Fransız Devriminin nedenleri ve gelişimi

BATI UYGARLIĞINDA DEVRİMLER (19. YÜZYIL)
19. yüzyıl, Batı uygarlığının tarihi için, ani ve keskin dönüşümlerin, -daha yerinde bir deyimle- “devrimler”in yüzyılıdır. Yalnız “siyasal” değil, “iktisadi” ve “sosyal” alanda da böyledir bu. Öylesine değişikliklerdir ki bunlar, yeni bir “yön” verir tarihe, yeni bir hız kazandırırlar.
Ama yalnız Batı uygarlığının tarihine değil, bütün insanlığın tarihine de…

FRANSIZ DEVRİMİ
Devrimin nedenleri
Önce şu iki kavrama değinelim: “İhtilal” ve “devrim” kavramlarına.
İhtilal, mevcut bir durumun ya da toplum düzeninin zor kullanılarak ansızın değiştirilmesi ya da yıkılması anlamına gelir. Devrim ise, daha geniş kapsamlıdır. İhtilalin yıkıcı niteliğinin yanı sıra, “yapıcı” öğeyi de içerir. İhtilaller, tasfiye edilen “üretim ilişkileri”nin yerine, daha gelişmiş bir yeni düzen kurabildiklerinde devrime dönüşürler.

1789 İhtilali, bu anlamda bir devrimdir.

Nereden kaynaklanıyordu Fransız Devrimi?
Daha önce belirttiğimiz gibi, 18. yüzyılda “filozoflar”, “akıl” adına, örflere dayanan mutlak monarşiyi sert bir eleştiriye tabi tutmuşlardı. Öte yandan, “soylular” ve “ruhban”, Fransız toplumunun bu “ayrıcalıklı” sınıf ve zümreleri, bu ayrıcalıklarını haklı gösterecek hiçbir etkin rol oynamıyorlardı. Oysa “burjuvazi”, iktisadi planda en zengin, giderek egemen bir sınıf durumuna geldiği halde, bu ayrıcalıklardan yararlanamıyor ve bunun sonucu olarak da bu ayrıcalıkların kaldırılmasını istiyordu. Ayrıcalıklı sınıf ve zümrelerin varlığı toprağa bağlı olduğu halde, burjuvazi toprağa bağlı değildir. Geçimini, ticaret ve zanaatle sağlamaktadır. Zamanla, bu sınıfın çıkarları, hem feodal toprak düzeniyle hem de kentlerdeki zanaat erbabının ilişkilerini düzenleyen korporasyonların sıkı disiplini ile çelişmeye başlar.

Köylülere gelince, bu çok yoksul ve kültürsüz kitleler, ilkel koşullar altında ve sefalet içinde yaşıyorlardı. O zamanın bir karikatürü, köylüyü sırtına iki kişinin bindiği bir insan olarak göstermektedir. Böylece -toplumdaki gelişmeye zaten ters düşmüş olan- “feodal haklar” ağırlığını artık çekemez olmuşlardı.
Fransa’da devrim öncesi sosyal sınıflar tablosunun bu görünüşü, devrimin temel nedenleridir.
Bu nedenlerin zorunlu sonuçlarını doğurması için uygun birtakım koşulların ortaya çıkması gerekiyordu. O yılların bir mali ve iktisadi bunalımı bu koşulları hazırladı. Soylular, “Etats-Generaux”nun toplanarak, mutlakıyetin sınırlı (meşruti) bir hale getirilmesiyle, bu bunalımlardan -kendi hesaplarına- yararlanabileceklerini sandılar. Ne var ki, 1789’da toplanan “Etats Generaux”da burjuvaziyi temsil eden “Tiers-Etats”, mutlakıyete son vermek konusunda ayrıcalıklı sınıf ve zümrelerle anlaşırken, ayrıcalıkları da ortadan kaldırdı.

Devrimin gelişimi
Burjuvazi, soylulara karşı giriştiği bu mücadelede başarıya ulaştı: Onun zaferi, halk kitlelerinin gözünde, “feodalite”nin ve onun “yükümlülükleri”nin tasfiyesi anlamına geliyordu çünkü. Bunun içindir ki, özellikle Paris halkı, 14 Temmuz 1789’dan başlayarak, “Eski Rejim”i kurtarmak için kralın yaptığı girişimleri etkisiz bırakacaktır.
Anayasayı hazırlayacak olan Millet Meclisi, 9 Temmuz 1789’da “Kurucu Millet Meclisi” adını alır. Kendilerini milletin temsilcileri olarak ilan edenler, yasama gücünü ele geçirmekle beraber, iktidarı kralla paylaşmaktan vazgeçmiş değillerdir yine de. Mecliste ve halk arasında cumhuriyetçi düşünceler henüz yaygın değildir.
26 Ağustos 1789’da “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” kabul edilir. Eylül 1791’de bir Anayasa kabul edilerek “sınırlı bir monarşi” kurulur.
İlk anayasasıdır bu Fransa’nın.
XVI. Louis, elinden mutlak iktidar alındıktan sonra ayrıcalıkların kaldırılışına karşı çıkmak girişiminde bulunur. Devrim, 10 Ağustos 1792 ayaklanması ile, onu bütünüyle tasfiye eder; krallık yıkılır ve az sonra da “Cumhuriyet” ilan edilir. Yeni rejimin anayasası da 24 Haziran 1793’te kabul edilir.

