Felsefenin Temel İlkeleri – 16. Ders: Üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasında zorunlu uygunluk yasası. Georges Politzer

Felsefenin Temel İlkeleri, Georges Politzer’in 1935-1936 ders yılında İşçi Üniversitesi’nde verdiği derslerin, öğrencileri olan Guy Basse ve Maurice Caveing tarafından geliştirilerek ve onun imzası altında Principes fondamentaux de philosophie (Editions Sociales, Paris, 1954) adıyla yayınlanmıştır. Georges Politzer (1903-1942), insanlık düşmanı Naziler tarafından 23 Mayıs 1942’de kurşuna dizilerek katledildi.
Onaltıncı Ders: Üretim İlişkileri İle Üretici Güçlerin Niteliği Arasında Zorunlu Uygunluk Yasası
I . Üretici güçler, üretimin en devingen ve en devrimci öğesidirler.
II . Üretim ilişkilerinin üretici güçler üzerindeki karşı-etkisi.
III . Zorunlu uygunluk yasası.
IV . İnsan eyleminin rolü.
ÜRETİM tarzlarının, tarihin akışı sırasında değişikliklerini önceki dersimizde gördük. Bütün gerçek gibi, üretim tarzları da, nicel değişmelere, bir evrime uğrarlar; bunu, çözülmekte olan ayrıcalıklı sınıflar gerekli değişmelere karşı durdukları zaman, devrimci bir biçime bürünmesi olanaklı olan nitel değişmeler izler.
Bütün gerçek gibi, bu değişikliklerin devindiricisi de, bir içkin çelişkidir. Üretim tarzlarının özgül çelişkisi, genel olarak nedir? Bu çelişki, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin nitelikleri arasındaki çelişkidir. İşte bu çelişki, bu dersin konusudur. (sayfa 328)

