Halkız Biz! – Zafer Köse

Biz Halk Ederiz. Yani yaratırız. Mobilyadan cam şişeye, iplikten gözlüğe neler neler üretiriz fabrikalarda. Sebze de yetiştiririz, ürettiklerimizi şehirden şehire taşırız da. En kutsal değerimiz emektir. Bunu böyle düşünmeyiz çoğu zaman. Bilmeyiz. Ama ne yapıyorsak, nasıl yapıyorsak oyuz biz. Harcadığımız emekle aynı zamanda kendimizi yaratırız.

Çalışmasını bildiğimiz gibi eğlenmesini de biliriz. Severiz, seviliriz, sürprizler yaparız. Pikniklerde buluşur, çimenlerde dinleniriz. Çocuk yurtlarını ziyaret eder, yaşlılar evine hediyeler götürürüz. Merhamet yaratırız, dostluk büyütürüz, şefkat üretiriz.

Müzik de dinleriz, dans da ederiz. Sadece eğlenmek için değil, düşünmek, hissetmek bazen de toplanmak için türküler söyleriz. Tek başına güzel şarkı söyleyemez çoğumuz, ama konserlerde hep bir ağızdan söylediğimizde, stüdyolardaki kayıt cihazları bile şaşırır. En büyük koro, en duru sanat biz oluruz. Yeter ki sahnede bizim türkümüz söylensin!

Milyonlarcayız biz. Yalnızız, ayrıyız, hüzünlüyüz. Milyonlarca yalnızlığız. Ama buluşuruz bazen. En çok türkülerde buluşuruz. Bu nedenle onlar, en çok türkülerden korkarlar. Hep bir ağızdan türkü söylememizden, meydana gelmemizden.

Salınarak yürüyen o güzele sevdalanmayı Karacaoğlan?dan öğrendik biz. Yar göğsünün bentlerini ilk açışımız onun dizeleriyle olmuştur. Sonra hasreti? Onunla dolaştık yurdun dağlarını, ovalarını akarsularını. Çiçeğin açışını, güneşin doğuşunu, kelebeğin uçuşunu, Karacaoğlan?ın gözüyle de gördük. Ve söz söylemeyi, biraz da ondan öğrendik.

Ama sonra itelendik gecekondulara, kenar mahallelere, merkezdeki apartmanların yalnızlığına. Karşımıza müzik diye arabesk çıkarıldı. Çözüm diye talan ve yağma. Türkülerden anlamayanlar, türkülerden korkanlarla bir oldular; halk beğenisi diyerek, yasağa direnmenin sembolü diyerek arabeski savundular. Tıpkı oy verdiğimiz siyasetçi gibi, tıpkı fabrikasında sigortasız çalıştığımız patron gibi, varlığımıza gereksinim duydukları için sevdiler bizi.

Bize ulaştırılmayan kitabı, bize tanıtılmayan siyasi düşünceyi, öğretilmeyen felsefeyi, anlatılmayan düşünceleri seçmedik diye kızılanız biz. Küçümseneniz.

Evet, bireyler olarak çok zaman yanlış işler yaparız. Düşünmeden konuşur, nezaketi unutur, çıkarımıza göre hareket ederiz. Kahvelerde, apartman günlerinde toplanır, dedikodu ederiz. Yine de ortak davranışlarımız güzellik yaratır. Yine de kitaplar yaratırız.

Yaşar Kemal okurlarıyız biz. Dev bir yazar yaratanız, onun diliyle yaşayanız. Biz umutsuzluktan umut türeteniz. Demir gibi yerlerin, bakır gibi göklerin arasındaki en bunaltıcı hayatlarda bile, kar aydınlığından bir yaşama sevinci yansıtırız.

Çeşitli yollardan yılgınlık aşılanır, ama biz direniriz. Televizyonların yüzeyselliğine, haberlerin çarpıtmasına, maruz bırakıldığımız müziklere direniriz. Başımızın çaresine bakmamız, kardeşlerimizi ezmemiz telkin edilir. Yıllar boyunca her gün, yılgınlıkla birlikte bencillik de aşılanır. Hırsız, yalancı, fesat olmamız için uygun koşullarda geçer günlerimiz, ömrümüz.

Koşullarımıza direniriz. Her şeye rağmen, günlerin getirdiğine karşı dururuz. Gözaltına alınır, kaybediliriz. Gazeteci olur, öldürülürüz. Öğretmen olur, sürülürüz. İşçi olur, sömürülürüz. Sevdiğimize kavuşamayız, kıyafetimizden dolayı okula alınmayız, askerde dövülürüz, hastanede kuyrukta bekletiliriz, eğitim hakkından göstermelik olarak yararlandırılırız. Ve her sorundan, her sonuçtan biz sorumlu tutuluruz.

Devam ederiz direnmeye.

İnsanlara güveniriz, bu nedenle de zararlara uğrar, yaralar alırız. Ne çok hayal kırıklığı yaşarız. Ama birilerinin bencilliklerine, düşüncesizliklerine, duyarsızlıklarına bakarak vermeyiz hayatımızdaki önemli kararları. Varlığıyla bizi mutlu eden, insana coşku veren dost insanları, güzel insanları yok sayamayız. Kötü deneyimler yaşamış olmak, birilerine güvenmekte yanılmış olmak; hiçbir şey, bu hayat mücadelesi içindeki dostlarımızı yalnız bırakmanın mazereti olamaz.

Zaten bu dünya o kadar kötü olamaz. Ne kadar iğrenç, ne kadar vahşi, ne kadar çekilmez olabilir ki? Her çirkinliğin mutlaka bir sınırı olacaktır. Bir yere kadar olacaktır bütün kötülükler. Çünkü Yunuslar da yaşıyor bu dünyada. Pir Sulatanlar, yaşıyor, Âşık Veyseller, Nazımlar? Başka başka isimlerle, farklı görünüşlerle, değişik yerlerde, ısrarla yaşamayı sürdürüyorlar. Bizim aramızdalar, bizim gibiler. Biz onlarız.

Aynı cemin bülbülüyüz biz. Meydana ötmeye geliriz. Güzellikler meydana getiririz.

Bir doğa manzarası neden güzeldir? Ya bir roman, bir şiir, bir müzik? Güneşin doğuşu güzel olur muydu, biz onu güzel bulmasaydık? Bir şarkı, bir kitap değerli olur muydu, biz onu anlamasaydık?

Yorgunluk, yılgınlık çökse de bazen üstümüze, ezen ve sömüren tarafa geçip rahat etme seçeneği aklımızı çelecek gibi olsa da bir an, veya çekip gitmek isteği duysak da ara sıra? Gidemeyiz biz, bırakamayız birbirimizi.

Biz umuduz, halkız biz, yeniden doğarız? İsyan ederiz, her başkaldırıda kendimizi var ederiz. Dalga dalga akarız meydanlara. Güzellik yaratırız. Taksim Meydanı güzel olur muydu biz doldurmasaydık!

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

Yurt Gazetesi, Yurt Kültür ? 08/06/2013

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Ekonomi politiğin bir eleştiri denemesi – Engels: “Ticaret yasallaştırılmış dolandırıcılıktır”

"Tekellerin barbarlığını yıkmadık mı?" diye haykırıyor ikiyüzlüler. "Dünyanın uzak bölgelerine uygarlık taşımadık mı? Halklar arasına kardeşlik getirip savaşların sayısını azaltmadık...

Kapat