Fener, Gece ve Yıldızlar – Wolfgang Borchert ‘Düşlerde Fener Olmak’

“Düşlerde Fener Olmak”
“Ben ölünce, / hiç değilse / bir fener olsam; / kapında dursam, / soluk donuk geceyi / aydınlığa boğsam. // Veya limanda / gemilerin uyuduğu zamanda, / gülüşürken kızlar, / uyumasam; / dar kirli bir kanalda / bir yalnıza göz kırpsam. // Daracık bir sokağa / assalar beni: / tenekeden, kırmızı bir fener / bir meyhane önünde / dalgın düşüncelerde / tempo tutup şarkılara / sallansam. // Ya da şöyle bir fener: / gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı, / duyup da korkunca çevresinde yalnızlığı; / dışarda camlarda / fırtınanın ıslığı, / kâbuslar, görüntüler, cinler. // Evet, hiç değilse / ben ölünce / bir fener olsam; / tek başıma geceleri, / uykulardayken dünya, / gökte ayla senli benli / sohbete dalsam.” Wolfgang Borchert Çeviren: Behçet Necatigil

Wolfgang Borchert?in hikâyeleri ve şiirleri yaşamöyküsel izler taşır, daha çok yaşadıklarını yazar. Bunların arasında çocukluk anıları olduğu gibi savaşta karşılaştığı insanlık dışı manzaralar da bulunur
Genç ölenlerle başarısızlar her zaman ilgimi çekmiştir. Bu ilgi öyle gelgeç bir meraktan kaynaklanmıyor; tam aksine bu iki durumun felsefi ve varoluşsal kökenlerini bilmeye çalışıyorum. Zira genç ölen, acaba ölmeseydi ne yapardı, ölerek neyin gerçekleşmesi önlenmiş oldu? Başarısızlara gelince, başarmak istedikleri neydi ki başaramadılar, başarmak istedikleri çok ?acayip? bir şey olmalıydı ki, onu başarmaya güçleri yetmedi ve başarmak istedikleri nezdinde başarısız oldular. Kimine göre başarısızlık olarak görünen şey başarı olabilirken, başarı olarak kabul edilen de pek önemli addedilmeyebilir. 1921 Almanya Hamburg doğumlu ?lirik ve hüzünlü? ve hatta naiv şair Wolfgang Borchert de 26 yaşındaki ölümüyle talihin önünü kestiği, bir geleceğin gerçekleşmesini önlediği genç ölenlerden.
Borchert, edebiyatı bir sanat dalı olmaktan çok, bir varoluş biçiminin dışa vurumu olarak kökensel bir uğraş, daha da iyisi bir ifade biçimi olarak görenlerden olduğu için edebiyatın çeşitli alanlarında eser vermesi kaçınılmazdı ve bu çok anlaşılır. Çok kısa ömrüne çok sayıda hikâye, şiir ve bir de tiyatro oyunu sığdırdı. Her şeyin yapay bir imgenin ardında gizlendiği günümüz dünyasında dışavurumcu yönü ağırlıkta olan bu şairin şiirlerinin yayımlanması belki bu büyük nüfus için çok önemli bir olay olmayabilir, ama derdine deva arayanlar için tam zamanında ulaştırılan yardıma benziyor. Kalabalıklar dünyanın kara büyüsüne kapılmış tüketiyorlar, tüketmeyi beceremeyenlere kendilerini tüketmek kalıyor, onların da yardımına işte böyle şairlerin tok sesi koşuyor.
