Vietnam Edebiyatı ve Savaş

VİETNAM EDEBİYATI VE SAVAŞ
Vietnam sanat ve edebiyatı yalnız ülkemizde değil, Avrupa’da da az tanınmıştır. Avrupalılar, bir Kuzey Vietnam romanını ilk olarak 1969’da yayımlamışlardır. Gök Cephesi adlı bu roman aynı yıl ülkemizde de yayımlanmıştır. Oysa, Vietnam edebiyatının çok derin kökleri, çok ünlü ataları vardır.

Yüzyılımızda da Vietnam’da pek çok roman, hikâye ve şiir çıkmıştır. Roman alanında geçen yüzyılda üçer dörder bin mısralık dev eserler yaratılmıştır. Du adlı yazarın Kiyö adlı eseri ve Van Tien’in Güney Vietnam Destanı bunların en ünlüleridir, yüzyılımızdaki Vietnam romanları manzum romanlardan etkilenerek ortaya çıkmıştır. Çok veciz anlatımlar ve bunlara uygun biçimlerle yazılmış manzum romanların yabancı dillere çevrilmesinin çok güç olduğu belirtilmiştir. Çağdaş bir Vietnamlı yazarın da halkının geleneklerine, dilinin ince ayrıntılarına bağlı kaldığı oranda çevrilmesinin güç olduğu, eserindeki düşünceleri ve imajları yabancı dillerde karşılamak imkânının o oranda azaldığı kabul edilmektedir. Çağdaş şairlerin çevrilmesinde bu güçlüğün daha da arttığı muhakkaktır. Sözgelimi Vietnam’ın Puşkin’i denilen To Hu’nun şiirlerinin çevrilemez olduğu kanısı yerleşmiştir. Onun ve Kuzey Vietnam’ın kurucusu Ho Şi Minh’in şiirlerinin bu güçlüklere rağmen çevrilip beğenilmeleri, bu şiirlerin kendi dillerinde ne kadar güçlü olduklarını ortaya koymaktadır.

Son yılların Vietnam roman, hikâye ve şiir kitaplarında ortak bir özellik savaştır. Otuz yıl savaş içinde yaşayan bir ülkede, savaş günlük olaylardan herhangi biri olmuştur. Karartmalar, alarm düdükleri, bombardımanlar, ölümler ve yaralanmalar sanki çok olağanmış gibi karşılanmaktadır bu eserlerde. Savaşın getirdiği bütün felaketler, büyük sözlere, sloganlara başvurulmadan, gereksiz gösteriler yapılmadan, alçak sesle anlatılmaktadır.
Vietnamlı sanatçıların, yazarların büyük bir kısmı cephede ön saflarda da görev almışlardır. Fransız yazarlarından Madeleine Riffaud bu durumu şöyle anlatmıştır: “1966 yazının sonlarında Hanoi’de bulundum. Birçok yazar ve sanatçının cepheye gittiklerine tanık oldum. Hepsi de en ufak bir kaygı göstermeden üniformayı üstlerine geçiriyor, iyimserliklerini ve neşelerini hiç yitirmeden ateşin ortasına atılıyorlardı, hem de edebî tasarılarını düşünmeyi -şiirmiş, hikâyeymiş, denemeymiş- hiç aksatmadan. Ne saklayayım, bana dehşet vermiş, içime işlemişti bu manzara.”
Vietnam’da son yirmi beş yılın önemli bir olayı da dil hareketidir. Vietnamcada bilimsel kelimeler, terimler önceleri hiç olmadığı için dili teknik aşamaya uydurma zorunluğu ortaya çıkmıştır. Bunun için yabancı kelimelerin okundukları gibi Vietnamca-ya uydurulması ya da eski Çin Vietnamcasının bilimsel kelimelerinin anlamca genişletilmesine gidilmemiş, Vietnamca kelimelerden yeni kökler türetilmesi yolu seçilmiştir. Yöneticiler, Vietnam geleneklerini göz önünde tutarak otuz bin kelime yaratmışlardır. Böylece üniversitelerde ve yüksekokullarda öğrenimin Vietnamca yapılması olanağı sağlanmıştır. Başbakan Van Dong, aydınları ve teknisyenleri yeni bir gramer hazırlamaya, teknik kelimeler için bir sözlük yapmaya, dildeki yabancı kelimeleri atmaya çağırmış ve bunlar yavaş yavaş gerçekleşmiştir. Bugünün sanatçıları da bu kurallara uymuş ve eserlerinde yabancı kelimelerden arınmış, Vietnamlı her kulağa hoş gelen bir dil kullanmışlardır. Bugün Vietnam’da Batılı bir okuru şaşırtacak kadar zengin bir çağdaş edebiyat ortaya çıkmaktadır. Korkunç bir savaşın ortasında yükselen bu edebiyat, gençlikle ve bulunmaz bir iyimserlikle dolu olarak kendi savaşını şakımaktadır.
(Milliyet Sanat Dergisi, sayı 18)

