Eksik Dünya BALTI – İrem Uşar “insan ve para merkeziyetçi düşünce, dünyayı evimiz olarak görmemizi zorlaştırıyor.”

Doğanın gizemli güçlerini saklayan bilinçaltı…
Lataşiba adlı romanıyla çok sevilen İrem Uşar, bu kez okurlarını yeraltında saklı fantastik bir dünyaya davet ediyor. Yerüstündeki bitmeyen bir savaş yüzünden yüzlerce yıldır yeraltına sığınanların yaşam mücadelesi, insanın doğayla eşsiz uyumunu yüceltiyor. Roman, gerçekle bilinçaltı arasında gidip gelen katmanlı kurgusuyla, insan zihninde şiddete karşı koyabilen gizemli güçleri şiirsel bir dille canlandırıyor. Umut, özgürlük, cesaret, bellek ve gerçeklik gibi kavramları usta işi bir kurguyla harmanlayan yazar, zengin metaforları ve incelikli göndermeleriyle görkemli bir anlatı sunuyor…


Konu Özeti
BALTI halkı, üç yüz yıldır yeraltında yaşayarak, yerüstünde Lider’in önderliğinde verilen savaştan korunuyordu. Ancak, Uroboros kutlamalarında tören yılanı kendi kendini yutunca tuhaf olaylar yaşanmaya başladı: Yeraltında bilinmeyen dilde konuşan bir aile bulundu; ampuller eriyip aktı ve Yaşlı İD gençlere, içlerinde gizli, eksik parçalarını hatırlattı. Belki de artık genç İD’lerin gizemlerle dolu yerüstüne çıkma vakti gelmişti…


İrem Uşar: Çocukların olduğu yerde umut hep var – Meltem Dağcı (Söyleşi)
(04.05.2020 gazeteduvar)

İrem Uşar, Notre Dame de Sion Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yaptı. ÇGYD tarafından Yılın En İyi Çocuk Öyküleri Kitabı 2011 Jüri Özel Ödülü’ne değer görülen Kuuzu ve Lunapark Ailesi ’nde (2011), gülümseten aile öykülerini kaleme aldı. Sadi Güran’ın desenleriyle canlanan Lataşiba romanı çok beğenildi. Günışığı Kitaplığı’ndan yayımlanan son çocuk romanı Eksik Dünya Baltı üzerine İrem Uşar’la konuştuk.

2010’da PEN’in davetiyle Belçika’nın Antwerp kentinde katıldığınız yazarlık atölyesinde, Günışığı Kitaplığı’nın, Assos yakınlarındaki Sivrice Deniz Feneri için özel projelendirdiği resimli çocuk kitabı Fenerden Taşınan Işık’ı yazdınız. Çocuk edebiyatına ilk adımınızı atışınızın ardından bugüne kadar geçen süreçte neler yaşandı?

Aslında ilk çocuk kitabım Kuuzu ve Lunapark Ailesi idi. Her şey çocukluğumdan beri kimini bizzat yaşadığım, kimi bana defalarca anlatılmış matrak aile hikâyelerini yazmaya karar vermemle başladı. Dedem kendine has, yaşama neşe katmayı seçen biriydi. Çocukluğumda, en çok kardeşlerimle sonra da dedemle oynadığım oyunlarda kahkaha atmışımdır. Öldüğünde, “Bir daha birlikte oynayamayacak mıyız?” diye düşünüp üzüldüğümü hatırlıyorum. 30’lu yaşlarımın sonuna geldiğimde ise, aile anılarımızı ve yaşadıklarımızı unutmamak için yazmaya karar verdim. Kalemimden, dili çocuğa hitap eden öyküler döküldü. Yani Kuuzu ve Lunapark Ailesi, çocuk kitabı olmayı kendi seçti. Sonrasında çocuk edebiyatına has billurluğun, berraklığın peşine düşüp bir Ege kasabasında geçen Fenerden Taşınan Işık’ı yazdım. Ve devamı geldi.

