Felsefenin Temel İlkeleri 21. Ders. Georges Politzer

Felsefenin Temel İlkeleri, Georges Politzer’in 1935-1936 ders yılında İşçi Üniversitesi’nde verdiği derslerin, öğrencileri olan Guy Basse ve Maurice Caveing tarafından geliştirilerek ve onun imzası altında Principes fondamentaux de philosophie (Editions Sociales, Paris, 1954) adıyla yayınlanmıştır. Georges Politzer (1903-1942), insanlık düşmanı Naziler tarafından 23 Mayıs 1942’de kurşuna dizilerek katledildi.
Yirmibirinci Ders: Sosyalizmden Komünizme
I . Komünist toplumun ilk evresi.
II . Komünist toplumun üst evresi.
III . Sosyalizmde üretici güçler ve üretim ilişkileri.
IV . Sosyalizmden komünizme geçişin koşulları.
VI . Vargı.
SOSYALİST ekonominin amacı, görmüş olduğumuz sosyalizmin temel ekonomik yasasının da sonucu olarak toplumun maddi ve kültürel gereksinmelerinin en yüksek derecede karşılanmasıdır. Ve özel mülkiyet ortadan kalktıktan sonra da başka türlü olamaz. Bununla birlikte, bu demek değildir ki, toplumun her bir üyesi, hemen, gereksinmelerine göre sınırsız olarak istediklerini elde edebilir. Sosyalist toplumda herkes verdiği emeğe göre alır. O halde toplumsal mülkiyete dayanan toplumun gelişmesinde iki evreyi birbirinden ayırmak gerekir: bir ilk evre ki “sosyalizm” adını alır ve bir üst evre ki buna “komünizm” denir. Bu ayrım, Marx tarafından bilimsel olarak konulmuştur. (sayfa 424)