Borchert, Hamburg?da öğretmen Fritz ile yazar Hertha?nın çocuğu olarak dünyaya geliyor. Coşkulu ve heyecanlı bir Nazi olmaktan çok uzak olan Borchert, Nazilerin katılınması zorunlu tutulan gençlik örgütünden nefret ediyordu, ki bir süre sonra, çok da çaba harcayarak, bu örgütten ayrılır. 1940 yılında Gestapo tarafından tutuklanır ama bir süre sonra serbest bırakılır. Aynı yıl bir kitapçıda tezgâhtarlık yapmaya başlar. Kitapçıda çalışırken gizli gizli oyunculuk dersleri alır. 1941?de oyunculuk sınavlarını geçtikten sonra kitapçıdaki işinden ayrılır ve Hanover?de bir tiyatroda çalışmaya başlar. Yeni yeni olgunlaşmaya başlayan tiyatro kariyeri birkaç ay sonra askere çağrılması üzerine yarıda kesilir. Doğu cephesine gönderilen Borchert burada her yönüyle savaşın korkunç yüzünü görür, insanların öldürülmesine, soğuktan, açlıktan ve yetersiz eğitim yüzünden ölmelerine tanıklık eder.
O bir ?asker kaçağı?dır
Elindeki bir kesik mikrop kapınca sarılığa yakalanır. Üstleri tarafınfdan kendi kendini sakatlayarak askerden kaçmak istemekle suçlanan Borchert tutuklanıp hapse atılır. ?Ülkenin güvenliğini tehlikeye atan sözler? söylediği gerekçesiyle altı hafta süreyle gözaltında tutulur ve sonra tekrar, ?kendisini kanıtlaması için? Doğu cephesine gönderilir. Donma tehlikesi geçirir, tekrar sarılığa yakalanır ve bunun üzerine İsviçre?de hastaneye yatırılır. Hastaneden çıktıktan sonra şimdi artık yakılıp yıkılmış olan Hamburg?da bir tiyatroda oyunculuk yapar. Nazi propaganda bakanı Goebbels?i hicvettiği bir tiyatro oyunundan sonra tutuklanarak dokuz ay hapse mahkûm edilir. Salıverildikten sonra tekrar askere alınır ve bu kez Batı cephesinde görev yapar. Mart 1945?te birliği kuşatılır. Savaş mahkûmlarını nakli sırasında kaçar ve yaklaşık 370 mil yürüyerek Hamburg?a gider. Savaştan sonra Borchert?in sağlık durumu giderek kötüleşir. 1946 yılında karaciğerindeki bir rahatsızlığın bir yıl içinde onu öldüreceğini söylerler. Kısa hikâyeler ve şimdi sözünü ettiğimiz şiir kitabı Fener, Gece ve Yıldızlar?ı yazar. 1947?de ?Dışarıdaki Adam? (Draussen vor der Tür) adlı oyununu yazar. Oyun yayımlanır yayımlanmaz büyük bir ilgi görür. 1947 yılının son aylarında İsviçre?nin Basel kentinde bir sanatoryuma yatırılır, ölmeden önce burada kısa hikâyeleriyle savaş karşıtı manifestosu ?Öyleyse Sadece Tek Bir Şey Var?ı (Dann gibt es nur eins) yazar.
Wolfgang Borchert?in hikâyeleri ve şiirleri yaşamöyküsel izler taşır, daha çok yaşadıklarını yazar. Bunların arasında çocukluk anıları olduğu gibi savaşta karşılaştığı insanlık dışı manzaralar da bulunur. Hikâyelerinin fiziksel acılar çeken ve savaş kurbanı olan kahramanları hayatta bir anlam bulmak peşinde koşarlar, ama her zaman ölüm ve yıkımla karşılaşırlar. Behçet Necatigil ile kızı Ayşe Sarısayın?ın çevirdiği ve kitapta yer alan şiirler yalın bir dille yazılmış. İçe dönük bir başkaldırının ve hüzünlü bir içedönüklüğün izlerini taşıyan bu şiirler 26 yaşında ölmüş olan bir şairi yakından tanımak için kaçırılmaz bir fırsat oluşturuyor.
OSMAN ÇAKMAKÇI, 13/02/2009 Radikal Gazetesi Kitap Eki