ANALIK ZANAATI
Zordur bizde analık zanaatı.
Başka ülkelerde analar
Çiçek sevgisini öğretirler çocuklarına.
Bizde, bombalardan korunmasını da öğretmeleri gerekir.

Başka ülkelerde analar
Ezgiler öğretirler, kuş seslerinin güzelliğini
Çocuklarına,
Bizde, çocuklara
B-52’yle F-105’in sesini
Öğretirler ayırt etmesini.
Ey kutsal Meryem Ana,
Bin dokuz yüz altmış dokuz yıldır
Tutuyorsun çocuğunu kollarının arasında,
Biliyor musun Vietnamlı analar
Aylardır oğullarından uzak uyuyor?

Anaların çocuklarına
İnsan olma zanaatını öğretme zamanıdır.
Zamanıdır bundan da fazlasını yapmanın
Onlara yiğit olmayı öğretmenin de zamanıdır.
Şe Lan Vien
(Çev. Eray Canberk)

VİETNAM
Vietnam, Güneydoğu Asya’da 127 bin kilometre kare genişliğinde bir ülkedir. Ve Güneydoğu Asya’nın -hemen- en dinamik halkı yaşar bu ülkede.
Çok eskiye giden bir tarihi var Vietnam’ın: İsa’dan önce Çin’den göçerek bu ülkeye yerleşen Vietler, -İsa’dan önce 1. yüzyıldan, İsa’dan sonra 10. yüzyıla değin- Çin’in egemenliği altına girmiş; daha sonra bağımsız olmuş ise de, bağımsızlığını korumak için Çin ile zaman zaman savaşmış ve sonunda gene de Çin’in himayesi altına girmiştir.
16. yüzyılda Portekizlilerin, sonra da Fransızların Vietnamlılarla ilişki kurduklarını görüyoruz. Son olarak Fransa 1858’de Vietnam’a giderek ülkeyi “himayesi” altına alır; 1884’te de tüm Vietnam ve komşusu Laos ve Kamboçya Fransa’nın “himayesi” altına alınmış olur. Fransızlar, Çin Hindi’ni sömürmekle kalmamışlar, kültürlerini ve Katolikliği de yayarak nüfusun % 12’sini Katolikleştirmişlerdir. Katolik mezhebinin kabulü, Vietnam’ın yazgısını etkilemiştir. Çünkü kurtuluş savaşlarında Katolikler daha çok sömürgecilerden yana olmuşlardır. Fransa’nın ve sonra Birleşik Amerika’nın nüfuzlarını sürdürmek için kullandıkları kişilerin çoğu Hıristiyan Vietnamlılardır.
Vietnam, II. Dünya Savaşı’nda Japonların istilasına uğradı. Japonlar, Vietnam’da üstlenmek, İngiltere’nin sömürgesi olan Malezya’ya girmek istemişlerdi. Daha Fransızların işgali zamanlarında Vietnam’da ulusal duygular uyanmıştı. Japon işgali altında bu duygular daha da gelişti. Ho Şi Minh liderliğinde bağımsızlık programını benimseyen Vietnam Birliği kuruldu ve 2 Eylül 1945’te Ho Şi Minh, Vietnam’ın bağımsızlığını ilan etti.