I. Üretici Güçler, Üretimin En Devingen Ve En Devrimci Öğesidirler

Üretimin her zaman değişme yolunda olduğunu söylemiştik. Peki ilk değişen yön hangisidir? Üretici güçler mi, yoksa üretim ilişkileri mi? Aletler mi, yoksa mülkiyet biçimleri mi? Şurası açıktır ki, toplumsal bir şekillenmenin ekonomik temeli sürüp giderken, teknikte ilerlemeler olmaktadır. Demek ki, ilkin değişenler, üretici güçler, hepsinden önce de üretim aletleridir. Bu, üretimin ikinci özelliğidir.[19]
İşte çok basit bir örnek: büyük bir taş parçasının yeri değiştirilmek istendiğinde, taşı, yuvarlanabilen kazıklar üzerine koymaktan ibaret olan yöntemi, herkes bilir. Bu kazıklar, kullanıla kullanıla daha iyi perdahlanır, düzgünleşirler; insanların kafasında henüz hiçbir geometrik silindir fikri olmadan önce kusursuz silindirler haline gelmeye başlarlar.[20] Aynı zamanda, yer değiştirme, daha çabuk ve daha kolay olur ve insana, bu perdahlamayı elverişli araçlarla kendisinin gerçekleştirmesi fikrini verir. Gereksinmenin dürtüsü ve yardımıyla, insanın imgelemi işe koyulur ve eğer kazıklar, eksenlerine göre kendi üzerlerinde dönerlerken, yer değiştirme sırasında, taş parçasıyla bir birlik halinde bulunurlarsa, işin daha kolay olacağını bulur. O zaman arka tarafta açıkta kalan kazıkların durmadan taş parçasının önüne yerleştirilmesi gerekmeyecektir. Şöyle on, yüz, bin yıl geçsin, dingil, tekerlek ve araba gelecektir.
Böylece üretici güçler, hiçbir zaman yerinde durmaz, insanın iradesinin önünde giderek ve onu da sürükleyerek yetkinleşirler. Aynı zamanda insanın gereksinmeleri de gelişir: insan, arabayı öğrenir öğrenmez artık kazıklarla yetinmeyecektir, hiç değilse bir taşıyıcı araç kullanılması olanaklı olduğu zaman kazıkları hiç kullanmayacaktır.
Üretim ilişkilerinin kendileri de, üretici güçlerde oluşan değişikliklere uyarak değişirler. Onlar da havada asılı (sayfa 329) değillerdir, üretici güçlerin niteliğine bağlıdırlar.
Bir örnek alalım. Köleci toplumun son döneminde, daha önceki dönemde uzun bir gelişme göstermiş olan yeni üretici güçler vardır. Döküm işinin ve demirin işlenmesinin durmadan gelişmesi, ilerlemesi, kollu dokuma tezgahının kullanılması; sabanın yaygın bir halde kullanılması; tarımda, bahçecilikte, şarap, zeytinyağı, bal üretiminde ilerleme; su değirmeninin bulunuşu (İS 340). Bu yeni teknikler (ki, Romalılar, bunları barbarlar dedikleri halklarda sık sık görüyor ve kendi ülkelerine getirmeye çalışıyorlardı), kölelik sistemiyle çelişkili bir duruma girer: kölenin çalışmada hiçbir çıkarı yoktur; ne yaparsa yapsın kendisine hep aynı şekilde davranılır. Onun için yaptığı işe ne bir girişkenlik gösterir, ne de bir zevk duyar. Verimi çok düşüktür. Ve artık yalnız kamçı ile harekete geçen köle sürülerinin gerçekleştirebildiği büyük işler sözkonusu değildir. Yeni üretici güçler, işe belli bir ilgi gösteren emekçiler gerektirmektedir; yoksa üretici güçler savrulup saçılmış, ziyan edilmiş olur.
Çok kez esir edilmiş barbarlar olan köleler, isyanlar düzenledikçe ya da malikaneden kaçıp, silah yapımı ve denizcilik gibi tekniklerden yarar sağlayarak korsan oldukça, köle sahibi, bu durumu dikkate almak zorunda kalır.
Kısaca, yeni üretici güçler, zorlayarak yeni üretim ilişkilerini gerekli kılarlar. Bunun içindir ki, üretim araçlarının sahibi, çok düşük bir verimi olan köleden vazgeçerek bir serfle iş görmeyi yeğ tutar. Serf, gerçekte, kendi öz işletmesine, kendi üretim aletlerine sahiptir; her ne kadar senyör toprağına bağlıysa da, işe karşı bir kişisel ilgisi de vardır. Bu ilgi, serfin bütün tarım işlerinde verimi yükseltebilmesi ve ürün üzerinden feodale ayni olarak bir borç taksiti ödeyebilmesi için vazgeçilmez bir şeydir. Feodal bey, kahyaların kırbaçları altında bile hiçbir şey yapmayan bir köleyi beslemektense, tahılını senyörün değirmeninde öğütmek ve ekmeğini senyörün fırınında pişirmek kaydıyla istediği gibi çalışmakta serbest olan bir serften ayni bir yükümlülüğün ödenmesini isteyecektir. (sayfa 330)
Böylece köleci üretim ilişkilerinin bağrında yeni üretici güçlerin gelişmesi, yeni üretim ilişkilerinin, feodal ilişkilerin doğmasına neden oldu.
“Toplumsal ilişkiler, üretici güçlere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Yeni üretici güçler sağlamak için, insanlar, kendi üretim biçimlerini değiştirirler; kendi üretim biçimlerini değiştirmek, yaşamlarını kazanma yollarını değiştirmek için de, bütün toplumsal ilişkilerini değiştirirler. Yeldeğirmeni size feodal beyli toplumu verir; buharlı değirmen ise, sınai kapitalistli toplumu.”[21]