Wolfgang Borchert, 1940 ile 1945 arasında yazdığı şiirleri, Aralık 1946’da yayınlanan Fener, Gece ve Yıldızlar (Laterne, Nacht und Sterne) isimli kitapta topladı.
1921’de Almanya’nın Hamburg kentinde doğdu. II. Dünya Savaşı sırasında çok genç yaşta askere alındı; Rusya cephesinde ağır yaralandı. Savaşa ve nasyonal sosyalizme karşı görüşleri yüzünden tutuklandı. Difteri ve sarılığa yakalanmış olmasına karşın 8 ay hapis yattı. Salıverildikten sonra yeniden cepheye gönderildi. Çürüğe ayrılacağı sırada bir daha tutuklandı ve bu kez 9 ay cezaevinde kaldı. Savaştan sonra sağlığının giderek kötüleşmesi üzerine İsviçre’de bir hastaneye yatırıldı. 1947’de öldüğünde henüz 26 yaşındaydı. Borchert, Kapıların Dışında adlı tek oyununu 1946’da tamamladı; Fener, Gece ve Yıldızlar adlı şiir kitabı ile Karahindiba ve Bu Salı adlı öykü kitaplarını yaşamının son iki yılında yayınladı.

ANTİKALAR
Hohen Bleichen caddesini anarak

Büyük günümüzün gürültüsünden uzakta,
geçmişte şan ve şeref, boşlanmış, hurda şimdi;
durur sessiz eşyalar, tozlu, tuhaf, bambaşka
birkaç koket fincan, Biedermeier stili.

Solgun bir imparator, üstlerine kurulmuş,
solgun, ama büstüne alçılanmış görkemi.
Bir Okyanus timsahı, içersi doldurulmuş,
sırıtır çakırkeyf, camyeşili gözleri.

Bir bronz çıpa sapı, Akıllı Karl’dan kalma,
parlar kat kat göbeği üstünde Buda’nın.
Bir topuz perukadan hafif yayılır hâlâ
ayartıcı kokusu çok eski bir pudranın.

Tahta, katı çizgilerle bir Malezya putu
bakar bön. Melezlerin bir donuk parıltı dişlerinde.
Görür savaş düşleri, paslı silahlar, mutlu,
ve vınlar Rembrandt’ın gölgeleri içinde.

Barok komodinde bir ölüm kurdu,
çıtırdatır kurumuş tahtaları habire.
Vızıldar bir sinek, üzgünce bir türkü,
çöker de on üç cilt Schopenhauer üstüne.
Wolfgang BORCHERT
Çeviren : Behçet NECATİGİL

AYRILIŞ
Bir son öpüştü rıhtımda
kaldı ardımda.

Akıntıdan yana, denizlere yolun
gidiyorsun

bir kırmızı, bir yeşil ışıktır
uzaklaşır.
Wolfgang BORCHERT
Çeviren : Behçet NECATİGİL

DENİZ KABUKLARI
Deniz kabukları, renkli, parlak;
çocukların bulduğu.
Deniz kabukları, ince, yuvarlak;
içlerinde rüzgârın uğultusu.

Türkü söyler yüce deniz içlerinde-
görülür müzelerde ışıldadıkları;
sonra eski liman meyhanelerinde,
sonra çocuk odaları…

Deniz kabukları, ince, yuvarlak;
dinle! rüzgârın türküsü duyduğun!
Deniz kabukları, renkli, parlak;
Bir zamanlar çocuklukta bulduğun!
Wolfgang BORCHERT
Çeviren : Behçet NECATİGİL

HAMBURG’DA
Hamburg’da gece
başka kentlerde
o tatlı, mavili kadın
Hamburg’da kül renginde;
yağmurda yağışta başını bekler
Tanrıya uzak kalmışların.

Hamburg’da gece
yeri bütün liman meyhaneleri
eğninde ince, hafif bir giysi
çöpçatandır, bir görüntü, sessiz geçer
parklarda, dar sıralar üstünde
başlamışsa sevişmeler, gülüşler.

