Halepçe’den Gelen Sevgili – Suzan Samancı

Suzan Samancı’nın romanı Halepçe’den Gelen Sevgili, yakın tarihte gerçekleşen, herkesin nefretle kınadığı Halepçe katliamını konu alan bir roman. Bu katliamda ailesini kaybeden Delila’nın, Halepçe’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Cenevre’ye uzanan öyküsü…
Irak yönetimi, 16 Mart 1988 günü üç saat süreyle Halepçe?nin üstüne kimyasal bombalar yağdırmış, binlerce insan ölmüş, pek çoğu yaralanmış, bu tarihten sonra Halepçe?deki engelli doğum oranı, Hiroşima ve Nagazaki?dekinden 4-5 kat daha fazla olmuştu.
Tarihin belleğine kazınan bu yaranın izleri hiç silinmedi, kimyasal bombaların etkisi yeni kuşaklarda hâlâ hissediliyor..
Ama öyküsü pek fazla anlatılmadı. Suzan Samancı, ?Halepçe?den Gelen Sevgili?de, bu katliamda yaşanan acılarını ve izlerini o usta, şirsel diliyle sözcüklere döktü.

Kitapları Almanca, Flamanca, İspanyolca, İtalyanca ve İsveççe ve Kürtçe’ye çevrilen Suzan Samancı edebiyatımızda yer etmiş önemli yazarlardan biri. Düzenli olarak gazetelerde köşe yazarlığı da yapan yazarın romanı Halepçe’den Gelen Sevgili, Halepçe katliamı ile açılıyor. Romanın aslında dingin atmosferinde, geleneksellik ile çağdaşlık arasında sıkışıp kalmış yaralı bilinçleri, savruluşları, yabancılaşmayı, sürgünlükleri, düşkırıklıklarını, sevginin sınır tanımazlığını konu ediyor.
Yöresinin büyülü sesine olan özlemin, gerçekliğin, aşkın, modern bir epiği olan romanda aynı zamanda bu travmayı yaşayan iki kahraman -Zeynep ile Delila- aracılığıyla İstanbul ve Cenevre?ye uzanan ilişkilerle Avrupa?ya dağılmış mültecileri de daha yakından tanıyoruz.

Pakize Barışta ‘nın 04.10.2009 Tarihli Taraf Gazetesi’nde Yayınlanan Yazısı
Edebiyat, acıyı teselli eder.
Gadre uğrayan doğanın ve insanın yanında durur.
Nesillerden nesillere geçen, adeta taşlaşmış acıları insanın yüreğinden ve zihninden çözüp çıkarmaya çalışır.
Yazının gücü, acının gücünü alt edebilecek tek eylemdir bence.
Edebiyatın tesellisi, acıyı ?en azından- tahammül edilebilir sınırlara çeker.
Suzan Samancı: ?Gadre uğrayanlar melektir!? diyerek, bir yerlere kazıyor yazısını.
Halepçe?den Gelen Sevgili, insanlık tarihinin en vahşi katliamlarından birini, Halepçe katliamını konu edinmiş.
(Şivan Perwer?e göre de, Halepçe katliamı, Hiroşima ve Nagazaki felaketlerine yakın bir katliam.)
Halepçe?den Gelen Sevgili?de çok acı, çok duygu, çok sevgi ve ne yazık ki çok da ölüm var.
Halepçe?den Gelen Sevgili, belleğimizde ve vicdanımızda sarsıcı etkiler yaratıyor.
Yazar Suzan Samancı dışarıda yaşamak olgusuna, yani zorunlu hayatlara, köklere ve bu kökleri biriktiren uygarlıklara sadık kalarak çok özel bir coğrafyadan, Kuzey Mezopotamya?dan esip geçiyor yazısında; Halepçe?den Gelen Sevgili?de, hem bu coğrafyanın hem de tüm zamanların bir uygarlıklar galerisini sergiliyor; daha da geç olmadan belleğimizden uzaklaştırılmış olan kadim değerleri artık hatırlayalım diye: ?Doğal dinimiz olan mitoloji aynı zamanda sanatın ve felsefenin ortak kökü değil miydi??

Halepçe?den Gelen Sevgili, iktidarların ayırdığı, ne yazık ki ölümün birleştirdiği insanların romanı. Yazar, insanı ?Sonsuzluk ile sonlunun, varoluş ile yokoluşun bireşimi insan!? olarak tanımlarken, ölüm kavramına farklı bir anlam yüklüyor. Bu kavram, doğanın eliyle gerçekleşen ölüme değil, insan eliyle trajikleşen bir ölüme ait; erk, 1988 yılında Halepçe?nin üstüne bebelerin, çocukların, gençlerin, kadınların, erkeklerin ve hayvanların midelerini, bağırsaklarını parçalayan kimyasal bombalar atmıştı.