I. Komünist Toplumun İlk Evresi
Tamamıyla, gelişmiş olan komünist topluma oranla değerlendirmek istendiğinde, az önce incelediğimiz sosyalizm, bir ilk evreden ibarettir. Sosyalizmin ilkesi “herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre” ilkesidir. Ama komünizmin ilkesi, “herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre”dir. Modern alemde, herkes, gereksinmesine göre alamıyorsa, bunun başlıca engelinin, insan emeğinin bütün zenginliklerini israf eden kapitalist sömürü olduğu gerçeğidir. İnsanın insan tarafından sömürüsünün ortadan kaldırılmasının ilk sonucu, emekçinin, ürettiği zenginliğin bir bölümünü, kendisinden aşırılmaksızın, verdiği emeğe göre alabilmesidir. Herkesin, isteklerine ve gereksinmelerine göre almasına gelince, bunun için, toplumun yeteri kadar tüketim araçlarını üretebilecek duruma gelmesi gerekir. Yeni iktidarın ilk ereklerinden biri, üretimi artırmaktır; ama bu evrede üleşimin ilkesi henüz toplum üyelerinin gereksinmelerinin tamamını karşılamak değildir. Gerçekte, bütün üretim artışının, eğer bu artışın duraklamalarla yürümesi, yarınsız ve yarım kalması istenmiyorsa, üretim araçları üretiminin artırılmasıyla başlaması gerekir. Bireysel tüketimin gereksinmelerini tatmin etmeden önce, üretim araçları yönünden toplumun maddi gereksinmelerini tatmin etmek gerekir. Oysa, çoğu kez, görmüş olduğumuz gibi, kapitalist toplum, sosyalizme, üretim araçları üretimi ile tüketim araçları üretiminin birbiriyle orantılı olmadıkları çok kötü bir miras bırakır. Örneğin, Çekoslovakya’da, kapitalizm, “sanayileşmiş” denilen bu ülkenin burjuvazisine yüksek bir yaşam düzeyi sağlayan, ama büyük bölümüyle, büyük kapitalist ülkelerin ağır sanayisine bağlı hafif bir sanayi geliştirmişti.
Sosyalizmin “herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre” formülü, elbette tüketimde bir ölçü bulunması gereği olgusuna uygun düşer.
Bu ölçüyü nerede bulmalı? Elbette ki emekte. Gerçekten de, her bireyin toplumsal üretimden alacağı payı belirleyen, (sayfa 425) onun sağladığı emeğin nitelik ve niceliğidir; bu, hakedilen tüketimi ölçmenin en doğru yoludur. – Ayrıca, emek (iş, çalışma), üretici güçlerin hızla yükselişinin, bu bakımdan da ileri aşamaya geçişin koşuludur. Böylece sağlanan emeğin karşılığı, artık bireyin tüketimini ölçmek için gerekli olmayacağı bir evreye geçişi hazırlar.
Zaten sosyalizmin -“herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre”- ilkesi, emekçilerin hiçbir zaman emeklerine göre almadıkları sömürücü kapitalizme oranla ileri bir adımdır.
Demek ki, sosyalist toplumda, bireyler için, yaşamları için gerekli malları, satınalma yoluyla sağlamak zorunluluğu, zorunlu olarak devam eder, ve bu zorunluluk, günlük tüketim mallarının üleşimi için olanaklı olan tek yoldur. Bu üleşimin dışında, yığınların maddi ve kültürel gereksinmeleri, toplumsal hizmetlerle -örneğin tıbbi bakımın parasız oluşuyla- ve kapitalizmin tanımadığı kültür kurumlarıyla tatmin olunurlar.
Ayrıca, tüketim mallarının herkesin gereksinmesine göre bölüşülmesini sağlayacak olan üretim artışının teknikte önemli bir gelişme olmadan olanaklı olmadığını da gözönünde bulundurmak gerekir .Böylece bir teknik atılım, emekçilerin teknik niteliklerinin ve kültürlerinin, yığınları öğrenim ve bilimden yoksun bırakan kapitalizmin, kendilerini içinde tuttuğu teknik nitelik ve kültür derecesinden çok daha üstün bir dereceye ulaşmalarını gerektirir. O halde, çalışma, birey için, soluk almak, ya da yürümek kadar doğal bir gereksinme haline gelmedikçe, emekçilerin ilerlemesini ve niteliklerini isteklendiren araçlardan biri, herkesin verdiği emeği, çalışmasının niteliğine göre almasıdır.
Emekçileri, niteliklerini geliştirdikleri takdirde yaşam düzeylerini iyileştireceklerine inandırmak isteyen kapitalizmin oyalayıcı vaatleri, sosyalizmde, bir gerçek haline gelir, çünkü sosyalizmde sömürü ortadan kalkmıştır.
Böylece, sosyalist evreyi anlamak için her alanda kapitalizmin ağır mirasını tasfiye etmek yükümlülüğünü unutmamak (sayfa 426) gerekir:
“Burada karşılaştığımız şey, kendine özgü olan temeller üzerinde gelişmiş olan bir komünist toplum değildir, tersine, kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan, bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hala taşıyan bir toplumdur.”[89]
Sosyalist toplum herkese emeğine göre verir dendiği zaman, bu demek değildir ki, herkes birey olarak, tek başına ve doğrudan doğruya emeğinin tüm ürününü alır. Bu bir küçük-burjuva ütopyasıdır. Gerçekte, eğer toplumsal emeğin tümü dikkate alınacak olursa, ilkin bir yedek fonu, üretimi artırmaya ayrılmış bir fonu, eskimiş makinelerin yerine yenilerini koymaya ayrılmış bir başka fonu, bundan düşmek gerektiği açıktır. Eğer tüketim araçları ele alınacak olursa, bunlardan da yönetim masrafları için bir fon, okullar, hastaneler ve yaşlılar için dinlenme yurtları için bir başka fon düşmek gerekir.
Bütün buraya kadar söylediklerimiz, Sovyet anayasasının 12. maddesini anlamamıza yardım ediyor: “Çalışma, çalışmaya anık (ehil) her yurttaş için bir ödev ve ‘çalışmayan yemez’ ilkesine göre bir onur sorunudur.”
Bunun içindir ki, sosyalist toplumda eşitlik, elbette ki herkese varlığını sürdürmesi olanağı (sömürünün ortadan kaldırılması sayesinde) bir kez sağlandıktan sonra, herkese emeğine göre, yani eşit olmayarak vermekten ibarettir. O halde sosyalizmi, ütopik bir eşitçilikle bir tutmamak gerekir .
“Her insanı aynı ölçüye vurmak demek olacak olan eşitçiliğe (egalitarisme) gelince, -diye yazıyor Maurice Thorez- bu, toplumsal bakımdan olanaksızdır: insanlar arasında, onların biyolojik ve psikolojik anıklık ve elverişliliklerinden ileri gelen doğal eşitsizlikler vardır. Sosyalistlerin ortadan kaldırmayı istedikleri eşitsizlik, sınıfların varlığının sonucu olarak ortaya çıkan eşitsizliktir. Kapitalist toplumda, bireyler, (sayfa 427) kişiliklerini geliştirmek için eşit bir şanstan yararlanmazlar. Bir milyoner ile bir işsizin yasa karşısında eşit ve her ikisinin de özgür oldukları söylenir, ama bu özgürlük onlardan birini Riviera’nın lüks ote1lerine, ötekini ise köprü altına götürür. Geleceğin insanı, tek örneğe göre ayarlanmış, makineleşmiş bir ‘robot’ olmayacaktır, yetenekleri ve anıklıkları alabildiğine açılıp gelişen, özgür ve güçlü bir birey olacaktır.”[90]
Sosyalist toplumda “eşitlik”, gereksinmeleri kıyaslanabilir olan ama yetenekleri eşit olmayan bireylerin her birinin emeğine göre, toplumdaki katkı payına göre, yani eşit olmayarak almalarına dayanır. Stahanovist, stahanovist-olmayandan daha çok alır, ama bu, ayrıcalığı olmasından ileri gelmez -sömüren sınıf olmayan bir toplumda artık ayrıcalıklar yoktur- seçkin ve bulucu, yenilikçi bir emekçinin toplumun tümüne, ve doğal olarak toplum üyelerinin her birine oranla daha çok katkıda bulunmasındandır.[91]
Buna karşılık, komünist toplumda “eşitlik” şundan ibaret olacaktır: yetenekleri eşit olmayan ve bu yüzden topluma (nitel ve nicel bakımdan) farklı bir emek sağlayan bireyler gene de eşdeğer bir biçimde, her biri azami gereksinmelerine göre alacaklardır. Niçin? Çünkü üretim, artık herkesin gereksinmesine göre alabileceği ölçüde yükselmiş olacaktır.
Demek ki, sosyalist toplumda, emek ölçüsünün, bu bakımdan da tüketim ölçüsünün sıkı bir biçimde denetimi zorunlu olarak hüküm sürer. Çalışma bir zorunluluktur, ama, herkesin, en adil şekilde, verilen emeğe göre alması gibi bir karşılığı vardır. Artık ne ayrıcalıklı, ne sömürücü, ne de kâr düşkünü vardır; emek her şeyin en yükseği, en yücesidir, emek egemendir. “Sosyalist toplumda, bir ölçüde, bir servet eşitsizliği vardır. Ama sosyalist toplumda artık ne işsizlik, ne sömürü, ne de ulusal-topluluklar üzerinde baskı vardır. Sosyalist toplumda, her ne kadar çalışması karşılığında (sayfa 428) gereksinmelerine göre değil de, verdiği emeğin nitelik ve niceliğine göre alıyorsa da, herkes çalışmak zorundadır. Bu yüzden, hala bir ücret, hem de eşit olmayan, farklılaşmış bir ücret vardır. Ancak kişilerin çalışmaları karşılığı toplumdan emeklerinin nitelik ve niceliğine göre değil de, gereksinmelerine göre alacakları bir düzen yaratma işi başarıldığı zaman komünist toplum kurulmuş olacaktır.”[92]