Hamburg’da gece
aygın baygın şarkılar söyleyemez
bülbül şakımaları içinde;
bilir bize aynı mutluluğu verir,
vapuk düdüklerinin türküsü
limandan şehre vuran seslerde.
Wolfgang BORCHERT
Çeviren : Behçet NECATİGİL

RÜZGÂR VE GÜL
Küçük solgun gül!
Bordadan esen hoyrat yel
perişan etti seni!
yaprakların sanki
bir liman yosmasının
sırtına giydikleri —
birden saldırıverdi.

Hissetti de kendini
bir süre belki bitkin,
istedi gizli kıvrımlarında
biraz soluk alsın.
Ama kokun onu öyle büyüledi,
öylesine geçirdi ki kendinden:
köpürdü coştu birden,
duyduğu hazla ezdi seni;
öptüm diye böbürlenmede
ürkmüş otlarda eserken gene.
Wolfgang BORCHERT
Çeviren : Behçet NECATİGİL

Fener, Gece ve Yıldızlar
Yazar: Wolfgang Borchert
Yayınevi: Can Yayınları
Çeviren: Behçet Necatigil – Ayşe Sarısayın
Sayfa Sayısı: 60 sayfa

Wolfgang Borchert (d. 20 Mayıs 1921 Hamburg; ö. 20 Kasım 1947 Basel)
Alman şair, oyun ve öykü yazarı.
Borchert, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan, şehirlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmaları ile şekillenmiş bir edebiyat türü olan Yıkım Edebiyatı’nın (Almanca:Trümmerliteratur) en tanınmış yazarlarından biridir.

Öğrenim ve İlk Drama Denemeleri
Wolfgang Borchert, öğretmen Fritz Borchert ile yazar Hertha Borchert’in oğlu olarak Hamburg, Eppendorf’ta dünyaya geldi. Kirchwerder Merkez Okulu’nda öğrenim gördü. Daha 15 yaşındayken şiir yazmaya başladı ve bunlardan bazıları Hamburger Anzeiger gazetesinde yayınlandı.
1938 yılında, bitirme sınavına girmeden liseyi terk etti. Nazi rejiminden hoşlanmayan Borchert, zorunlu olarak katıldığı Hitler Gençliği’nden güç de olsa ayrıldı. 1940’ta gestapo tarafından tutuklandı ancak kısa sürede serbest bırakıldı. [1]
Borchert bir kitapçıda çıraklık yapmaya, ayrıca Helmuth Gmelin’den oyunculuk dersleri almaya başladı. 1940 yılında girdiği oyunculuk sınavında başarılı olunca bu dersleri yarıda bıraktı. Mart 1941’de Landesbühne Osthannover topluluğuna katıldı ancak savaş sebebiyle silah altına alındığı Haziran 1941’de topluluktan ayrılmak zorunda kaldı.
1938 yılında daha 17 yaşındayken, ilk drama eseri olan, Hamlet benzeri bir temaya sahip Yorick der Narr (Kaçık Yorick) trajedisini yazdı. Bunu, arkadaşı Günter Mackenthun ile bir yıl sonra yazdığı komedi Käse (Peynir), 1940’ta da dramatik şiir Granvella Der schwarze Kardinal (Kara Kardinal Gravenvella) izledi. Bu gençlik dönemi eserleri, bazı dilsel kusurlara rağmen Borchert’in dramatik yeteneklerinin işaretçisiydi. Bu eserler ilk defa, ölümünün 60. yılı olan 2007’de Wolfgang Borchert Derneği’nin hazırladığı özel bir kitapta yayınlandı.