II. ÜRETİM İLİŞKİLERİNİN ÜRETİCİ GÜÇLER ÜZERİNDEKİ KARŞI-ETKİSİ
Eğer üretici güçlerin üretimin en devingen ve en devrimci öğesi olduklarını belirtmekle yetinseydik metafiziğin ve mekanizmin içine düşmüş olurduk. Üretim tarzı, üretici güçlerle üretim ilişkilerinin diyalektik birliğini cisimleştirir: bu içkin çelişki içinde, karşıtlardan her biri, ikisinden biri ilkin değişse bile, öteki üzerinde etki yapar. O halde, üretim ilişkilerinin, üretici güçler üzerindeki karşı-etkisini de incelememiz gerekir.
Eğer, yeniden, köleci toplumdan feodal topluma geçiş örneğini alacak olursak görürüz ki, feodal üretim ilişkileri, ortaya çıkışlarından sonra, eski üretim ilişkilerinin frenledikleri üretici güçlerin gelişmesini kolaylaştırırlar. Gerçekten de, her ne kadar sömürülmekte idiyse de, üretimde, serfin, köleden daha çok çıkarı vardı. Böylece, antikçağ sonundan ve yukarı-ortaçağdan kalma ağır yoksulluk ve perişanlık mirası yavaş yavaş tasfiye edildi.
Başka bir örnek: bundan önceki dersimizde (II, a) gördük ki, madenlerin işlenmesindeki ve çömlekçilikteki ilerlemeler, tarım ile zanaatlar arasında işbölümüne neden olmuştu. Üretim araçları özel mülkiyeti koşul1arı içinde hem zanaat işinin, hem de köyde köle kullanımının gerektirdiği bu (sayfa 331) işbölümünün, zanaat ürünlerinin ve tarım ürünlerinin pazarda alınıp satılması, yani metaın ortaya çıkması gibi kaçınılmaz bir sonucu oldu. Aynı anda yeni bir sınıf, taşıma ve metaların dağıtımı işinde uzmanlaşmış bir tüccarlar sınıfı doğuyordu. Ama, bu sınıfın, ticarette özel bir çıkar bulduğu için, meta üretimini kolaylaştırması ve bu ticareti genişletmesi gerekiyordu. Bu, Akdeniz’in bütün çevresi boyunca uzanan Fenike ve Yunan sömürgelerinin ve ticaret acentelerinin başlangıcı oldu. Besbelli ki, meta üretimi, üretici güçlerin, tekniklerin ve sanatların, ayrıca denizciliğin gelişmesine yardım etti; Atina çömlekleri bütün Akdeniz’de satılıyordu ye Atina’da yüzden fazla köle çalıştıran silah yapımevleri bulunuyordu.
Başka bir örnek: feodallerin zenginliğinin kaynağı, esas olarak, toprak, ve serflerin ayni olarak ödedikleri yükümlülüklerdi. Buna karşılık, ticarete ve yeni doğmakta olan kapitalist üretime dayanan burjuvaların zenginliği ise, özellikle paradan ibaretti. Lüks zevki ve zengin burjuvalarla yarışmak arzusuyla, ticari mallardan edinmek isteyen feodal, hızla yıkıma doğru gidiyordu. Feodal ayrıcalıklardan ve feodal haklarının pekiştirilmesinden başka bir korunma çaresi yoktu. Meta üretimin artması, feodalin ekonomik gücünü sarsıyordu. Bu yüzden, iktisadi gücünü loncalar sistemiyle sıkı bir şekilde düzenlemeye çabalıyordu. Böylece de feodal sistem, yeni üretici güçlerin gelişmesini frenliyordu. Ama yeni üretici güçler, yeni üretim ilişkilerinin (kapitalist) genelleşmesini buyuruyordu.
O halde şunu unutmamalıyız: üretici güçler birinci olarak değişirler ama, gene de üretim ilişkilerinden bağımsız değildirler. Gelişmeleri üretici güçlerin gelişmesine bağımlı olan üretim ilişkilerinin kendileri de, bu üretici güçlerin gelişmesini etkilerler.
Onu yavaşlatırlar ya da çabuklaştırırlar.
Üretim ilişkileri, üretici güçlerin hızlı ilerleyişine artık uygun düşmedikleri zaman, üretici güçlerin gelişmesine karşı bir köstek rolü oynarlar. (sayfa 332)
Tersine, esas olarak, üretici güçlerin durumu ile uygunluk halinde bulundukları zaman, dürtücü rolü oynarlar.
Ve gelişmede üretici güçlere ait olan öncelikten dolayı bile, yeni üretim ilişkileri, üretici güçlere uygun düştükleri zaman, bu güçleri ileri doğru iten başlıca güçtürler. Yeni üretim ilişkileri, üretici güçlere uygun düştükleri içindir ki, onların başta gelen devindiricisidirler.
“Önce, üretim ilişkilerinin toplum tarihindeki rolünün üretici güçlerin gelişmesini felce uğratan engeller olmakla yetindiği, yanlıştır. Marksistler, üretim ilişkilerinin köstek rolü oynadığını söyledikleri zaman, herhangi bir üretim ilişkisini değil de, ancak üretici güçlerin gelişmesine artık tekabül etmeyen ve bunun sonunda onların gelişmesini köstekleyen üretim ilişkilerini gözönüne getirirler. Ancak, eski üretim ilişkilerinden başka, bilindiği gibi yenileri de vardır ki, bunlar eskilerin yerine geçerler. Denebilir mi ki, yeni üretim ilişkilerinin rolü, üretici güçlerin kösteği rolüne indirgenir? Kuşkusuz ki, hayır. Tersine, yeni üretim ilişkileri, üretici güçlerin sonraki ve üstelik güçlü gelişmesini belirleyen başlıca ve kesin gücün ta kendisidir; ve bu ilişkiler olmazsa, bugün kapitalist ülkelerde olduğu gibi üretici güçler sürünmeye mahkum olurlar.”[22]

