Georges Politzer her şeyden önce gülüştür. Meydan okumanın gülüşü; başkaldırmanın değil, devrimcinin gülüşü; anarşistin değil, tarihin mahkûmiyet hükmünden kurtulmak için eski dünyanın güçleriyle açıkça alay eden marksistin gülüşü. Zincirler içinde, Pucheu’nün karşısında, Gestaponun işkenceleri içinde bile, galip gelenin gülüşü; infaz mangasının karşısında, galip gelenin gülüşü.
Georges Politzer, 1903’te doğmuştu. Macaristan’ın kuzeyindeki küçük bir kentte, Navyvarod’da dünyaya gelmişti; ama 17 yaşında, gerici bir iktidarın eline düşen babasına kıymış olan bu ülkeyi terketmek zorunda kalmıştı. Fransa’yı seçmişti; zekâsının ve yüreğinin yaptığı bir seçimdi bu; çünkü tepeden tırnağa Fransızdı. Fransız esprisinin pırıltılarını kimse ondan daha iyi anlatmamıştır. Fransız dilini, baba ocağında, Voltaire’i ve Diderot’yu okuyarak öğrenmiştir ve Quartier Latin’de felsefe hocalığına dek