İkinci Dünya Savaşı
1941 yılının temmuz ve kasım ayları arasında Borchert, Lützendorf’taki 3. Yedek Panzer İstihbarat Birliği’nde askeri eğitim gördü. İlk cephe görevinde Klin-Kalinin’e gönderildi ve orada Ocak 1942’de yaralandı. Bu arada difteriye yakalanması sebebiyle Almanya’ya geri gönderildi ve Schwabach’taki askeri hastaneye yatırıldı. Sol elindeki silah yarasına kasıtlı olarak sebebiyet verdiğinden şüphelenildi ve kendini çürüğe çıkarmaya çalışmakla suçlandı. Duruşması 3 ay tutukluluktan sonra Nürnberg’te başladı. Savcının ölüm cezası istemesine rağmen Borchert beraat etti.

Ancak, yaptığı yazışmalar sebebiyle vatan hainliği ile de suçlandığı için tutukluluğu devam etti. Dava sonucunda, ardından hemen cepheye gönderilmek şartıyla 6 hafta ağır hapis cezasına çarptırıldı. 1942 sonunda önce Saalfeld’deki alayın yedek taburuna, sonra da Jena’daki garnizona gönderildi. Aralık 1942’de Toropez’deki tank çatışmasında haberci olarak görevlendirildi, ayaklarının donması sebebiyle askeri hastaneye kaldırıldı, burada da sarılık ve tifoya yakalandı. 1943 başında önce Smolensk’teki, ardından Elend’deki hastaneye sevkedildi.

Borchert Eylül’de izinli olarak, yoğun bombardımandan hasar görmüş olan Hamburg’a döndü. Burada bazı kabarelerde rol aldı. Ekim’de, ilerlemekte olan karaciğer hastalığı sebebiyle ordudan çıkarılacağını ya da bir cephe tiyatrosunda görevlendirileceğini umarak Kassel-Wilhelmshöhe’deki birliğine geri döndü.

Yaptığı kabare çalışmalarında yer alan, Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ile ilgili bir parodi [1] sebebiyle Aralık 1943’te yeniden tutuklandı. Ocak 1944’te Jena’dan Berlin’e gönderildi ve burada yargılandı. 9 aylık hapis cezasının ardından yeniden cepheye gönderildi. Katıldığı birlik, 1945 baharında Frankfurt yakınlarında Fransız birliklerine teslim oldu. Borchert, esirlerin taşınması sırasında kaçmayı başardı. Ağır hasta haliyle 600 kilometrelik yolu yürüyerek katetti ve 10 Mayıs 1945’te Hamburg’a döndü.

Savaş sonrası kariyeri ve ölümü
Borchert savaştan sonra tiyatro ve kabare dünyasında yer edinmeye çalıştı. 1 Kasım – 15 Aralık tarihleri arasında, Gotthold Ephraim Lessing’in Hamburger Schauspielhaus’ta sahnelenen Bilge Nathan (Nathan der Weise) oyununda yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. Bunun yanısıra, Hamburg’daki Janmaaten im Hafen kabaresi için metinler yazdı ve zaman zaman oyunlarda yer aldı. Hamburg-Altona’da, Hinterhoftheater Komedisi’nin kurucularından biriydi, ancak gittikçe kötüleşen sağlık durumu sebebiyle zamanının büyük bölümünü yatakta geçirmesi gerekiyordu.
Ocak 1946’da Die Hundeblume isimli öyküyü yazdı. Yıl sonuna kadar 20 nesir daha tamamladı. 1940 ile 1945 arasında yazdığı şiirleri, Aralık 1946’da yayınlanan Fener, Gece ve Yıldızlar (Laterne, Nacht und Sterne) isimli kitapta topladı.
Ocak 1947’de yazdığı Kapıların Dışında (Draußen vor der Tür) isimli dışavurumcu tiyatro oyunu büyük yankı uyandırdı. Borchert, karaciğer hastalığının tedavisi için İsviçre Basel’de bir sağlık merkezine yatırıldı. Önce radyo tiyatrosu olarak oynanan Kapıların Dışında oyununun prömiyeri, Borchert’in ölümünden bir gün sonra, 21 Kasım 1947’de Hamburg Kammerspielen’de yapıldı. Üzgün Sardunyalar (Die traurigen Geranien) isimli öykü toplamı ölümünden sonra yayınlandı.
Borchert’in mezarı Hamburg’da Ohlsdorf Mezarlığı’ndadır.