III. ZORUNLU UYGUNLUK YASASI

İşte şimdi üretim tarzının iç diyalektiğini kavrıyoruz. Belli bir ekonomik temelin azçok uzun bir süresi olduğundan üretici güçler bu zaman içinde aynı durumda kalmazlar, ilerlemeler gösterirler. Bu belli üretim tarzının tarihinin başlarında yeni olan üretim ilişkileri, böylece eskimiş, modası geçmiş bir hale gelirler. Başlangıçta bu üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesini belirleyen başlıca gücü oluşturuyorlardı. Ama onların ileri atılımına ayak uydurmayı durdurdukları andan başlayarak onların önünde bir engel haline gelirler. (sayfa 333)
“Kuşkusuz, yeni üretim ilişkileri her zaman yeni olarak kalmazlar, kalamazlar; eskimeye başlarlar ve üretici güçlerin sonraki gelişmesi ile çelişkiye düşerler; yavaş yavaş üretici güçlerin en önemli devindiricisi rollerini yitirip, onların köstekleri haline gelirler.”[23]
Örneğin, kapitalizm, ilerlemiş teknik karşısında nasıl bir tavır takınır? Kapitalistler, teknik ilerlemenin savunucuları olmakla, teknik konusunda devrimci olmakla övünürler. Ve kapitalizmin tekniğe coşkun bir atılganlık verdiği doğrudur. Şu var ki, yeni teknik, üretim için gerekli-emek süresini azaltarak artı-değerin,[24] bunun sonucu olarak da kârın artmasını sağlar, şu koşulla ki, pazara ait perspektifler yeni donatımın amortismanı için elverişli koşullar bulunduğunu sezinlemesine olanak sağlasın.
Ama öte yandan şu da bilinir ki, kapitalizm teknik durgunluk sorunları da koyar ortaya; kapitalistler, o zaman, teknik alanında gerici bir tutumu benimserler; artık yeni gelişmelerden sözedilmesini duymak istemezler, hatta çoğu kez el işine ya da evde yapılan işe başvururlar. Gerçekte, yeni donatımların kurulması, yakın gelecek için sermayelerin hareketsiz hale gelmesine malolur; bu sabit sermayenin artması, kâr oranı düzeyini düşürecek ve onun için de, kapitalist pazarların göreli sağlamlığının da kalmadığı bir dönemde, kapitalizmin artık vazgeçemeyeceği azami kârın elde edilmesine olanak vermeyecektir.
O halde bugünkü kapitalizmin temel ekonomik yasası, yani en yüksek kârı gerçekleştirmek zorunluluğu, kısaca, artık, eskimiş üretim ilişkilerinin niteliği, durgunluk olayını açıklar. Kapitalizm artık yükseliş döneminde değildir.
“Yeni teknik kendisinde daha büyük kârlar gösterince, kapitalizm ondan yanadır. Yeni teknik kendisine artık daha büyük kârlar (sayfa 334) sezdirtmezse, kapitalizm, elle yapılan imalata dönüş yanlısıdır.”[25]
Bununla birlikte, üretim ilişkilerinin, üretici güçlerin atılımına göre geride kalması sonsuza kadar gitmeyecektir. Tarihin mahkum etmiş olduğu, zamanı geçmiş üretim ilişkilerini kişileştiren sınıfların, her ne pahasına olursa olsun kendi ekonomik temellerini sürdürmek için aldıkları önlemler ne olursa olsun, tarih tekerleğini geriye doğru döndüremezler. Üretici güçlerin gelişmesi, üretimin gelişmesi, insanlığın maddi bir gereksinmesidir, buna karşı “ruh” eninde-sonunda hiçbir şey yapamaz. Şu halde zamanı geçmiş üretim ilişkilerinin, yerlerini, yeni üretim ilişkilerine bırakmaları gerekir. Gerici sınıflar tarafından alınan önlemler en sonunda üretici güçlerin tahribiyle ve üretimin tümü içinde kendini gösteren ve bütün üretim tarzının yıkımını çabuklaştırmaktan başka bir şey yapmayan şiddetli bir çelişkiyle sonuçlanabilirler ancak.
O halde, üretim ilişkileri, ne kadar gecikme gösterirse göstersinler, er ya da geç, ensonunda üretici güçlerin yeni niteliğine uymaya başlamak zorundadırlar. Bu uygunlaşma nasıl olur? Üretim araçları mülkiyeti biçimlerinin, daha-önce gördüğümüz gibi üretim ilişkilerinin esas öğesi olan mülkiyet biçimlerinin alt-üst olmasıyla. Yeni bir mülkiyet düzeninin kurulması, yeni üretim ilişkilerinin kurumlaşması demektir.
Şurası açıktır ki, atom enerjisinin, ulus yararına barışçıl amaçlarla kullanılması, özel kapitalistler tarafından gerçekleştirilmeyecektir; azami kârı, bu kadar pahalı bir teknik işte, ancak devletin savaş siparişlerinden elde edebilirler. Aynı şey, hidroelektrik enerjinin ve gene aynı şekilde tarım işlerinin elektrikleştirilmesinin büyük ölçülerde kullanılması için de söylenebilir.
Yalnız üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti, kâr yasasına bağlı olmadığı için bu işleri gerçekleştirebilir. (sayfa 335) Bu yüzden, denilebilir ki, üretici güçler daha ilerdeki gelişmelerini gerçekleştirmek için gereksindikleri üretim ilişkilerini ortaya çıkarırlar.
Bu anlamda üretici güçler, üretimin gelişmesinin belirleyici öğesidirler. Bu, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk yasasıdır.
“Üretici güçler nasılsa, üretim ilişkileri de ona göre olmalıdır.”[26]
“O zaman, bu zamanı geçmiş üretim ilişkilerinin yerine yenileri belirir, bunların rolü, üretici güçlerin sonraki gelişmesinin başlıca devindiricisi olmaktır.”
Ve Stalin ekliyor ki:
“Üretim ilişkilerinin gelişmesinin bu özelliği, -[üretim ilişkilerinin] üretici güçlerin kösteği olmak rolünden onları ileriye doğru iten esas devindirici haline girmesi, ve esas devindirici rolünden üretici güçlerin kösteği haline girmesi- marksist diyalektik materyalizmin esas öğelerinden birini oluşturur. Bunu, bugün bütün marksizmi öğrenmeye yeni başlayanlar bilmektedirler.”[27]
Şunu da ekleyelim ki, bu yasa evrenseldir yani kendileri için özgül olan ekonomik yasaları ne olursa olsun bütün üretim tarzları için geçerlidir; insan toplumlarının bütün gelişmelerinin temelinde vardır.