Sonuç: Binlerce ölü ve on binlerce yurdunu terk eden insan.
Böyle acıları ancak ve ancak Suzan Samancı gibi yazısına sarılanlar hafifletebiliyor biraz; edebiyat acıyı teselli eder çünkü.
Halepçe?den Gelen Sevgili, bu zorunlu mültecilik olgusunu Türkiye?den Avrupa?ya kadar uzatıyor.. günümüz Batı uygarlığını da eleştiriyor: ?Avrupa?nın insanı çıldırtan sessizliği, yalnızlığı.. sır taşımaktan yorulan katedraller, köprüler, anıtlar, küf kokulu müzeler??

Halepçe katliamında ailesini kaybeden küçük Delila?nın yaşadıkları, bir çocuğun kavrayabileceği şeyler değildi; annesi, babası, kardeşi ve arkadaşları, o safran rengi yağmurdan kurtulamamışlardı çünkü:

?Güneş de gerçeği yutmuştu o an. Yüreksiz bir tanrıydı uçaklar. İlkin belli belirsiz sis yükseldi, kehribar hareler genişlerken, gözlerimiz yandı, bedenimiz tutuştu. Her yer pusa kesti. Hardal kokulu yağmurda başıboş hayvan sürüsüydük. Derin bir kuyuya düştük. Kesik çığlıklar, böğürtüler ve sessizlik. Ölülere basıp geçtik aç susuz sınıra doğru?(?) Yaşananlar tufandı, hiç kimseciklerin duymak istemediği? Etten şerittik çamurlu yollarda. Yaralarımız gittikçe açılıyordu. Safran sarısı gözyaşlarımızla birlikte, avuçlarımıza dökülüyordu saçlarımız. Cehennem dedikleri bu muydu??

Suzan Samancı, romanında acının anlamını değiştirmiş. Kendi yerinde tek başına yaşamaya yeni bir anlam getirmiş. Yirmi bir yıl öncesinin insanlık yarasının bir türlü kapanamayacağını, zira vicdani tarihte kayıtlı olduğunu anlatmaya çalışıyor hepimize.

Halepçe?den Gelen Sevgili, umut ve sevgiyle bitiyor yine de; Halepçe?lerin ufkunda, tarihin en mazlum halklarından biri olan Kürtler için ufukta yeni bir doğuşu işaretliyor yazar.

Özellikle insan-doğa ilişkisinin adeta resmedildiği Halepçe?den Gelen Sevgili?de gerçekle doğru, edebi olarak ilginç bir biçimde kaynaşıyor; yer yer epik bir anlatıma da sahip, sonu açık bırakılmış bir roman; aynı zamanda duygunun şiirselleşerek acıyı tahammül edilebilir kıldığı bir çağdaş edebi dengbej yazısı bu.

Suzan Samancı?nın edebiyatı da ?o coğrafyanın diğer yazarları gibi-, topraktan doğup filizlenen bir edebiyat duygusu veriyor insana; kök nedir, uygarlık denilen hazine nedir, edebi olarak biçimleniyor bu yazıda.

Halepçe?den Gelen Sevgili, belleğimizde ve vicdanımızda sarsıcı etkiler yaratan bir roman.

Kitabın Künyesi
Halepçe’den Gelen Sevgili
Yazar: Suzan Samancı
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Basım Tarihi : 09 – 2009
Sayfa Sayısı: 165 sayfa

Suzan Samancı, (1962, Diyarbakır, )
1979 da Diyarbakır Lisesi’nden mezun oldu. Edebiyata şiirle başlayan edebiyatçının ilk şiirleri 1985 – 1987 de Sanat Olayı dergisinde yayımlandı. İlk öykülerini “Eriyip Gidiyor Gece” isimli kitapta biraraya getirdi. Reçine Kokuyordu Helin (Can Yayınları, 1993), Kıraç Dağlar Kar Tuttu (Can Yayınları, 1996 ve İletişim Yayınları, 2002) ve Suskunun Gölgesinde (İletişim Yayınları, 2001) isimli hikâye kitapları yayımlanmıştır. Korkunun Irmaginda adli romani (2004) te Metis yayinlarinca, Halepçe’den Gelen Sevgili adlı romanı Sel yayınlarınca (2007) yayinlanmistir. Reçine Kokuyordu Helin adlı eseri aynı isimle Almanca olarak İsviçre?de, Flamanca olarak Belçika?da, İspanya ve İtalya?da yayımlanmıştır. Ayrıca, Ölüm Kenti (Bajare Mirine) adlı kitabı Avesta Yayınevi tarafından Kürtçeye çevrilerek yayımlandı. Kıraç Dağlar Kar Tuttu adlı eseri 1997 senesinde Orhan Kemal Öykü Yarışması?nda ikincilik ödülünü aldı.Demokrasi, Gündem, Özgür Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Dipten Gelen Dalga (2. Cilt) – İlya Ehrenburg

Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga'dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle...

Kapat