İlk Cumhuriyetidir bu Fransa’nın.
Bunun sonucunda, bütün Avrupa monarşileri Fransa’ya karşı birleşirler. Burjuvazinin iktidardaki ilerici kanadı, yani Jakobenler, bu dış tehlikeye karşı, içeride -birtakım demokratik önlemlere de başvurarak- halkla daha sıkı biçimde bağlaşıklık kurarlar: Genel oy, mülkiyetin genişletilmesi, herkese açık eğitim, sosyal yardım gibi konular bu önlemlere örnektir. Ancak Robespierre’in düşüşü (1794) ile, rejimin bu “demokratik ve sosyal” görünüşü kaybolur ve yeniden 1789’un “bireyci ve liberal” programına dönülür. Yeni döneme, Fransa tarihinde “Direktuvar” denir. Aynı zamanda bir iktisadi bunalım ve enflasyon dönemidir bu dönem.

Bir süre sonra, Direktuvar yönetimi, halkın desteğini yitirdiği gibi halktaki huzursuzluk, bazı başkaldırmalara da yol açar. Yakın çağın ilk komünist hareketi olan Babeuf Hareketi de bu huzursuzluklardan biridir.
Kanla bastırılır bütün bunlar.

Rejimden, burjuvazi de memnun olmamaya başlamıştır.
1799 yılında, burjuvazinin, sağlam, yerleşmiş bir rejime gereksinmesi vardır artık ve ancak böyle bir rejim, feodaliteye ve emekçi halka karşı burjuvazinin elde ettiği ayrıcalıkları koruyabilmesine olanak sağlayacaktır. Direktuvar ise, bunu yerine getirecek durumda değildir.

Fakat nasıl kurulmalıdır yeni hükümet? Nasıl bir sistem getirilmelidir?
9-10 Kasım 1799’da gerçekleştirilen bir hükümet darbesi bu soruları yanıtlar. Darbe Fransa’yı, büyük burjuvazinin temsilcisi bir diktatöre teslim eder.
Adı, Napolyon Bonapart’tır bu diktatörün.
Ve onunla Fransa’da devrim dönemi gerçekten sona erer.
Kazanan burjuvazidir; kaybeden halk olacaktır.

Özgürlük ve eşitlik
Fransız Devrimi’nin ilkelerini, başta “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” simgeler. J. J. Rousseau’dan esinlenen bu bildiriye göre, insanın doğuştan birtakım hakları vardır; toplum, bu haklara saygıyla yükümlüdür.
Bildiri, başta iki temel hak tanıyor: özgürlük ve eşitlik.

Bildirideki özgürlük, bir doğal hak olarak, Anglosakson bildirilerindeki özgürlüklerden aslında pek farklı değil. Vicdan, din ve basın özgürlükleri tanınırken, dernek özgürlüğü hayli kısıtlanıyor: Bu noktada, girişim özgürlüğüne herhangi bir engel çıkarılmasından korkan burjuvazinin bireysel anlayışı görülmektedir.

Eşitlik ise, daha yeni bir ilkedir. O sırada Birleşik Amerika’da kölelik ve ırkçılıktan kaynaklanan eşitsizlikler bulunuyordu. Eşitlik ilkesi, eski rejimin dayandığı toplumsal hiyerarşinin ilkelerini çürütüyordu: Artık, kişisel ya da korporatif ayrıcalıklar yoktur. Özellikle Kilise’nin ayrıcalıkları ortadan kaldırılmıştır. Herkes istediği göreve girebilecektir; yeter ki yeteneği olsun.

Bu “medeni eşitlik”, 1789’un büyük yeniliklerinden biri oldu.

Bununla beraber, fiilî bir ayrıcalık sürmektedir: paranın ayrıcalığı.

1789’un bireyci burjuvaları, zenginlerle yoksullar arasındaki farklılıkları hafifletecek önlemleri reddetmekle kalmıyor, üstelik, belli ölçüde bir servete sahip olmayı, seçmen olabilmek için yeterlik ölçüsü olarak ileri sürüyorlardı.

“Genel oy”u engelleyen bu kayıtlar, Fransa’da 1848 Devrimi’ne değin sürecektir.

Server Tanilli

Uygarlık Tarihi
Alkım Yayınevi, 2006

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here