IV. İNSAN EYLEMİNİN ROLÜ

Zorunlu uygunluk yasası, nesnel bir yasadır. Hiçkimse, içinde yaşadığı üretim tarzını seçmemiştir. Biz, ne büyük sanayi, ne de emperyalist kapitalizm çağında doğmayı yeğ tuttuk. Üretim, zorunluluklarının diyalektiği ile birlikte kendisini bütünüyle, insanlara kabul ettirir. Üretici güçler ancak bazı belli üretim ilişkileri sınırları içinde ilerleyebilirler ve bu zorunlu uygunluk, bizzat üretici güçlerin niteliğinin sonucudur, insanların iradesinin değil. Buna karşı hiçbir şey (sayfa 336) yapılamaz. Hiçbir kapitalist, bugünkü kapitalizmin, üretici güçlerin gelişmesinin durması sonucuna varması gibi nesnel bir olguyu ortadan kaldıramaz. Ve hiç kimse, yalnızca sosyalizmin bu zorunlu uygunluğu kurabileceği olgusuna karşı duramaz.
Bununla birlikte, bu, hiç de, insanların etkisi, toplumsal gelişmede hiçbir rol oynayamaz ya da oynamaz demek değildir. Bu etki, insanların, üretimin nesnel gerekleri hakkında, zorunlu uygunluk yasası konusunda taşıdıkları duygu ya da duruma göre sahip oldukları tam bilgi ile belirir Daha yukarda verdiğimiz bir örneği yeniden alacak olursak, serf, üretim için daha elverişli olduğundan, bir köleye sahip olmaktansa bir serfle iş görmeyi yeğ tutan feodal beyin zorunlu uygunluk yasası konusunda azçok bir sezgisi vardır, ve kölesini bir serf haline getirirken, kendi sınıf çıkarına olarak, bu yasaya dayanmaktadır. Acaba insanın bu eylemi, nesnel yasa olmadığı anlamına mı gelir? Asla. Tersine, yasanın nesnelliğini varsayar. Bunun kanıtı da şudur ki, feodal, kararıyla önceden kestirdiği sonuçlara varır. Yalnızca yasayı kendi çıkarına kullanmaktadır, başka bir şey değil.
İleri tekniğin kendi azami kârını tehlikeye düşürdüğünü farkeden ve bu yüzden üretici güçlerin gelişmesine karşı, bilime karşı önlemler alan kapitalistin de bir zorunlu uygunluk yasası sezgisi vardır. Üretici güçlerin, üretim araçlarının özel mülkiyetini mezara götüren gelişmesi karşısında büyük bir korku duyar. Bu olasılığı uzaklaştırmak için üretimde devrim yapan üretici güçleri yıkmaktan başka bir şey yapamaz. Kısaca, kendi sınıf çıkarına olarak, zorunlu uygunluk yasasının öznel sonuçlarını önleyebilmek için gene bu yasaya dayanır; bu yasanın işleyişini frenler.
İnsan iradesinin ortaya çıktığı ve kendini gösterebildiği nokta, demek ki, insanların bu yasadan aldıkları azçok doğru ve tam bilgidir. İnsanlar bu yasayı bilmekle, onun eylemini frenlemeye, onun hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan oyununu oynayacağı anı geciktirmeye çalışabilirler, ama beri yandan da bu eyleme yardımcı olabilir, onun anını çabuklaştırabilir, (sayfa 337) nesnel zorunluluklara uygun önlemler alabilir, üretim ilişkilerini üretici güçlerin niteliğine uydurabilirler:
O halde anlaşılıyor ki, zorunlu uygunluk yasasının nesnel niteliği, insanların sorumluluğunu hiçbir şekilde ortadan kaldırmaz. İnsanlar, bilinçli eylemleriyle, bu yasanın düzenli işleyişine elverişli ya da elverişsiz koşulları yaratabilirler. Eğer, örneğin, büyük Amerikan sanayicileri, sistemli bir savaş siyaseti izliyorlarsa, bunu saflıkla yapmıyorlar elbette; kapitalist ilişkilerin, yerlerini sosyalist ilişkilere bıraktıkları her yerde, bu kapitalist ilişkileri yeniden kalkındırmak istemektedirler, ve üretici güçlerin kesin, kararlı tahribiyle, bu güçlerin kendi çıkarlarına zarar veren atılımlarını, gelişmelerini frenlemek istemektedirler.
Ama, kuşkusuz, insanların iradesi de ancak çağlarının nesnel sınırları içinde kendini ortaya koyabilir. “O zamanın insanları belki de daha kötü yaşamıyorlardı” diyen gerici zihniyete karşın, insanlar, üretici güçleri, mağaralar zamanı düzeyine geri götürmek gücünde değildirler. Üretim ilişkilerini değiştirecek gerçek güç elbette ki her zaman mevcut değildir, ve bu güç, üretici güçlerin durumuna ve doğasına bağlıdır. Kapitalistler, sosyalizmi kurmanın olanaklı olmadığını, böyle bir denemenin kıtlığa malolacağını vb. yineleyip duruyorlardı. Bu, 1848’de belki de doğruydu, ama toplum 20. yüzyılın koskoca enerji ve sanayi güçlerini işler hale getirebildiğinden beri artık doğru değildir. Deneyim bunu pek güzel gösterdi ve kapitalistler, bundan böyle sosyalizmi kurmanın olanaklı olduğunu anlayarak sarsıldılar. Ensonu, insanların bu gücü üretim ilişkilerinin niteliğine de bağlıdır: birbirine düşman sınıflara bölünmüş bir toplumda, üretim ilişkilerini üretici güçlere uydurmakta çıkan olan sınıfların eylemi bir sürü engellerle karşılaşır. Toplumun bağrında, direnci örgütlendirebilen sonu gelmiş bir sınıf bulunmadığı zaman durum aynı değildir.
İnsanların iradesi -nesnel etken- demek ki, ancak nesnel yasanın uygulanmasını kolaylaştırmayı kendisine kesin olarak amaç edindiğinde etkili olabilir. Nesnel gerçeğe (sayfa 338) dayanmayı reddeden bir irade, bizzat iradenin tersidir. Eğer bilinmiyorsa, istemek, bir sözden başka bir şey değildir.
Stalin, insanların bu eylemi üzerinde ısrarla duruyor:
“Burjuva devrimi döneminde, örneğin Fransa’da burjuvazi, feodalizme karşı, üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk yasasını kullanmış; feodal üretim ilişkilerini devirmiş; yeni, burjuva üretim ilişkilerini yaratmış ve onları feodal rejimin bağrında gelişmiş bulunan üretim güçlerinin niteliğiyle uyuşur hale sokmuştur. Burjuvazi, bunu, kendi özel yetileri dolayısıyla değil, bunda büyük çıkarı olduğu için yapmıştır. Feodaller aptallıklarından dolayı değil, bu yasanın uygulanışını engellemekte büyük çıkarları olduğundan karşı gelmekteydiler.”[28]
Başka bir yerde de der ki, Sovyetler iktidarı eğer sosyalist kuruluş görevini, bu güç ve karmaşık görevi yerine getirdiyse, bunu “… varolan ekonomik yasaları yok ettiğinden ve yenilerini ‘oluşturduğundan’ değil, yalnızca üretim ilişkileri ile üretici güçlerin niteliği arasındaki zorunlu uygunluk ekonomik yasasına dayandığı için başarmıştır.”[29]
Eğer burjuvazi, bütün çarelere başvurarak bu yasanın uygulanmasına karşı koyduysa, bu, bu yasanın uygulanmamasıyla çok yürekten ilgili olduğu içindi.