Fransızlar geri gelmek istedilerse de zayıftılar ve 1946’da Fransız Birliği içinde Vietnam’ın bağımsızlığını tamdılar. Ancak, Ho Şi Minh kayıtsız şartsız bağımsızlık istediğinden, Fransa ile 1954 yılma değin süren ulusal kurtuluş savaşı başladı. Amerikalılar, önce Vietnam’ın bağımsızlığından yana çıkarken, Çin büyük bir güç olup da Vietnam’a yardım etmeye başlayınca, Fransız yönetiminin sürmesini istediler ve Fransa’ya yardım etmeye başladılar. Dien Bien Fu’da sarılan Fransız askerlerinin kurtarılması için Birleşik Amerika, Fransa’ya atom bombası vermeyi bile önerdi, ancak Fransızlar kabul etmediler. 1954 Temmuzu’nda Cenevre’de yapılan toplantıda, -Ho Şi Minh liderliğinde- Fransa’ya karşı 1946’dan beri sürüp gelen savaşa son verilerek bir bildiri imzalandı. Fransa, bu bildiri ile, Laos, Kamboç ve Vietnam’ın bağımsızlığını tanıyor, ancak Vietnam’ın kuzey bölgesi Ho Şi Minh, güney bölgesi de Mao Dai yönetiminde olduğundan, 1956 yılına değin yapılacak olan plebisit ile iki bölgenin birleşmesi öngörülüyordu.
Cenevre Antlaşması üzerine, Fransa Çin Hindi’nden elini çekti. Ne var ki, Cenevre Bildirisi’ni imzalamak istemeyen Birleşik Amerika’nın Güney Vietnam’da yerleşmek niyetinde olduğu kimsece tahmin edilmemişti. Plebisit yapılması için kuzeyden gelen öneriyi güneydeki rejim -Birleşik Amerika’nın telkini ile- reddetti.

Cenevre Antlaşması’na aykırı olarak plebisitin reddi, güneyde plebisitten yana olan halkçı ayaklanmalara ve gerilla savaşının başlamasına yol açmış, bu savaşta Ho Şi Minh güneydeki bu hareketleri desteklediğinden, Vietnam bir iç savaşa sürüklenmişti. Bu arada zor durumda olan güneydeki rejimi kurtarmak için Birleşik Amerika, -”danışman” etiketi altında- Güney Vietnam’a asker yolladı. 1964’te, kuzeyin baskısı altında, güneydeki kukla rejim yıkılmak tehlikesi karşısında kalınca, Başkan Johnson -Amerikan gemilerinin Tonkin Körfezi’nde kuzeylilerin saldırısına uğradığı gerekçesiyle- Güney Vietnam’a asker yığmaya başladı. Tonkin Körfezi olayının, Vietnam’a asker yollamak yetkisini Senato’dan elde etmek için uydurulmuş bir yalan olduğu da sonradan anlaşıldı. Senato Dışişleri Komitesi Başkanı Senatör Fulbright, aldatılmış olduğundan sonraları yalanmıştır.

Johnson, Vietnam’a yarım milyondan fazla asker yığdığı halde sonuç elde edemedi; barış önerdi ve görüşmeler Paris’te başlarken iktidardan çekildi. Seçim kampanyasında barış vaat eden Nixon, aslında Vietnam’dan Amerikan askerlerini çekerek, savaşın yükünü Güney Vietnam’a devretmeyi düşünüyordu. Bir yandan Paris’te görüşülürken, bir yandan da savaşı “Vietnamlaştırmak” adını verdiği bir programı uygulamaya başladı. Amerikan askerlerinin moralleri de bozulmuştu. Asker kaçakları, neferlerin subaylara karşı ayaklanmaları, uyuşturucu maddelerin kullanılması, sivil halka karşı zulüm ve işkence, beyaz ve zenci askerler arasında çıkan çatışmalar, disiplinsizlik Amerikan ordusunu bozguna uğratmıştı. Böyle bir ordunun zafer kazanması söz konusu olamazdı. Nixon bu askerlerin büyük bir kısmını çekti ise de, Güney Vietnam’ın bu savaş yükünü taşıyamayacağı anlaşıldı.

Bunun üzerine, Nixon, Kuzey Vietnam’a bomba yağdırmaya başladı, limanlarını abluka altına aldı. Bütün bunlar da Vietnam’ı dize getiremedi. Dünya kamuoyunun da isyan etmesi sonunda, Birleşik Amerika 1972 sonlarında “ateşkes”e razı oldu. Daha sonra kuzeyle güney birleşti ve Vietnam, bağımsızlığının yanı sıra bütünlüğünü de elde etti.
Vietnamlılar, bağımsızlık ve özgürlükleri için, emperyalizme karşı 26 yıl savaşmışlardı. Bunun 8 yılı Fransa, 18 yılı da Birleşik Amerika iledir. Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş mücadeleleriyle dolu çağımızda, bu mücadelelerin en görkemli ve en destansı olanını kahraman Vietnam halkı vermiştir.
20. yüzyılın en büyük gerçeklerinden biridir bu.

Server Tanilli

Uygarlık Tarihi
Alkım Yayınevi, 2006

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here