Sanatsal başarısı
Borchert dışavurumcu edebiyattan ve Kurt Tucholsky ile Erich Kästner’in ahlaki pragmatizminden etkilendi. Savaş sonrasında yeniden oluşmaya başlayan edebi çevrede yer edinemeden, çok erken öldü. Ancak yine de Yıkım Edebiyatı’nın (Trümmerliteratur) önemli bir temsilcisi olarak kabul edilir.
Yalan ve suistimal ile yozlaşmış edebiyat karşısında savunduğu tabula rasa yaklaşımı Grup 47 üzerinde çok etkili oldu: “Bizim iyi dilbilgisine sahip şairlere ihtiyacımız yok. Çok iyi dilbilgisi bizim sabrımızı zorluyor. Bizim ağaca ağaç, kadına kadın dememiz lazım. Bizim EVET ve HAYIR dememiz lazım. Yüksek sesle, açıkça ve emir kipi kullanmadan…”
Borchert eserlerinde dışavurumcu tarzı özellikle kullanmıştır. Kayıp genç kuşağın son haykırışı onun yazdıklarında hayat bulur. Özellikle eksik bırakılmış, kısa cümleler Borchert’in tarzını oluşturur.

Eserleri
* An diesem Dienstag, kısa öykü, 1947
* Bleib doch Giraffe, kısa öykü, 1947
* Dann gibt es nur eins, şiir
* Das Brot, kısa öykü, 1946
* Das Gewitter, kısa öykü
* Das Holz für morgen, kısa öykü, 1946
* Das ist unser Manifest, 1947
* Der Kaffee ist undefinierbar, kısa öykü
* Der Schriftsteller, kısa öykü
* Die drei dunklen Könige, kısa öykü
* Die Hundeblume, 1947
* Die Katze war im Schnee erfroren, kısa öykü
* Die Kegelbahn, kısa öykü, 1946/47
* Die Kirschen, kısa öykü, 1945 civarı
* Die Küchenuhr, kısa öykü
* Die Stadt, kısa öykü
* Die traurigen Geranien, kısa öykü, 1945 civarı
* Draußen vor der Tür, tiyatro/radyo oyunu, 1947
* Eine Lesebuchgeschichte, kısa öykü
* Jesus macht nicht mehr mit, kısa öykü
* Laterne, Nacht und Sterne, şiir toplamı, 1946
* Mein bleicher Bruder, kısa öykü
* Nachts schlafen die Ratten doch, kısa öykü
* Radi, kısa öykü
* Schischyphusch, kısa öykü
* Versuche Es, şiir
* Vielleicht hat Sie ein rosa Hemd, kısa öykü
* Vier Soldaten, grotesk kısa öykü
* Von drüben nach drüben, kısa öykü

SONRA YAPILACAK TEK ŞEY VAR
Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine
çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin
nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Fabrika sahibi. Sana yarın pudra ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Sana yarın eski yaşama karşı yeni bir ölüm icat
etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Hastası başındaki doktor. Sana yarın savaşa adam yazmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Vapurdaki kaptan. Sana yarın buğday yerine top ve tank taşımanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Havaalanındaki pilot. Sana yarın kentler üzerine bomba ve fosfor yağdırmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Sana yarın üniformalar dikmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Cübbesi içindeki yargıç. Sana yarın savaş mahkemesine gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. İstasyondaki adam. Sana yarın cephane treni ve kıt’a nakli için kalkış sinyali vermeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var:
HAYIR de!…

Sen. Normandiya’daki ana ve Ukranya’daki, sen Frisko ve Londra’daki ana. Sen Hoangho ve Missisippi’ deki
ve Hamburg ve Kore ve Oslo’daki ana., bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden
yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var:
HAYIR deyin!… Analar, HAYIR deyin!…