II. KOMÜNİST TOPLUMUN ÜST EVRESİ
“Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireylerin işbölümüne ve onunla birlikte kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkiye kölece boyun eğişleri sona erdiği zaman, emek, yalnızca bir geçim aracı değil, ama kendisi birincil yaşamsal gereksinim haline geldiği zaman; bireylerin çeşitli biçimde gelişmeleriyle, üretici güçler de arttığı ve bütün kolektif zenginlik kaynakları gürül gürül fışkırdığı zaman, ancak o zaman burjuva hukukunun dar ufukları kesin olarak aşılmış olacak ve toplum, bayraklarının üstüne şunu yazabilecektir: ‘Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre.'”[93]
Burjuvazinin, komünizmin sözde “gerçekleşmesi olanaksız” niteliğine ilişkin başlıca “kanıtı”, toplumun herkese “gereksinmelerine göre”, yani bedava olarak veremeyeceği, çünkü böyle bir durumda herkesin derhal “olanaklı olduğu kadar az çalışacağı” ve böylelikle kısa zamanda kıtlığın geleceği iddiasıdır. Burjuvaziye göre, “ilk günah”ın kurbanı olan insan, -sonsuz olarak ve doğası gereği- başkasının çalışmasından en büyük payı çekip almaya çabalayan, ancak zorunlu olunca ve zorla çalışan bir tembeldir. Burjuvazi, böylece, “çalışma” hakkındaki kendi öz anlayışını yansıtmaktan başka bir şey yapmıyor. “Burjuva hukukunun dar ufku” (sayfa 429) içinde, bir Shylock’un[94] açgözlülükle yaptığı, “Bir başkasından ne yarım saat fazla çalışmam, ne de daha az bir ücret almam gerekmez”[95] hesabı içinde sınırlanan anlayışa gelince, bu, kapitalist sömürü koşullarının ürününden başka bir şey değildir ve zaten ancak bu durumda tamamıyla anlaşılır bir şeydir.
İnsanın insan tarafından sömürüsünün bin yıllık koşulları, genel olarak güçten düşüren aşırı çalışmalara karşı bir düşmanlık yaratmışlardır. Oldukça yakın bir zamana kadar üretici güçlerin zayıf bir şekilde gelişmeleri, kapitalist düzende emekçilerin yükünün elverişli bir teknikle hafifletilmesi için hiçbir tasa duyulmaması, çalışmayı güç katlanır bir eylem haline getirmişlerdir. Ensonu, başlangıçta, üretici güçlerin ilerlemesinin bir koşulu olan işbölümü, her insanı ömrü boyunca aynı işe perçinlemiştir – özellikle her insanın, parçalara bölünmüş bir eylemin esiri olduğu modern sanayide; ekleyelim ki, kafa emeği ile kol emeği arasında işbölümü, kol emekçilerini her türlü yaratıcı eylemden yoksun bırakarak, kol emeğinin hiçbir çekici yanını bırakmadı. Bu nedenledir ki, çalışmak, bir angarya halini aldı.
Ama bu durum, sonsuz olan, değişmeyecek bir durum değildir. Belli maddi koşullar tarafından oluşturulan bu durum başka koşullar tarafından ortadan kaldırılacaktır. Helvetius, daha o zaman, ılımlı, ölçülü ve sağlıklı bir üretici eylemin insana ve insanın mutluluğuna yaşamsal ölçüde gerekli olduğunu düşünüyordu; ona göre kötülükler ancak aylaklıktan ya da aşırı yıpratıcı çalışmadan ileri gelebilir. Fourier, “ilgi duyulan, çekici işi” ululamıştır; emekçilerin zevklerine, anıklıklarına, yeteneklerine uyan böyle bir çalışma, gelecekteki toplumun nasibi olacaktır. Sınıflara bölünmüş bir toplumda, sanata ilişkin ya da bilimsel eylem, komünist toplumda, bütün insanların çalışmasının alabileceği niteliğin, artık bir angarya değil, bir açılıp gelişme olan işin bir imgesini verir. Yalnız şunu da gözönünde bulundurmak gerekir ki, karşılaştırma (sayfa 430) kusursuz ve eksiksiz değildir, çünkü kapitalist toplumda, sanatçı ve bilim adamı, her zaman gereksinmelerden kurtulmuş, gereksinmelere karşı korunmuş değillerdir ve kendi yaratıcı güçlerini, sömürü düzeni tarafından sınırlandırılmış olarak görmektedirler.
Komünist toplumda, öncü teknik, kol emeği ile kafa emeğini birleştirir, aynı zamanda, emekçiye niteliklerini geliştirmek için boş zaman bırakmak, ve böylece ona bütün yaşamı boyunca aynı işe bağlanıp kalmamak olanağını vermek üzere emek-zamanının azaltılmasını sağlar. İş bundan böyle artık insanın kişiliğini sakatlamayacak, bu kişiliğin en yüksek ifadesi olacaktır. Ve iş sayesinde, herkes, yeteneklerini açıp geliştirecektir: sömürüden kurtulan emek, her bireyin temel gereksinmesi haline gelecektir.
Herkes kendi yeteneklerine göre verecektir. Burada da, gene burjuva zihniyet bunu anlamaktan yoksundur, çünkü, burjuva zihniyete göre her tür insan eyleminin devindiricisi özel çıkardır, ortak çıkara karşı olan özel çıkardır. Ama sosyalist toplum ilerledikçe, kişisel çıkarla ortak çıkarı özdeşleştiren sosyalist bilinç daha çok belirir, kesinleşir. Bir Shylock’un açgözlü hesabı, kapitalizmde ne kadar “doğal” ise, komünist toplumda da bütün toplumun çıkar bilinci o kadar “doğal” bir alışkanlık haline gelir. Nasıl bugün özel mülkiyet törelerden biriyse, sosyalizm de törelerin içine girecektir. İnsanlar toplu yaşamın temel kurallarını gözönünde bulundurmaya o kadar alışacaklardır ki, yeteneklerine göre, isteyerek ve bilinçli olarak çalışacaklar ve tüketim araçları arasından gereksinmelerine göre serbestçe istediklerini alacaklardır.
İşte görüldüğü gibi, sosyalist devrim, böylece, toplumun ve insanların uzun süreli bir değişiminin başlangıcından başka bir şey değildir.
“Ama burjuvazinin, sosyalizmin, cansız, katı ve hiç değişmez bir şey olduğu yolundaki yaygın anlayışının ne de büyük bir yalan olduğunu kavramak önemlidir, oysa gerçekte yalnızca sosyalizm, önce çoğunluğu, sonra da halkın tümünü (sayfa 431) kamusal ve özel yaşamın her alanında kucaklayan, ileri doğru hızlı, asıl ve gerçek bir yığın hareketinin başlangıcı olacaktır.”[96]
Ama komünizmin, “kamu zenginlikleri”ni boş yere saçıp savurma ve “olanaksız olanı isteme yeteneğindeki bugünün küçük-burjuvasının”[97] ortadan kalkmasını ileri sürdüğü açıktır. Elbette ki bu küçük-burjuva, kendisini ölümsüz sanmaktadır. Kendi bencilliğinin ve kendi dargörüşlülüğünün, sonsuz insanın çehresini şekillendirdiğine sersemce inanmıştır. Marksistler, insan değişiyor ve toplumla birlikte değişecektir dedikleri zaman, küçük-burjuva, omuzlarını silker ve “ütopya”dan sözeder. Asıl ütopya, kendi varlığının toplumsal koşulları ortadan kaybolduktan sonra da, küçük-burjuva ideolojisinin sonsuza kadar devam edeceğine inanmaktır.
Bununla, birlikte, utkun proletaryanın, bütün topluma yayacağı “atölye disiplini”, ne bir ülkü, ne de bir son erektir, “bu, yalnızca kapitalist sömürünün bütün kötülüklerinden ve bütün pisliklerinden toplumun iyice arındırılması için, ve daha ileri gelişmeler için zorunlu bir adımdır.”[98]
Sınıfsız toplumun çizgileri şu şekilde belirtilebilir:

a) toplumsal, kolektif mülkiyet haline gelecek olan üretim alet ve araçlarında, özel mülkiyet olmayacaktır;
b) sınıflar ve devlet iktidarı olmayacaktır,[99] ama kendi kendilerini ekonomik bakımdan yöneten, emekçilerin özgür ortaklığı biçiminde sanayi emekçileri ve tarım emekçileri olacaktır;
c) bir plana göre düzenlenmiş olan ulusal ekonomi, sanayi alanında olduğu kadar, tarım alanında da yüksek bir tekniğe dayanacaktır;
d) kent ile köy arasında, sanayi ile tarım arasında (sayfa 432) karşıtlık olmayacaktır;
e) ürünler, eski Fransız komünistlerinin ilkelerine göre, “herkesten yeteneklerine göre, herkese gereksinmelerine göre” üleştirilecektir;
f) bilim ve sanatlar, tam bir açılıp gelişmeye ulaşabilmeleri için yeteri kadar gerekli koşullardan yararlanacaklardır;
g) günlük ekmek tasasından, ve “bu dünyanın güçlüleri”nin hoşuna gitmeye çalışmak zorunluluğundan kurtulan birey, gerçekten özgür olacaktır…[100]

III. SOSYALİZMDE ÜRETİCİ GÜÇLER VE ÜRETİM İLİŞKİLERİ

Sosyalizm ile komünizm arasında temel bir yakınlık vardır: üretim araçlarının toplumsal, kolektif mülkiyeti. Daha birinci aşamada, üretimin amacı, gereksinmelerin azami tatmini olduğuna göre, sosyalizmin temel iktisadi yasası, toplumun bu iki aşaması arasındaki devamlılığı pek güzel belirtir. Demek ki, iki evre arasında bir “Çin Seddi” yoktur. Bununla birlikte toplumsal mülkiyet çeşitli biçimlere bürünür; SSCB’de gerçekleştirilmiş olan sosyalizmde iki toplumsal mülkiyet biçimi olduğunu görmüştük. Komünist toplum ise, yalnızca sınıflar arasında uzlaşmaz karşıtlıkların bulunmayışı olgusuyla değil, artık hiç sınıf olmayışı olgusuyla karakterize olur. Şu halde artık yalnız bir tek toplumsal mülkiyet biçimi, bütün halkın kolektif mülkiyeti biçimi vardır. Görülüyor ki, bu iki evre arasında farklar vardır: ilkin ürünlerin üleştirilmesini düzenleyen ilkede fark; ama aynı zamanda herkes için bolluğun hüküm sürmesini olanaklı kılacak bir üretici güçler gelişmesi sağlaması gereken üretim ilişkilerinde de fark vardır. Ve üretim ilişkilerinin değişmesi için, önce üretici güçlerin değişmiş olması gerekir, bunu biliyoruz.
Sosyalizm için de böyle midir? Kaçınılmaz olarak böyle! Üretim ilişkileriyle üretici güçlerin niteliği arasındaki (sayfa 433) zorunlu uygunluk yasası, istisnasız bütün üretim tarzları için geçerli olan evrensel bir yasadır. Sosyalizmden daha ileri aşamaya geçişin nesnel temeli, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin karşılıklı etkileridir. Hiçbir marksist başka türlü düşünemez, sosyalizmden herhangi bir anda komünizme geçileceğine inanamaz.
Biliyoruz ki, yeni sosyalist üretim ilişkileri, üretici güçlerin başlıca devindiricileridir. Ama SSCB örneğinde, üretim ilişkileri öyle bir nitelik gösterir ki, devlet mülkiyetinin, yani bütün halkın mülkiyetinin yanında, sosyalist bir grubun mülkiyeti, kolhoz mülkiyeti vardır: kolhoz, kendi işletmelerinin, kendi binalarının ve kendi üretiminin sahibidir. Amaç ile aracın özdeşliğinin diyalektik gerçeği, hiçbir yerde daha iyi açıklanamaz, hiçbir yerde, insanın, komünizmin başı ve sonu, onun “en değerli sermayesi” olduğu daha iyi görülemez.
Sosyalist toplumda, birinci mülkiyet biçimi, üretici güçlerin niteliğine tamamıyla uygundur; sosyalist devlet, çölleri sulamak, steplerin iklimini değiştirmek gibi büyük işlere girişebilecek güçtedir! Ama ikinci mülkiyet biçimi, tamamıyla uygun değildir. Diyelim ki, bir kolhoz, tarım işlerini, örneğin çekim makinelerini, koyunların kırkılmasını, ineklerin sağılmasını vb. elektriklendirmek istiyor … Elbette ki sözkonusu kolhoza elektrik sağlayan ve kolhoza çok büyük harcamalara malolan küçük bir santral yerine, 4 ya da 5 kolhoza elektrik gönderecek daha büyük bir santral kurmakta çıkarı vardır. Eğer kolhoz, komşu kolhozlarla ortaklık kurmak, birleşmek istemezse, santralın hiçbir zaman kurulamaması tehlikesi vardır. Yani bu demektir ki, tarım bilimi bakımından olduğu kadar, tarım gereçleri bakımından da çok gelişmiş olan tekniğin, sosyalist üretim ilişkileri sayesinde gelişmiş olan tekniğin, küçük kolhozlarda uygulanamaması tehlikesi vardır.[101] Marx, üretici güçlerin ancak üretim ilişkileri sınırları içinde geliştiklerini öğretiyordu. Marksizm, üretici güçlerin organizasyonu bilimi haline indirgenemez: üretim ilişkilerinin, (sayfa 434) ekonominin incelenmesini gerektirir. Oysa bu durumda, sosyalist tarımda büyük bir gelişme sağlamış olan kolhozcu sosyalist grup mülkiyeti, üretici güçlerin köyde daha sonraki gelişmeleri için bir engel olarak ortaya çıkar. Tarımda ve hayvancılıktaki bu hızlı gelişme, tüketim maddelerinin artışı, o halde kolhoz mülkiyet şeklinin genişlemesi için zorunludur. Sosyalist grup mülkiyetinin genişlemesi, kolhozların, daha büyük kolhozları oluşturmak üzere biraraya gelmeleri gerekir. Aksi halde şimdiye kadar üretici güçlere yararlı olmuş olan üretim ilişkileri -kolhoz-, onların atılımını engeller ve onlarla çelişki haline gelirlerdi. Sonuçta da üretim ilişkileri, üretici güçlerin niteliğine uygun düzeyde kalır.
Ama hepsi bu kadar değil. Kent ile köy arasında alım- satım ile – metaların dolaşımı devam ettikçe, kolhozlar, ürünlerini satmak ve bu yolla elde ettikleri gelirleri, istedikleri biçimde kullanmak olanağına sahiptirler; o halde onların işlemlerini önceden kestirmek kolay değildir. Bu bakımdan da tüketim araçlarının artması sırasında bile üretim araçlarının üretimi ile tüketim araçlarının üretimi arasında sıkı bir orantı kurmak ve böylece gereksinmelerin tümünü hesap ederek bütün üretimi planlamak olanaksızdır. Oysa, eğer ürünlerde bolluğa geçebilmek isteniyorsa, en başta hesabı yapmak gerekir. Buna göre metaların dolaşımı (alım-satım), üretici güçlerin planlı gelişmesi için bir engel haline gelmek tehlikesi gösterir. Oysa, ürünlerin, devletle kolhozlar arasındaki sözleşmelerle değişimine dayanan bir sistem, bu planlamaya olanak sağlar. Aynı zamanda, gereksindikleri ürünleri devletten çok daha büyük miktarlarla ve daha ucuza alan kolhozlar için çok elverişlidir.
