Eşitlik ve Özgürlük Yolunda Kadın ? Zafer Köse

Kadınlara eşitlik sağlamak için gerekli yasalardı bunlar: Oy kullanma, devlet işlerinde görev alabilme, eşlerden birinin isteğiyle boşanma, eşit işe eşit ücret, doğum öncesi ve sonrasında dörder ay ücretli izin, devlet tarafından ücreti karşılanan çocuk bakımı, ücretsiz ve sadece kadının kararıyla uygulanabilen kürtaj…

1917?de Rusya?da sosyalist devrim gerçekleştirilmişti. Sonraki on yıllar boyunca dünya genelinde aşılamayacak kadın hakları yasaları, ilk üç yılda çıkarılmıştı.

İnsanlığın avcı-toplayıcı döneminden sonra başlayan kadına yönelik baskıları önlemek için, tarihteki en etkili adımlar atılıyordu. Dünyanın birçok yerinde kadın haklarının sözü bile edilmiyor, nüfus sayımlarında sadece erkekler dikkate alınıyordu.

Bir kadın hareketi değildi devrim. Ama tam da bu nedenle, bu büyük sorunun çözümü yolundaki en etkili adımlar atılabiliyordu.

Çünkü kadın sorunu emeğin sömürülmesinden, yani sınıflı toplum sorunundan bağımsızmış gibi ele alınmıyordu. Öyle ya; ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni aynı olduğuna göre, bu kökenden kaynaklanan sorunların çözümü de birbiriyle bağlantılı olmalıydı.

ESKİDEN BERİ

Bütün mesele insanların günlük gereksinimlerinden fazlasını üretebilme aşamasına ulaşmasıyla başlamıştı. Dünya kaynakları nasıl kullanılacak, üretilenler nasıl paylaşılacak, miras yoluyla nasıl aktarılacak? Bugün ?doğal? kabul edilen birçok tanım, bu sorulara verilen yanıtlara göre oluşuyordu.

İnsanlar yaşadıkları dönemin ürünü olan kavrayış biçimiyle algılıyordu dünyayı. Başka birçok alanda olduğu gibi aile, kadın, miras gibi konulardaki genel düşünceler, içinde yaşanan hayatın özelliklerinden kaynaklanıyordu. Ve çoktandır bu düşünceler kabul edilemez nitelikteydi. Barbarcaydı. Ayrıca, evliliği mülkiyet ilişkisine dönüştüren ve bu gerçeğin üstünü örten bir işlevi vardı.

E, ilkel dönemlerdeki yaşam biçimine dönmek söz konusu olamayacağına göre, çağdaş koşullarda geçerli olacak yeni bir bilinç yaratmak gerekiyordu.

Ne var ki, eşit ve özgür ilişkiler geliştirmek sadece duygusal veya düşünsel bir mesele değildi. Üretim ve paylaşım süreçleriyle doğrudan ilişkili bir konuydu bu. Zaten evde ve sosyal hayatta kadınların eşitlik talepleri, iş hayatında eşit haklar istemeye başladıkları için somutlaşmıştı.

Örneğin 1857 yılında, Amerika?da 40 bin dokuma işçisi kadın grev yapmıştı. Ve polisin müdahalesiyle çıkan olaylar sonucunda, 129 kadın hayatını kaybetmişti. 8 Mart günü yaşanan bu olaylar, 1910?dan beri anılıyor, çeşitli törenler düzenleniyordu.

İster evdeki mutfak işleri söz konusu olsun, ister sokakta özgürce dolaşabilmek; kadınlara yönelik baskıyla mücadele etmek, bu 8 Mart geleneğinden kopuk bir şekilde yürütülemezdi. Çünkü sorun, ?erkeğin kadına baskı yapması? gibi yüzeysel biçimde tanımlanamazdı. Öte yandan, ev işleri ve çocuk bakımı için yardımcı çalıştırmak gibi çözümler de anlamsızdı. O bakıcı kadınların sorunu nasıl çözülecekti?

Erkeklerin bu yoldaki desteği, hiçbir zaman ?kadına yardımcı olmak? anlamına gelmiyordu. Çünkü kadının sosyal hayatta eşit koşullarda yer alması, sadece kadınların hayatını değil, dünyayı güzelleştirecekti. Özgür bir dünyada yaşamak isteyen erkekler, kadınlar olmadan bu yolda ilerleyemeyeceklerdi.

KİME KARŞI, KİMLE BİRLİKTE?