Çünkü eğer hayır demezseniz, eğer hayır demezseniz analar, sonra, sonra:

Gürültülü vapur dumanlarıyla yüklü liman kentlerinde büyük gemiler inildiye inildiye sessizleşecek, dev mamut
kadavraları gibi su üstünde ölgün ve hantal, su yosunu, deniz bitkileri ve midye kabuklarıyla kaplı, önceleri
öyle ipildeyip çınlayan gövdesi mezarlık ve çürümüş balık kokusuyla yüklü, yıpranmış, hasta ve ölü gövdesi
rıhtım duvarlarına karşı, ölü ve yalnız rıhtım duvarlarına karşı yalpalanacak.

Tramvaylar beyinsiz, ışıltısız, cam gözlü kafesler gibi yamru yumru olacak. Çürümüş hangarların arkasında, büyük
çukurlar açılmış yitik caddelerde raylar öylece duracak.

Çamur grisi, pelteleşmiş, kurşuni bir sessizlik dönenecek ortalığı, her şeyi unutarak, büyüyecek okullarda ve üniversitelerde
ve tiyatro salonlarında büyüyecek, stadyumlarda ve çocuk parklarında, korkunç ve hırslı kesintisiz bir sessizlik büyüyecek.

Güneşli taze bağlar yıkık yamaçlarda çürüyecek, kuraklaşan toprakta kuruyacak, pirinç ve patates ekilmeyen tarlalarda
donacak ve sığırlar katılaşmış bacaklarını devrilmiş iskemleler gibi dikecek gökyüzüne.

Enstitülerde büyük doktorların dahi buluşları asitlenecek, çürüyüp, mantarsı küfle kaplanacak.

Mutfaklarda, hücre odalarda ve kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda son torba un, son kase çilek, kabak
ve diğerleri bozulup gidecek, ekmek ters çevrilmiş masaların altında, parça parça olmuş tabakların üstünde yemyeşil kesilecek,
ortalığa yayılan yağ arap sabunu gibi kokacak, tarlalarda buğday paslanmış karasabanların yanına düşüp kalacak, yok edilmiş
bir ordu gibi ve tüten tuğla bacalar, demirci ocakları ve yıkık fabrika bacaları sonsuz çimle kaplanarak ufalanacak, ufalanacak,
ufalanacak.

Sonra son insan dökülüp parçalanmış barsaklarıyla ve kirlenmiş ciğerleriyle zehir gibi kızaran güneşin altında yalnız ve yanıtsız
ve yalpalayan yıldızların altında bir yanılgı gibi ordan oraya dolaşacak, o kocaman beton yığınları, tenha kentlerin soğuk putları
ve gözden kaçması olanaksız toplu mezarlar arasında yalnız, son insan, kupkuru, delirmiş, allaha küfrederek, yakınarak o korkunç
soruyu soracak : NEDEN? Bu ses bozkır derinliğinde yiterek duyulmaz bir hale gelecek, yıkıntılar üzerinde esecek, çatlaklar
arasından akacak, bu ses, ibadethane enkazları içinde ve sığınaklara çarparak şaklayacak, kan birikintileri üzerine düşecek,
duyulmayacak, yanıtlanmayacak, son insan-hayvanın son hayvanca bağırışı.

Tüm bunlar olacak, yarın, yarın belki, belki hemen bu gece, belki bu gece, eğer-eğer-eğer siz.
HAYIR demezseniz!…
Wolfgang BORCHERT
Çeviri : Rahman HAYDAR
Kaynak: www.yersizyurtsuz.com

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Tanımlar – Nihat Behram

Nihat Behram'ın son dönem şiirlerini içeren Tanımlar'ı, 1967-2007 arasında 40 yıla ve 16 kitaba yayılmış şiirlerinden seçilen 40 şiirden oluşmaktadır....

Kapat