Demek ki, ortaya çıkan değişikliklerin temelini oluşturan şey üretim ilişkileri ile üretici güçlerin karşılıklı etkileridir. Yalnız sosyalist toplumda zorunlu uygunluk yasası, gerici sınıfların çıkarları yüzünden bu yasanın etkisine karşı durma çabalarıyla karşılaşmaksızın kendi yolunda yürüyebilir. İşçilerin de tıpkı kolhozlar gibi üretici güçlerin gelişmesinde, üretimin artmasında, bolluğa geçişte sınıf çıkarları (sayfa 435) vardır. Bunun içindir ki, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki -göreli- uyumsuzluk, bir çatışmayla sonuçlanmayabilir; çelişkiler, kesin olarak çelişkiler bilimine dayanan, doğru bir siyaset yürütülmesi koşuluyla, uzlaşmaz karşıtlıklar halinde dejenere olmayabilirler.
“Sosyalist rejimde, olaylar, genellikle üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında bir çatışmaya kadar varmazlar; toplum, geri kalmış üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliğini zamanında uygunluğa ulaştırma olanağına sahiptir. Sosyalist toplum bunu gerçekleştirme olanağına sahiptir, çünkü bağrında karşı koyuşu örgütleyecek, çökmekte olan bir sınıf yoktur. Elbette, sosyalist rejimde de üretim ilişkilerini değiştirmek gerektiğini anlamayan geri kalmış atalet kuvvetleri olacaktır; ancak, kuşkusuz, olayları bir çatışmaya vardırmadan bunları yola getirmek olanaklı olacaktır.”[102]
Sovyet devletine gelince, bu devlet, kapitalist devlet gibi üretim ilişkilerinin değişmesine karşı bir engel olmak şöyle dursun, ittifak halindeki işçi ve köylülerin çıkarlarını yansıtır: zorunlu uygunluk yasasının eylemine karşı koymak şöyle dursun, bu yasanın önündeki engelleri temizlemek ve üretim ilişkilerinin değişmesini çabuklaştırmak için yararlı olan bütün önlemleri alır. İşte sovyet devletinin sosyalizmden komünizme geçişteki rolü burada kendini gösterir. Lenin’in formülüne göre: “Komünizm, sovyetler iktidarı, artı, bütün ülkenin elektriklendirilmesidir.” Mademki, iki mülkiyet biçiminden tek bir mülkiyete, iki sınıftan sınıfsız topluma geçilecektir, sosyalizmden komünizme geçiş de, üretim ilişkilerinde bir nitelik değişikliğidir. Ama bu, yeninin birikimiyle ve eskinin gitgide ortadan kaybolmasıyla kademeli nitel bir geçiş olacaktır.
“Patlamalara karşı tutkuları olan yoldaşlar için genel olarak şunu anımsatmak gerekir ki, eski bir nitelikten yeni bir niteliğe patlama yoluyla geçişi öngören yasa, yalnızca dilin gelişmesinin tarihine uygulanamayacak durumda değildir; (sayfa 436) aynı zamanda, bu yasa, temeli ya da üstyapıyı ilgilendiren başka toplumsal olgular için de her zaman uygulanabilecek durumda değildir. Bu, düşman sınıflara bölünmüş bir toplum için zorunludur. Ancak düşman sınıfları kapsamayan bir toplum için hiç de zorunlu değildir.”[103]
Sosyalizmden ileri aşamaya geçişte, bir sınıfın iktidarının, onun uzlaşmaz karşıtı olan bir sınıf tarafından devrilmesi gibi, bir karşıttan, karşı gruptaki bir karşıta geçiş gibi bir koşulu yoktur, ama yalnızca iki sınıf arasındaki ayrımların kademeli olarak ortadan kalkışı vardır; o halde bu geçişin patlamayla yapılması için hiçbir neden yoktur. Artık uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları olmayan yerde, sınıf savaşımı da, tarihin devindiricisi değildir.
Artık hiçbir şekilde devindirici yok mudur? Devindirici olmadığını sanmak hata olurdu.
Emekçilerin çıkarı, iktisat yasalarına dayanarak daha ileriye geçmektir. O halde, toplumun, yeni öncü gençleri temsil eden bilinçli bir bölümü vardır, oysa gelenekleriyle ya da bambaşka bir nedenle geri kalan unsurlar, üretim ilişkilerini değiştirmek zorunluluğunu anlamazlar, değişiklikleri engellerler ve eski güçleri temsil ederler. O halde burada da tarihin devindiricisi, savaşımdır: bu, ilerici güçlerle tutucu güçler arasındaki, yeni ile eski arasındaki savaşımdır.
Sosyalizmden komünizme geçiş bir idil değildir.[104] Bunun için de eleştiri ve özeleştiri sovyet toplumunun gerçek devindirici güçleridirler: gerçek, nesnel, en yakın değişikliklere varmak için eleştiri; özeleştiri, çünkü, eski ile yeni arasındaki savaşım bireyin içinde de geçer ve kapitalizmin artıklarını insanların bilincinden çıkarıp atmaya yarar.
“Uzlaşmaz şekilde karşıt sınıfların ortadan kalkmış olduğu bizim sovyet toplumumuzda yeni ile eski arasındaki savaşım, bunun sonucu olarak alttan üste doğru gelişme, kapitalist düzende olduğu gibi, karşıt sınıflar arasındaki savaşım (sayfa 437) biçiminde, bir altüst oluş (cataclysme) biçiminde olmaz, bizim gelişmemizin gerçek devindirici gücü olan, partinin elinde güçlü bir silah olan eleştiri ve özeleştiri biçiminde olur. İşte bu da kuşkusuz yeni bir hareket biçimi, yeni bir gelişme tipi, yeni bir diyalektik yasadır.”[105]
Görülüyor ki, komünizme geçişte öznel koşullar sosya1izmin kuruluşunda olduklarından daha az önemli değillerdir ve burada da fikirlerin, sosyalist bilincin maddi koşulları üzerindeki karşı eylemi çok büyüktür.
“Yazarlarımız ve ressamlarımız toplumda bulunan kötülükleri, kusurları, bozucu, sakat olayları damgalamalı, yarattıkları olumlu kişilerde yeni tipte insanları, insanlık onurlarının bütün gözkamaştırıcı parlaklığı içinde göstermelidirler ve böylece toplumumuzun insanlarında kapitalizmin doğurduğu yaralardan, kusurlardan arınmış karakterler ve alışkanlıklar yaratmaya katkıda bulunmalıdırlar. Yergilerinin ateşiyle, yaşamda olumsuz, çürümüş, ölmüş ne varsa, ileri doğru hareketi frenleyen ne varsa hepsini yakıp kül edecek sovyet Gogoller’i, Şçedrinler’i gerek bize.”[106]
Sovyet devletinin ve fikirlerin, sosyalizmden komünizme geçişteki rolleri belirtildikten sonra, bu geçişin sovyet emekçilerinin partisinin, bilimsel teorinin ordusunun siyasal ve ideolojik yönetimi olmaksızın başarıyla gerçekleşemeyeceği anlaşılır. Komünistler artan sorumlulukları göze alabilecek durumda olmalıdırlar.

