?Farkedilebilir yokluk? gürültü

Gürültüyle özel meselem var. İlk gençliğimin hemen eşiğinde geldiğim İstanbul dipten, çok yoğun fakat kayıtsız kalınamaz şekilde gürültülü gelmişti bana. Bu öylesine bir şeydi ki koyu gri ile çürük kahverengi bir renk alacasına bürünüyor, çok uzaklarda varlığından haberdar olduğunuz cüsseli bir hayvan gibi kendi etrafında dönüyordu. Ürkütücüydü. Buna alışmak demiştim; buna alışmak insanın tuhaf ve acınası marifetlerinden olmalı. Yıllar sonra, kırklı yaşlarımın eşiğinde buna benzer kara uğultuyu bu kez Kahire?de duydum. O ise rüya uçurumlarında dibi gözükmeyen mağaralara benziyordu. Yine bu ilk gelişin dönüşünde, saatlerce bir şehirlerarası otobüste yolculuk edip de Konya bozkırına sabahın ilk ışıklarında indiğimde, gürültü, çıplak bir sessizliğin içinde, boşa dönen bir değirmentaşı gibi uzun süre susmuştu gıcırdayarak?

Her ne olursa olsun, David Hendy?nin araştırdığı gürültü, ses ile kökten alakalıdır ve zaten kitabın alt başlığı da ?Sesin Beşeri Tarihi?dir. Bu bakımdan herkes, benim gibi, sesle gürültü arasında gidip gelecek, ses ile gürültüyü ayıran eşikleri düşünecektir. Gürültü için verilecek ilk erken hüküm onun istenmeyen ses olmasıdır. Şehrin maddi bakımdan sahibi zenginler, bir şekilde kendilerine ait çok özellikli yaşama alanlarına dönüştürdükleri pahalı evlerin etrafında gürültüyü kesmek için özel yalıtım sistemleri kurduruyor. Fabrikalar, güçlü araba motorları, üretimi katlayan makineler onların mülkiyetinde olsa bile sesi, yani gürültü olarak istenmeyen sesi kabullenmiyorlar. Gürültü istenmeyen sonuçtur çünkü. Ve gürültü kimin üretimidir onu düşünmek gerekir.

Bir de şu var özellikle bu var, bir çamaşır makinesini, kombi veya başka bir ev aletinin reklamına dikkat ettiğimizde, gürültüsüz çalıştıkları ve neredeyse sessiz oldukları özellikle vurgulanır. Peki nedir David Hendy?nin amacı? Neyin peşindedir ve bize ne söylemek istemektedir? ?…gürültünün her zaman ?yersiz? ya da istenmeyen bir ses olduğunu düşünmesem de, gürültü belki birilerinin bir yerlerde duyulmasını istemediği ses olarak ele alınabilir? diyor ve amacını ??bu kitap aslında sesin, insanlık tarihindeki dram ve mücadelelerin bir bölümünü nasıl yeni ve, umarım ki aydınlatıcı bir şekilde anlamamıza yardımcı olur? sözleriyle açıklıyor. Dram ve mücadele, belki insanın doğadan çıkıp, onu yıkıp sonunda kendisine ait vahşi bir evren yaratmasıyla da açıklanabilir. Ya da sessiz çalışan çamaşır makinesini üreten fabrikanın ne kadar sessiz çalıştığını hiç unutmayarak?

Mağara döneminden yola çıkarak Batı?ya, Batı kültüründeki açılımlara yoğunlaşsa da yazar, sonuçta ?doğu? ve ?batı? sesi diye bir kavram var ve Batı?dan yükselen ses çoktan Çin fabrikalarında düğün bayram ediyor bugün. Sesle resmin buluştuğu mekânlarda kendiliğinden doğal bir kurgu oluşsa, tarihte dinin ve savaşların sesi kendi amacı için alabildiğine kullanıldığı bilinse bile, sesten gürültüye evrilen insan soyunda büyük soru işaretleri çoktan mevcuttur ve gürültü, gürültüye kurban verilmeyecek kadar önemlidir. ?Farkedilebilir yokluk? olarak yazar tarafından zekice tanımlanan gürültü, yüksek gökdelenlerin teknoloji harikası izolasyon sistemleri vasıtasıyla içeri girişleri önlense bile, ortadan kaldırılamaz, silinemez. Doğal bir ses fırtınası sayılabilecek deprem bile gürültü ile değil uğultu ile gelir doğada. Gürültü, insanın kurduğu yapıların yıkılışıyla oluşur.

Gerçi dilimizde gökgürültüsü gibi olumlu örnekler de yok değil. Fakat yine de, David Handy?nin Olimpiyatlar?daki sesi, ?kükreyen kalabalık? olarak tanımlamasında çok insani taraflar da var. Şairin ?barbar bir inşaat sesi? dediği gürültü ise karnavallardan savaş meydanlarına, havaifişek gösterilerinden İstanbul Boğazı?ndaki eğlence mekânlarına ve asıl önemlisi sessizlik hakkına kadar çokça düşünülmesi gereken bir mesele. Bir insan ve insanlık meselesi sonuçta.

ÖMER ERDEM
09.05.2014, http://kitap.radikal.com.tr/

Gürültü – Sesin Beşeri Tarihi
David Hendy
Çeviren: Çiğdem Çıdamlı
Yayına Hazırlayan : Evrim Öncül
Son Okuma : Ezgi Kardelen
Kapak Tasarımı : Deniz Akkol
Kolektif Kitap
2014, 320 sayfa,

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Komünist Ufuk üzerinden Jodi Dean’in halka bakışı – M.Deniz Schulze

Yazının başlığı bir kitap tanıtım yazısı için dar görünebilir. Ancak Dean?in ele aldığı şekilde halk kavramının, ?Bizim Sovyetler?, ?Mevcut Güç?,...

Kapat