Şu halde, sonuç olarak, insanların eylemlerinin iktisadı yasalardan toplumsal gelişmenin çıkarına yararlanarak, az ya da çok büyük bir ölçüde ve çevre koşullarına göre, bütün toplumsal şekillenmelerde yeraldığını belirtelim. Ama, bu yararlanış bilimsel olduğu zaman ve sosyalist düzende oluğu gibi hiçbir sınıf buna karşı koymadığı zaman, sonuçlar gözle görülür bir şekilde çok daha çabuk olur.
İkinci olarak şunu da belirtelim ki, sınıflı bir toplumda iktisadi yasalardan yararlanılmasında her zaman ve her yerde sınıf dürtüleri vardır, ve her zaman, her yerde iktisadi (sayfa 339) yasaları toplumsal gelişmenin yararına kullanmanın dövüşçüsü olan sınıf, öncü sınıftır; oysa gerileyen sınıflar, toplumun geri kalanı için sonuçlan ne olursa olsun buna karşı koyarlar. Böylece toplumun düşmanları haline gelirler ve kendi sınıf bencillikleri içine çekilirler.
Proletaryayı, geçmişte üretim ilişkilerini altüst eden öteki sınıflardan ayıran, proletaryanın, doğası gereği, zorunlu uygunluk yasasını, üretim araçları özel mülkiyetini, yani her türlü sömürüyü ortadan kaldırmadan uygulayamamasıdır. Proletaryanın sınıf çıkarı, şu halde, bütün emekçilerin, bütün sömürülenlerin ve ezilenlerin çıkarları ile özdeşleşir.
İncelememizden, marksist büyük bir fikir, eylemimiz için esas olan bir fikir çıkaracağız: insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendilerini belirleyen, gözönünde bulundurulmaları gereken belli koşullar içinde. Bu, bütün zamanların gerçeğidir. Tarihi yapmak, üretim tarzındaki zorunlu değişikliklere karşı koyan gerici sınıfların direncini yenmektir. Tarihi yapmak, demek ki, sömürülenlerin ve ezilenlerin işidir, görevidir. Tarih, maddi değerleri üretenlerin tarihidir, ve sömürülen ve ezilen sınıflar, tarihi yaparlar: halk, tarihin gerçek yaratıcısıdır. Ama, bu bütün zamanların gerçeği, kapitalizmde, göze çarpan ayrı bir önem kazanır. Bütün dünyaya yayılmakla, bir ülke halkının çoğunluğunu sömürmekle, başka ülkelerin halklarını köleleştirmekle, kapitalizm, son evresinde, daha önceki düzenlerdekiyle karşılaştırılamayacak kadar geniş yığınları harekete getirir. Proletarya devrimi ve sömürge halklarının kurtuluşu çağı, dünya halklarının birdenbire tarih sahnesine çıkıverdikleri bir çağdır. Yalnız yığınların eylemi, kapitalistlerin direncinin üstesinden gelebilir. 1917’de Petrograd ve Moskova’da, 1949’da Nankin ve Şangay’da zaferi kazanan, yığınlardır. Yığınlardan korkan gericilerin tersine, yığınların eylemine karşı “us”u ve “düşünce”yi çıkaran küçük-burjuvaların tersine, bir marksist, yığınların eyleminden endişe etmez. Tam tersine, o, onların başında gider, çünkü, proleter sosyalizmi, yalnızca felsefi bir öğreti değildir. Stalin’in söylediği gibi, proletarya yığınlarının (sayfa 340) öğretisi, onların “sancağı”dır. Onun, yığınlara ve onların eylemine sarsılmaz bir güveni vardır, çünkü o, adım adım gitmekte olan tarihin, bu yığınlar harekete geçtikleri zaman bütün hızıyla yürümeye başladığını bilir, sınıf savaşımının, tarihin devindirici gücü olduğunu bilir. (sayfa 341)