IV. SOSYALİZMDEN KOMÜNİZME GEÇİŞİN KOŞULLARI

Şimdi artık, komünizme geçişi, “salt bildirisel” değil, gerçek bir şekilde hazırlamak için gerekli olan üç büyük ana koşulu öğrenebiliriz. Marx’ın öğretisine uygun olarak bu koşullardan birincisi üretimle, ikincisi iktisadi temelle, üçüncüsü toplumun kültürel değişimi ile ilgilidir. (sayfa 438)
1. Birinci koşul, üretimle ilgilidir. Gerçekten biliyoruz ki, “dağıtım ekonomisi”, “tüketim komünizmi” ya da “bolluk ekonomisi” gibi küçük-burjuva teorilerin tersine marksizm, tüketimi hiçbir zaman üretimden ayırmaz. – “Herkese gereksinmesine göre” sağlanabilmesi isteniyorsa, amaca hayranlık duymak yetmez, ona ulaşmanın yollarını bulmak gerekir.
“Önce, üretici güçlerin mitsel bir ‘rasyonel örgütlenmesi’ ile değil, gelişmede üretim araçlarının üretimine öncelik tanıyarak, bütün toplumsal üretimin sürekli gelişmesini sağlamak gereklidir.”[107]
Üretimle ilgili olarak şunu belirtmek isteriz ki, düzenlemeyi, planlamayı kendiliğinden bir amaca göre ayarlamak yanlış olur. Amaç, üretimin artmasıdır ve bu amacın kendisi de bir başka amaca, gereksinmelerin en üst derecede tatminine bağlıdır; yani amaç, insandır. Ekonominin planlamaya olanak sağlayan uyumlu bir biçimde gelişmesi yasası, sosyalist ekonominin temel yasası değildir, sosyalist ekonominin temel yasası, bütün toplumun maddi ve kültürel gereksinmelerinin en üst derecede tatmini yasasıdır.
Biliyoruz ki, üretimin artırılması, sosyalizmde, yalnız aynı emek-zamanı içinde değil, hatta emek-zamanını azaltarak üretimin artmasını olanaklı kılacak bir şekilde emeğin verimliliğini yükseltebilen, üstün bir bilimsel teknik temeli üzerinde gerçekleştirilir. Ayrıca, bu üstün ve bilimsel teknik, gitgide kol emeği ile kafa emeği arasındaki farkları siler ki, bu, komünizmin bir özelliğidir: araç, burada da aynı şekilde amaçtır.
Üretimin artışı ayrıca şu anlama da gelir ki, sınıflar arasındaki uzlaşmaz karşıtlıklar ortadan kaldırıldıktan sonra, savaşım -her ne kadar üretim ilişkileri çerçevesi içinde, eski ile yeni arasındaki savaşım sınırları içinde kendini gösterirse de- doğaya karşı savaşımdır: komünizmi hazırlamak için doğayı, yeryüzü şekillerini, iklimi değiştirmek, (sayfa 439) hidrografik ağı, ormanları düzenlemek, bataklıkları kurutmak, çölleri yok etmek, toprağı canlandırmak, yeni hayvan ve bitki türleri yaratmak, ulaştırma araçlarını genişletmek, yorucu işlerin hepsini tümüyle makineleştirmek vb. gerekir.
Ama üretici güçlerin gelişimini sürdürebilmek için üretim ilişkilerini değiştirmek gerekir. O halde:
2. İkinci koşul iktisadi temelle, mülkiyet rejimiyle ilgilidir. Şimdiye kadar görmüş olduğumuza göre önemli olan, “kademeli aşamalarla, kolhozlara kâr sağlayarak, ve sonuçta bütün topluma da kâr sağlayarak, kolhoz mülkiyetini, ulusal mülkiyetin düzeyine çıkarmak ve, gene kademeli aşamalarla, meta dolaşımının yerine bir ürün değişimi sistemini getirmek gerekir ki, merkezi iktidar ya da başka herhangi merkezi toplumsal ekonomik [örgüt], toplumsal üretimin bütün ürünlerini toplumun yararına kullanabilsin.”[108]
Bu yollarla, toplumsal gelişmenin her aşamasında, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında tam bir uygunluk en iyi şekilde gerçekleşir; böylece kolhozların kaynaşması yoluyla, yani mülksüzleşmeksizin kolhoz mülkiyetinin gruplaşması, sanayi ile tarım arasındaki esas ayrımın -toplumsal mülkiyet biçimiyle ilgili ayrımın- ortadan kaybolmasını hazırlar, ve buna göre artık yalnızca bütün halkın sosyalist mülkiyetinin egemen olacağı, gitgide sınırlanan metaların dolaşım alanının, yerini ürünlerin değişimi sistemine bırakacağı sınıfsız bir toplumu haber verir. Ama bu aşamaya varmak için yeni bir bilincin eskisi üzerinde başarı kazanması, onu yenmesi gerekir. O halde:
3. Üçüncü koşul kültürel niteliktedir. Bildiğimiz gibi, eğer çalışma, yaşamsal bir gereksinme haline gelmezse ve toplu halde yaşamanın temel kuralları birer alışkanlık halini almazlarsa yeni topluma varılamaz. Öyleyse üçüncü koşul kültür alanındadır.
“… toplumun bütün üyelerine, fiziksel ve zihinsel (sayfa 440) yeteneklerinin bütün alanlarda gelişmesini sağlayacak toplumsal ve kültürel bir gelişme sağlamak gerekir ki, toplumun üyeleri, toplumsal gelişmenin etkin yapıcıları olabilecek biçimde yeterli bir eğitim alabilsinler, özgürlük içinde bir meslek sağlayabilsinler ve mevcut işbölümü uyarınca bütün yaşamları süresince tek bir mesleğe perçinlenmiş bulunmasınlar.”[109]
Her yurttaşı toplumsal gelişimin etkin etkeni haline dönüştürmek – bu, kendileri de toplumun maddi yaşamı üzerinde karşılıklı etki oluşturan fikirlerin rolü hakkındaki yüksek marksist anlayışa, insanın tarihteki rolü ve insanın yaratıcı olarak özgürlüğü konusundaki yüksek marksist anlayışa tamamıyla uygundur. Şurası açıktır ki -eğer insan, toplumsal gelişimin etkin, bilinçli bir etkeni haline gelmez, eğer kendi işini serbestçe seçemezse- toplumsal mülkiyet hiçbir zaman bir alışkanlık ve çalışma da hiçbir zaman bir gereksinme haline gelmeyecektir.
Böyle bir sonuca varmak için ne yapmak gerekir? “İş durumunda ciddi değişiklikler” gereklidir.
a) işgününü hiç değilse 6 saate, sonra 5 saate indirmek gerekir, bu, herkese evrensel bir eğitim görmesi için yeterli zamana sahip olması olanağını sağlayacaktır; ama bunun için de:
b) Fourier ve Marx tarafından öngörülen zorunlu politeknik eğitimi kurumlaştırmak gerekir; toplumun her üyesinin, yüzeysel, üstünkörü değil, ama bilimsel olarak (teori ile pratik hiçbir zaman birbirinden ayrılmadıklarına göre), öncü sanayi tekniğinin büyük dallarındaki iş ilkelerini bilmesi ve toplumsal bilimleri ve evrensel kültürün en iyisini özümlemesi sözkonusudur. Ancak böylece herkes serbestçe bir uğraş seçebilecek ve bütün yaşamı boyunca aynı ve tek bir eyleme bağlı kalmayabilecektir. Bununla birlikte, en iyi okuma, inceleme, öğrenme koşullarını gerçekleştirmek için:
c) konut koşullarını köklü bir şekilde iyileştirmek, ve ensonu: (sayfa 441)
d) para olarak, ücreti doğrudan doğruya yükselterek ve özellikle, komünizmin bolluğunun özünü oluşturan büyük tüketim mallarının fiyatını sistemli ve sürekli bir şekilde düşürerek, emekçilerin gerçek ücretinin en az iki misli ve belki de daha fazla artırılması da gerekir.
Belirtelim ki, Beşinci Beş Yıllık Planın zaten ele almış bulunduğu politeknik eğitimin kurumlaşması, kol emeği ile kafa emeği arasındaki, sınai iş ile tarım işi arasındaki esas ayrımın ortadan kalkmasını somut bir şekilde hazırlamaktadır. İnsanın kişiliğini sakatlayan yüz yıllık işbölümü süreci durdurulmuştur.
Stalin, üç esas koşul üzerine açıklamasını sonuca bağlarken şöyle yazıyor:
“Ancak tüm olarak ele alındığında, bütün bu önkoşullar yerine getirildikleri zaman, toplum üyelerinin gözünde çalışma bir angarya olmaktan çıkacak, ve ‘varlığının ilk gereksinmesi’ (Marx) olacaktır, ve ‘çalışma bir yük değil, bir zevk olacaktır’ (Engels); toplumsal mülkiyet, toplumun bütün üyeleri tarafından toplumsal varlığın değişmez ve dokunulmaz temeli sayılacaktır.
“Ancak bütün bu önkoşullar, tüm olarak alınarak, yerine getirildikleri zaman, ‘herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre’ sosyalist formülünden, ‘herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre’ komünist formülüne geçilebilecektir.
“Bu, bir ekonomiden, sosyalizm ekonomisinden, başka üstün bir ekonomiye, komünizm ekonomisine tümden geçişi oluşturacaktır.”[110]