‘ROMANIMIN ÇIKIŞ NOKTASI, BAŞKASININ SAVAŞINI VERMEK ZORUNDA BIRAKILAN ÇOCUKLAR OLDU’

Eksik Dünya Baltı ile fantastik bir dünyanın kapısını aralıyor çocuklar. Baltı halkı, üç yüz yıldır yeraltında yaşıyor. Aslında hikâye Uroboros kutlamalarında bir tören yılanının kendi kendini yutmasıyla başlıyor ve ardı sıra yaşanan tuhaf olaylar gerçekleşiyor. Kitabın başından sonuna kadar kurguyu oluştururken sizi besleyen kaynaklarınız nelerdi?

Baltı halkı, 300 yıldır süren yerüstü savaşı nedeniyle yeraltında yaşıyor. Yerüstündeki savaşı yöneten bir liderleri var. Savaşın dünya çapında salgına dönüştüğünü öğrendiklerinde, Baltı çocukları devreye giriyor. Fantastik bir biçimde değişip dönüşerek yerüstüne çıkmaya hazırlanıyorlar. Macera da işte böyle başlıyor.

Eksik Dünya Baltı’yı 2015’te yazmaya başladım. O zaman Aylan bebek gerçeği vardı. Görmezden gelsek de başımızı çevirsek de gerçekler mutlaka kendini gösteriyor. Başkalarının savaşını vermek zorunda bırakılan çocuklar, romanımın çıkış noktası oldular. Bu çocuklara, özgürlüğe uçabilecekleri kanatlar, kötülüğe savurabilecekleri güçlü pençeler, savaşı başlatanlardan hesap soracak keskin gözler vermek istedim. Romanın distopik ve fantastik yanı böyle doğdu. Ancak Baltı, konusu savaş olan bir roman değil. Savaş, arka planda varlığını hissettiriyor sadece.

Baltı’yı okuyan çocuklara içlerindeki gücü hatırlatmayı umuyorum. Çünkü tüm çocuklar doğaları gereği birer değiştirici, dönüştürücü. En başta anne ve babalarını değiştirip dönüştürüyorlar. Masumiyetlerinin gücüne kulak verebilirsek sıra Dünya’ya gelebilir.

‘DÜNYA İLE BAĞIMIZ KOPTUKÇA, KENDİMİZLE DE BAĞIMIZ KOPUYOR’

Yeryüzünde bitmeyen savaşlardan ötürü yerin dibine sığınan çocuklar bir süre sonra doğayla uyumlu yaşamayı öğreniyor. Şu anki bilincimizle çocuklarla birlikte evde kalmamız gereken bir süreçten geçiyoruz. Aslında doğa, dünyayı karşısına alıp bir şeyler demek ister gibi. Neler söylemesini istersiniz?

Eksik Dünya Baltı’nın ithaf bölümüne: “Pes etmeyen, dünya güzeli gezegenimiz için” yazmıştım. Sadece insan ve para merkeziyetçi düşünce, dünyayı evimiz olarak görmemizi zorlaştırıyor. Böylece içimizdeki evden, yani doğanın parçası olan özümüzden de uzaklaşıyoruz. Dünya ile bağımız koptukça, kendimizle de bağımız kopuyor. Dünyanın kaynaklarını tükettikçe kendimiz de tükeniyoruz.

Salgın dolayısıyla yaşadığımız karantina günlerinde, yaban hayatın bizden boşalan sokaklara, denizlere geri döndüğünü izliyoruz. Örneğin İstanbul’da, Moda sahilinde yunuslar görülmüş. Neşeyle yüzüyorlar. Bu manzara hücrelerimize iyi geliyor, bizi gülümsetiyor. Doğa zaten bunu böyle kurgulamış. Gelgelelim kendi aklını her şeyden üstün zanneden insan, yunusla terapi diye bir etkinlik yaratıp bunu satıyor. Oysa bize iyi gelen şeylerin parayla ilgisi yok. Dünya, artık bunu görmemizi istiyor olmalı.