YOKLAMA SORULARI

1. Üretimin en devingen öğesi nedir? Niçin?
2. Üretim ilişkileri niçin değişir? Örnekler.
3. Üretim ilişkilerinin üretici güçler üzerindeki etkisi nedir? Örnekler.
4. İnsanların, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında zorunlu uygunluk yasasının varlığını hesaba katan bilinçli eylemlerinin tarihteki rolü nedir?

________________________________________
Dipnotlar

[19] Onbeşinci dersin ilk kesiminde incelendiği gibi, üretim tarzının değişmesi, tüm toplumun çehresini değiştirir.
[20] Matematik fikirler, pratikten doğarlar.
[21] Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, s. l00.
[22] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950-1953, s 1l9-120.
[23] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950-1953, s 120.
[24] İşçi, işgününün ilk saatlerinde [diyelim 8 saatlik işgününün ilk dört saatinde], ürün olarak, kendisine [o işgünü için] ödenen ücrete eşit bir değer yaratır; günün geri kalan kısmında [öteki dört saatinde], kapitaliste gidecek olan ek bir değer, ya da artı-değer yaratır.
[25] J. Stalin, “SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları”, Son Yazılar, 1950-53, s. 98.
[26] Stalin, Leninizmin Sorunları, s. 673.
[27] J. Stalin, “L. D. Yaroşenko Yoldaşın Yanlışları”, Son Yazılar, 1950-1953, s 120-121.
[28] J. Stalin, “Aleksandr Iliç Notkin Yoldaşa Yanıt”, Son Yazılar, 1950-53, s. l07.
[29] J. Stalin, “SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları”, Son Yazılar, 1950-53, s. 66.

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe
Felsefenin Temel İlkeleri – 17. Ders: Kapitalizmden önce sınıf savaşımları. Georges Politzer

Felsefenin Temel İlkeleri, Georges Politzer'in 1935-1936 ders yılında İşçi Üniversitesi'nde verdiği derslerin, öğrencileri olan Guy Basse ve Maurice Caveing tarafından...

Kapat