İnsanın insana kulluğu yok edildikçe, insanın insana lütufta bulunacağı koşullar da kaybolacaktı. Böylece, kadına ?ev işlerinde yardımcı olmak? anlayışı aşılacaktı. Çünkü ?yardım? yaklaşımı, aslında kendi işi olmayan bir konuda, birine ?iyilik? yapmayı kabul etmek anlamına geliyordu. Ev işi kadının olduğu kadar erkeğin de işi olacaktı.

Hayat her anlamda birlikte yaşanacaktı. Ezilenler, kendilerini sömürenlere karşı, kadın erkek ayrımı olmaksızın direnecekti. Sorunların sadece sonucuna değil, ondan daha çok kökenine karşı çıkılacaktı.

Ne var ki, bu durumda dünya düzeni sarsılacaktı. Kayıtsız kalamazdı bu gelişmelere gelişmiş Batı ülkeleri. Nitekim kısa sürede güçlü bir Beyaz Ordu oluşturuldu ve devrim sürecinden çok daha kanlı bir karşıdevrim hareketi başladı. İtilaf devletleri de ülkenin her tarafına asker çıkartarak iç savaşa dahil oldu.

1917?de iktidarı ele geçirmiş olan Bolşevikler, bu iç savaştan da zaferle çıktılar. Ancak 1922?ye kadar süren savaş dolayısıyla ülkenin çok büyük bir yıkıma uğramasına ve ekonominin neredeyse tamamen çökmesine engel olamadılar. Daha kötüsü ise, kıtlık koşullarında yaşayan ve yoksulluğu iyice ağırlaşan halk kitlelerinden beklendiği kadar destek elde edilemedi.

Avrupa?nın gelişmiş ülkelerinde ilk yıllarda beklenen sosyalist uyanış da gerçekleşmedi. Bu nedenle Rusya?daki devrim yönetimi, köklü değişimler için mücadele etmekten uzaklaşmaya ve kazanımları korumak için baskıcı bir niteliğe bürünmeye başladı.

Kadınlar ve Sosyalizm kitabında Sharon Smith, 1930?larda Stalin yönetiminin kadın haklarında kısıntıya gitmesini, pek gizlemediği bir öfkeyle anlatıyor. Oysa Lenin, 1918?19 yıllarında peş peşe çıkartılan eşitlikçi yasaların bile yeterli olmadığını düşünüyordu. Daha doğrusu, yasal eşitliğin sadece bir başlangıç olduğuna, büyük bir dönüşüm yaşanması gerektiğine dikkat çekiyordu.

Sonuçta, Ekim Devrimi, insanlığın büyük bir girişimi olarak tarihte yerini aldı. Özellikle 1945?1975 arasında Batılı ülkelerdeki sosyal devletin gelişmesinde çok etkili oldu. Bu ülkelerde kadın haklarında da en büyük kazanımlar aynı dönemde gelişti.

Sosyalizm bir ?tehdit? olmaktan uzaklaştığı oranda, 1980?lerden itibaren emekçilerin kazanımlarıyla birlikte, kadın haklarında da gerilemeler ortaya çıkmaya başladı. Açıkça görülüyor ki, Batılı ülkelerde gelişen sosyal devlet anlayışı, sosyalizmin yayılmasını önlemek için verilen tavizlerden kaynaklanıyordu.

Kadınların erkeklerle eşit değerde olmadığını düşünenler hâlâ var bu dünyada. Ama genel olarak, kadın haklarının geliştirilmesi gerektiği yönünde bir görüş birliği bulunuyor.

Özellikle okuryazar çevrelerde, kadınların kurtuluşu açısından feminist yolun mu sosyalist mücadelenin daha doğru olduğu yönünde tartışmalar sürüyor.

Sharon Smith, kitabı oluşturan beş denemede farklı konulara değinmekle birlikte, her birinde, kadın sorununun tek başına ele alınıp çözülemeyeceğini anlatıyor.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

Yurt Gazetesi
Yurt Kültür, 16/03/2013

Kitabın Künyesi
Kadınlar ve Sosyalizm / Kadınları Kurtuluşu Üzerine Denemeler
Orjinal isim: Women an Socialism
Sharon Smith
Çeviri: Etkin Bilen Eratalay
Yordam Kitap / Kuram / Siyaset Dizisi
Kasım 2012
192 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler, Politika
Rosenbergler (Çocuklarının Kaleminden ve Mektuplarıyla) – Michael Meeropol, Robert Meeropol

ABD ve Sovyetler Birliği arasında İkinci Dünya Savaşı ertesi başlayan Soğuk Savaş'ın ilk büyük hukuk davası -ve gövde gösterisi- bir...

Kapat