V. VARGI

Komünizm, artık düşmanlarının bile üstün olarak kabul ettikleri, ama insana ilgisiz, kayıtsız ya da düşman olarak takdim ettikleri bir tekniğin egemenliği değildir. Komünizm, hiç de (sayfa 442) “üretici güçlerin akla-göre bir örgütlenmesi” değildir. Komünizm, doğanın ve toplumun nesnel yasalarının bilgisi sayesinde ensonu kendi kaderinin efendisi olan insanın egemenliğidir.
Üretim, insana ve insanın gereksinmelerine bağlıdır. Komünistlerin amacı yoksulluğun eşit olarak paylaşılması değil, ama herkesin gereksinmelerinin karşılanmasıdır.
Tekniğin burada görevi, insanların yükünü hafifletmek ve ortadan kaldırmaktır. Üç yılda SSCB’de, 1.600 yeni makine modeli, insanın işini azaltmak üzere, işletmeye koyuldu.
Komünist insan, özel mülkiyetin izlerinden ve geçmişin manevi köleliklerinden kurtulmuş insandır. Bu insan, artık sömürücü bir azınlık için değil, toplumun iyiliği için iş gördüğüne deneyimle inanmış olarak en muazzam planlara vücut verir:
“Komünizm milyonlarca emekçinin bilinçli ve yaratıcı eylemin sonucu olarak doğar; işleri oluruna bırakmak ve kendiliğindenlik teorisi, sosyalizmin tüm iktisadi yapısına tamamen yabancıdır.”[111]
Komünizmle, her insan, birey olarak, “kendi gerçek kişiliğini değerlendirmenin olumlu gücü” olan somut özgürlüğü kazanır (Marx-Engels). Tam, eksiksiz demokrasinin uygulanışında kendi benzerleriyle omuz omuza, insan geleceğinin hazırlanışına bilinçli olarak katılır.
İnsan, bir yandan, -Descartes’ın istediği gibi- buyruğu altına aldığı makineyle, “doğanın efendisi ve sahibi” haline gelirken, aynı zamanda, kendi öz yaşamını değiştirir ve kendi kendisinin efendisi ve sahibi olur. Her birey, daima, durmadan daha iyiye doğru yolalabilen insanlığın en güzel çizgilerini yansıtır.
“Sosyalizmin düşmanları ve onların her türlü uşakları, sosyalizmi, bireyin ezilmesi sistemi olarak göstermeye çalışırlar. Bu çeşitli anlayışlardan daha ilkel, daha bayağı, kaba bir şey yoktur. Sosyalist sistemin insanın kurtuluşunu, (sayfa 443) bireysel ve kolektif yaratışın açılıp gelişmesini sağlamış olduğu ve yığınların içlerinde sakladıkları yeti ve anıklıkların her alanda gelişmesinin koşullarını yaratmış olduğu tanıtlanmıştır.”[112]
Şu satırları yazarken Eluard işte bu fikirden esinleniyordu:

Karanlıkları deste deste ateşe atıyoruz
Kırıyoruz paslanmış kilidini haksızlığın.
İnsanlar gelecek, artık kendi kendilerinden korkmayan
Çünkü insanlar güveniyor tüm insanlara
Çünkü yokoluyor insan yüzlü düşman.

Engels’in, Maurice Thorez’nin Fransız Komünist Partisinin XI. Kongresinde anımsattığı ifadesine göre, sosyalizm ve komünizmle, bireysel varlık için savaşım son bulur. Yalnız o zaman insan, bir anlamda, aleminden çıkar, gerçekten insani koşullara geçmek üzere hayvani varlık koşullarını bırakır. (sayfa 444)

YOKLAMA SORULARI

1. Kapitalizmden sosyalizme geçiş nasıl olur?
2. Sosyalizmden komünizme geçişin koşulları nelerdir?
3. Sosyalizmden sınıfsız topluma geçişin koşulları nelerdir?
4. Sosyalist toplumda fikirlerin rolü nedir?
5. Sosyalizm neden gerçek hümanizmdir?

________________________________________
Dipnotlar

[89] K Marx, F .Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, Ankara 1989, s. 29.
[90] Maurice Thorez, Fils du peuple, s. 243.
[91] Stahanovistlerin ödüllendirilmesi bir ayrıcalık olmaktan öte, sosyalist hukukun bir sonucudur; Lenin şuna dikkati çekiyordu: “Her hak tek bir kuralın değişik insanlara, gerçekte aynı ve eşit olan insanlara uygulanmasından ibarettir.” (Devlet ve Deurim.)
[92] Staline, “Déclaration à Roy Howard”, Cahiers du communisme, n° 11 (1948), s. 1413. [Stalin diyor ki: “Stalin’in Skripps-Howards Newspapers adındaki Amerikan Gazeteleri Tröstünün Reisi Roy Howard ile Yaptığı Mülakat”, çev. Hasan Ali, Marksizmin Bibliyoteği, İstanbul 1936, s. 15-16]
[93] K. Marx, F. Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, s. 31.
[94] Shakespeare’in kişilerinden: tefeci.
[95] Bkz: Lenin, “Devlet ve Devrim”, Marx-Engels-Marksizm, Ankara 1976, s. 412.
[96] V. İ. Lenin, “Devlet ve Devrim”, Marx-Engels-Marksizm, Ankara 1976, s. 415-416.
[97] Bkz: Aynı yapıt, s. 413.
Küçük-burjuva zihniyetinin eleştirisi için Gorki’nin Küçük-Burjuvalar adlı yapıtıyla Mayakovski’nin şiirlerinin okunmasını öğütlüyoruz.
[98] V. İ. Lenin, “Devlet ve Devrim”, Marx-Engels-Marksizm, 1976, s. 418.
[99] Yani, burjuvazi sınıf olarak bütün dünyada yenildiği zaman.
[100] Staline, “Entretienavec la premiere délégation des ouvriers americains”, Lenine, ?uvres choisies, t. I. 45. [Stalin. Diyor’ki: “Stalin’in Amerika Birinci İşçi Deıegasyonu ile Mülakatı”,çev: Hasan Ali, s. 91-92.]
[101] G. Nikolayeva’nın Hasat romanına bakınız.
[102] J. Stalin, “Aleksandr İliç Notkin Yoldaşa Yanıt”, Son Yazılar, 1950- 1953, s. 109.
[103] J. Stalin, “Dilbiliminde Marksizm Üzerine”, Son Yazılar, 1950- 1953, s. 31-32.
[104] Altın Yıldızlı Şövalye adlı ilginç bir Sovyet filmi, bir kolhoz bünyesinde komünizme geçiş için yapılan savaşımı anlatır.
[105] A. Jdanov, “Discours prononcé au cours de la diacussion sur le livre G. Alexandrov”, Sur la littérature, la philosophie et la musique, s. 62-63. Editions de la Nouvelie Critique, Paris 1950.
[106] Malenkov, Rapport au X1X. Congres du PCUS, s. 63-64.
[107] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950-1953, s. 125.
[108] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950- 1953, s. 125.
[109] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950- 1953, s. 127.
[110] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950- 1953, s. 127-128.
[111] Malenkov, Rapport au X1X. Congres du PCUS, s. 92.
[112] Malenkov, Rapport au X1X. Congres du PCUS, s. 58.

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe
Beyazlar Kirli, Hasan Bülent Kahraman. ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu / birinciliği beyaza verdiler’ Özdemir Asaf

Hasan Bülent Kahraman?ın ilk kitabı Beyazlar Kirli'de aydınları içeriden bir gözle eleştiriyor. Aydın kavramını tartışıyor. Aydın ve toplum ilişkisini irdelerken...

Kapat