ilerleme? efsanesi ile yutturulduğu dünyaya ait ?tükettirici dürtü?nün taşıyıcısıdır Homo Reklamus. Arzuların kitleselleştirildiği bu dünyada reklam, arzuların saptırılmasından ziyade onları yaratan tektipleştirmelere yol açtığı için tehlikelidir. Toplumun tüketim aracılığıyla denetimi sadece bir yabancılaşma değildir, aynı zamanda tüketicilerin ve bilinçlerin proleterleştirilmesidir. Zira tüketicinin elinden sadece dünyaya etki eden gücü değil, aynı zamanda dünyayı algılama, arzulama ve hayal etme kapasitesi de alınmaktadır. Sonuç olarak dünyaya bakışı elinden alınan tüketici başkası haline gelmektedir ve kendisine yabancılaşmaktadır. Artık günümüz emekçisi emek gücünü satmak yerine küresel endüstrinin efendilerine bilinç zamanı satmaktadır.

Sadece medya ve reklam değil, spor ve turizm de totaliter kurumlar olarak Taarruz?un hedefindedir. Endüstri toplumunun ürünü olan spor barışın değil aşırılıkların özgürlüğü olarak ele alınıyor. Siyaseti ve itirazı etkisizleştiren spor ideolojisi, endüstriye dönüşmesinden, ulus ile devletin birleştirilmesindeki rolünden, performans ideolojisi yaratmasından dolayı özellikle genç kitleleri kuşatıp denetleyen siyasal yapıya, hatta halkın yeni afyonlarından da biri haline gelmiş bulunuyor.

Endüstri turizmi de benzer işlevlerle totaliter bir niteliğe sahiptir. Batılı yaşam tarzının taşıyıcısı olan turizm sektörü, hem yıkımına katkıda bulunduğu şeyi satarak (doğal, egzotik yerler gibi halkları gerek sömürmesi gerekse folklorik öğelere dönüştürmesi) hem de mekânları ve bedenleri rekabete sokarak küresel tekdüzeleştirmeye yol açıyor. Böylece sömürge döneminin hayalleri aşırı cinselleştirilen ?yerli? bedenlerin gizemli ve şehvetli kapılarını ?insanat bahçesi? haline geliyor. Keza turizm gezegenin de yönetimi olarak işlerlik kazanıyor; somut dünyanın göstergelere dönüştürülmesi, sanallaşması ve ruhların da yabancılaştırılmasını beraberinde getiriyor.

Taarruz?un totaliter kurumları eleştiren gerekçeleri Türkiye?nin bugünkü gündemine de bir ölçüde ışık tutuyor. Gezi Parkı direnişiyle meydanlara çıkan gençliğin yalnızca siyasal iktidarın gündelik hayata müdahalesine karşı itirazı değil aynı zamanda kitle kültürünün tahakküm altına alıp denetlemek istediği yaşam alanlarına sahip çıkışını ve özgürlük savunusunu düşündüğümüzde Taarruz?un eleştirileri daha bir anlamlı hale geliyor. Bakışların standartlaştırılmak istendiği, medyanın ?penguenleştiği?, siyasal alanın komplo teorileriyle bireyin iradesini gösteri dünyasının imgelerine hapsettiği, algılanan ile gerçekliğin, gerçeklik ile gösterilenin arasındaki alaşımın arttığı bir yanılsama kültüründe karşı taarruzların ortaya çıkması kadar doğal bir şey olamaz herhalde. Bu açıdan ?Çapulcular?ın ellerinden düşmemesi muhtemel olan Eğlendirerek Hükmetmek, Türkiye?nin son bir ayını anlamak ve tartışmak için de önemli eserlerden biri olarak kabul edilebilir.

Kitabın Künyesi
Taarruz
Eğlendirerek Hükmetmek / Halklara Karşı Kitle Kültürü
Çeviren: Yusuf Polat
Heretik Yayıncılık
2013, 256 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Medya, Politika
Taraflı gazeteciliğin başarısı

İsmail Saymaz?ın kitabının asıl başarısı dava dosyalarının, rakamların, istatistiklerin içinden insanların acılarını hissettirebilmesinde saklı. Gazeteciliğin, siyasetteki ve toplumdaki kamplaşmaya koşut...

Kapat