Çocukların hayal dünyaları çok geniştir. Gizemli yerlerin atmosferi, doğa, hayvanlar, savaş, barış, özgürlük, yeraltı gibi temaların etrafında toplanıyor kitap. Çocuk kitabı yazarken edebiyatın diğer türlerinde de olduğu gibi iyi bir gözlemci olmak gerekir. Bu bağlamda kitabı yazarken dikkat ettiğiniz hususlar oldu mu?

Var olmayan bir yer tasarlayıp, orayı keşfe çıkmayı seviyorum. Baltı’da çocuklar için: Uroboros, Siyahtan da Siyah, Mağara Çiçeği, Theremin, Gerçeküstü Resim gibi keşif alanları var. Örneğin, yeraltına saklanıp bir nevi görünmez olmuş Baltı halkının, görünmez tellerle çalınan theremin adlı müzik aletini sevebileceğini hayal etmek keyifli. Ya da tüm “güç hayvanları”nın içinden çıkıp geldikleri, bir karadeliği andıran Siyahtan da Siyah elbiseyi…

Bir çocuğun yoluna farklı kültürleri, yaşamları anlatan, keşfetme isteğini körükleyen kitaplar çıkarsa, sonunda adı “Özgürlük” olan o güzelim meydana varabilir.

“Dünya Benim Arka Bahçem” bölümünde kitap boyunca okuduğumuz İD’lerin yani İnsan Değil’lerin kısaltılmışı olduğunu merak uyandıran bir paragraf da okuyoruz. Baltı halkının yeraltında verdiği bir mücadele vardı. Yeryüzünün epeyce bir keyfini çıkardık, talan ettik sonunda. İD’ler yeryüzünde değişim/dönüşüm yaşayabilir mi bir gün? Bu ne yönde olabilir sizce?

İD’lerin yeryüzündeki yaşamının da bir mücadele olacağına eminim. Ancak unutmayalım ki Baltı çocukları karşı duruyor, özgürlüğe tırmanıyor ve ne olursa olsun gerçeği arıyorlar. Çocukların olduğu yerde umut hep var. Bugünün gerçek dünyasında, liderlerin karşısına geçip gezegenimize iyi bakmamız gerektiğini kararlılıkla söyleyen çocuklar da var. Mesela Greta Thunberg, içindeki gücü hatırlayıp yerüstüne çıkmış Baltı çocuklarından birine benzemiyor mu? Kendi rehber hayvanını bulmuş. Gözleri alev alev bakıyor.

Baltı’nın fantastik dünyasında gerçekleşebilecek her dönüşüm, dünyamızda da yaşanabilir. Şayet çocuklara kulak verirsek.

‘DOĞA, BIKIP USANMADAN BİZE BİR ŞEYLER ANLATIYOR’

Yine aynı bölümün devamında “Ama güç hayvanlarımızı bulup geri geldik” cümlenizi okuyoruz. Kendimizi bazen hayvanlarla dertleşirken, bir şeyler anlatırken bulabiliriz. Sizin de konuşmayı çok sevdiğiniz hayvanlarınız var mıdır?

Doğayla daha yakın temasta yaşanan çağlarda insanların birer ‘Rehber Hayvanı’ olduğuna inanılıyordu. Bu hayvanlar, insanlara yaşamları boyunca yol gösteriyorlardı. Baltı’nın çocukları da aslında içlerinde var olan ama unuttukları cesareti, kendi güç hayvanları ile buluşunca hatırlıyorlar.

Ben, evcil ya da yaban tüm canlılara saygı duyuyorum. Bunun onları sevmekten daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Onlar, yüzyıllardır bir akışa uyum sağlamışlar, yani biliyorlar. Bu çarkı istediği zaman durdurabileceğini, tersine döndürebileceğini, kontrol edebileceğini sanan ise biz insanlarız. Oysa doğa, bıkıp usanmadan bize bir şeyler anlatıyor. Örneğin, göl kıyısındaki bir fidan, “ileride dalımdan meyve yesinler, gölgemde serinlesinler, balıklar köklerime yumurtalarını bıraksın” diye düşünüp boy atmıyor elbette. O, sadece ağaç olabilme derdiyle, yaşamayı ciddiye alarak büyüyor. Ağaç olma görevini layığıyla yapınca, sonrası kendiliğinden geliyor, çevresine güzellikleri topluyor.

Çocukluk ve gençlik döneminde İrem Uşar’ın kitaplığında hangi yazarlar yer alıyordu?

Aziz Nesin, Ferenc Molnar, Goscinny bir çırpıda sayacaklarım… Şimdiki Çocuklar Harika, Pal Sokağı Çocukları, Pıtırcık, Asteriks dönüp dönüp okuduklarımdı. Bir de tabii ki masallar vardı. Çocuklukta, farkında olmadan çekmecelerimize bir eylem ve bir duyguyu birlikte yerleştiriyoruz. “Bunu yaparken şunu hissettim” gibi. Mesela benim kitap okumayı sevmem, kış günü üzerimize battaniyeyi çekip loş bir gece lambası ışığında annemin bana kitap okumasındandı. Yani benim çekmecemde “kitap okumak”; güven, sıcaklık, mutluluk ile yan yana duruyor. Sonrasında “bir gülü neden beğeniriz?” ya da “bizim için neden bir sineği öldürmek daha kolayken, bir fili öldürmek daha zordur?” gibi sorular sorup sınıfa düşünmeyi, sorgulamayı öğreten bir edebiyat öğretmenim oldu. Galiba bizi kitaplara yaklaştıran, bu özenli küçük anlar.

Son olarak, ilerleyen zamanlar için kitap çalışmanız var mı?

Her zaman elimden geldiğince duyuları açık ve meraklı kalmaya çabalıyorum. Aklımda dönen birkaç fikir var. Hangisi kendini yazdırmak isterse ondan başlayacağım.


Yer altından gökyüzünün ışığına… – Umut Dağlar
(10-05-2020 ilerihaber)

Uyanış… Gökyüzünü kucaklamak gerçekten içimizdeki hayvanı bulmak mıdır? Veya bir gerçeği yakalamak demek bir düzenin tepetaklak olmasına mı bağlıdır? Cesaret nedir? İtaat, sadece bize direkt söylenenlerle mi ilgilidir? Savaş dediğimiz şey, gerçekten sadece yer üstünde midir? Kendi içimizdeki barışı bulmak, mağara duvarlarına “Bu bir savaş değil!” yazmakla ne kadar mümkün olur?!

“Eksik Dünya Baltı”, bir kitap içinde ne kadar soru sorulabilecekse o kadarını sığdırmak üzere kaleme alınmış. Soruların cevapları her bir sayfada üstüne eklenen sorularla karşılık bulurken, yine her bir sayfada sanki gökyüzüne tekrar tekrar gözlerimizi açıyoruz.

“Bir İD ilk kez barışı gördüğünde gözlerine dolacak ışığı merak ediyordum…”

Yer üstünün çirkin, acı dolu ve mutsuz yaşantısına karşılık yeraltında İD’lerden oluşan Baltı’da, bir gün çarklar sanılanın aksine dönmeye başlıyor. İşte o günden sonra Baltı halkı, kendilerine anlatılan hikayelerden arınmaya başlıyor. Hem de korkunç bir karmaşayla! Eriyen birçok şeyle birlikte! Ve sonsuz bir bilinmezlikle… Oysa yüzyıllardır, yer üstünün savaşından uzak kalmak için yerleştikleri yer altı, onlara müthiş “güvenlik” duygusunu temin ederken; İD’lerin birer köstebek değil de içlerindeki hayvanları- yani tam olarak kendi benliklerini- bulacağını tahmin etmiyor. Uyanış gizemli ve tedirginlikle dolu… En çok da sancılı! Çünkü günışığına ulaşmak, içinde bulundukları mağara ve tünelleri aşmaktan kat be kat zorlu. Yıllardır kendi merkezlerinde ürettikleri ışıktan çok farklı ve İD’lere acı veriyor. Her şeye rağmen, İD’ler o ışığa doğru ilerlerken içlerindeki hayvanlara sarılarak güç buluyorlar bu yolculukta.

Zorlu yolculuğun sonundaysa onları kocaman bir yalan karşılıyor. Yüzyıllardır onlara söylenmiş, bu yalanın sürmesi için belirli düzenekler kurularak devam ettirilmiş bir yeryüzü. Oysa aslında yer altında mağara duvarına yazılan bir cümle, işte o yüzyılların özetiymişçesine bizleri karşılıyor: “Bu bir savaş değil!’’

“Eksik Dünya Baltı”, bizleri merak dolu bir serüvenin tam ortasında, belki de zihnimizden yıllarca silinmeyecek cümleleriyle sarıp sarmalıyor. Yerüstündeki savaştan kendi benliğimizdeki barışa; itaat etmenin sinikliğinden cesaretin ve harekete geçmenin büyülü kapılarını bizlere ardı ardına açıyor. Aynı zamanda bizlere sunulan dünyanın birçok şeyi sorguluyor ve sorgulatıyor her sayfasında. Özgürlüğün ve bunun için gerekli kolektif hareketin zaferini, içimizdeki hayvanlarla buluşturarak fark ettiriyor bize.

Renkleri ve siyahı, karadeliklerin içinde kaybolarak ışığa ulaşmamızı, sınırların sınırsızlıklarını, bayrakların hiçliklerini, liderlerin korkularını, insan- doğa arasındaki o muhteşem uyumu ve öncülüğün değişebilir olabileceğini soluksuz bir biçimde okuyacağınız kitabımız, gerçek ve bilinçaltımız arasında götürüp getiriyor bizi. Tıpkı yer altı ve yeryüzü gibi… Tıpkı bize söylenenler ve aslında henüz görmediklerimiz; çıkış yolu aradığımız bizi hapseden rüyalardan uyanışımız gibi… Sancılı bir rüyanın ardından gözlerimizi gerçeğe açmanın sonsuz rahatlığı gibi…

“Eksik Dünya Baltı”, Uroboros yılanının kendini yutmasıyla, o gün – aslında işte o ilk gün- yeniden doğuyor; günışığının acıtan ve ardından hemen ferahlatan özgürlüğüyle bizleri yer altından yer üstüne doğru bir yolculuğa sürüklüyor…


KÜNYE
Eksik Dünya BALTI
İrem Uşar
Resimleyen: Ceyda Karlı
184 sayfa
Yayınevi :Günışığı Kitaplığı
1. baskı: 2020


İrem Uşar
1975’te İstanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Lisesi’nin ardından Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yaptı. 2010’da PEN’in davetiyle Belçika’nın Antwerp kentinde katıldığı yazarlık atölyesinde, Günışığı Kitaplığı’nın, Assos yakınlarındaki Sivrice Deniz Feneri için özel projelendirdiği resimli çocuk kitabı Fenerden Taşınan Işık’ı (2011) yazdı. Gülümseten aile öykülerini kaleme aldığı Kuuzu ve Lunapark Ailesi (2011) Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) Yılın En İyi Çocuk Öyküleri Kitabı 2011 Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. Zıtlıklar üzerine düşündüren Lataşiba (2013) adlı çocuk romanıyla ünlenen Uşar, Uykusunu Arayan Çocuk (2016) adlı resimli öykü kitabında sevilen illüstratör Merve Atılgan’la bir araya geldi. Gençler için yazdığı ilk romanı Ayrıkotu (2008), gözden geçirilmiş baskısıyla, Ben Ayrıkotu adı altında ON8 koleksiyonunda yayımlandı (2015). Doğadaki çeşitliliğe rağmen insan eliyle yaratılan yaşamın tekdüzeliğini düşündüren çocuk romanı Düz Çizgi Tepetaklak’ın (2018) ardından Uşar’ın son romanı da çocuklar için bir fantazya: Eksik Dünya BALTI (2020). Yıllardır tai chi çalışan yazar, iki köpeğiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here