Denizin Işığı – Zafer Köse

Sümerler yazıyı icat etti. Homeros 2700 yıl kadar önce destanlar yazdı. Onun yazdıklarının, tarihin ilk yazılı edebiyat ürünleri olduğu söyleniyor.

İnsan, yaklaşık 5300 yıldır yazabiliyor. İcat edildikten sonra geçen sürenin yarısı kadar zamandır, yazı, edebiyat üretiminde de kullanılıyor. Bunca zamandır büyük sanatçılar yetişti, büyük eserler ortaya çıktı. Yaşar Kemal gibi, Deniz Küstü gibi…

***

Senden aldım bu figanı
Bu imiş dünyanın hali
Anılmazdı Veysel adı
O sana âşık olmasa

Aşık Veysel

Zaten o sırada orada bulunduğunuz için güneşin batışını görüp, önemli bir doğa olayını izlemiş gibi duygulanmak, biraz kandırmaca değil midir? Doğanın güzelliklerini algılamak için, hazır olmak, gerekirse hazırlık yapmak gerekir.

Bir gün, hava aydınlanmadan kalkın. Denize doğru oturduğunuzda, yüzünüzün doğuya dönmüş olacağı bir kumsala gidin. Karanlıkta görünmeyen karşınızdaki ufuk çizgisine kadar, denizin serilip gittiğini bildiğiniz bir sahil olmalı orası.

Kumsalda oturun. Henüz güneşin kendisi görünmeden, hafif aydınlığı belirmeye başlayınca gerçekleşecek doğanın mucizesini bekleyin.

***

1978?de yayımlanmış olan Deniz Küstü, Yaşar Kemal?in en önemli romanlarından biri. Konusunun İstanbul?da geçmesi ve kullanılan bazı anlatım teknikleriyle, alışılan romanlarından ayrılsa da, ana temaları bakımından Yaşar Kemal külliyatının tipik bir parçası.

Özellikle anlatıcının kurgunun içinde ama önemsiz bir karakter olarak yer aldığını görmek, okurda, farklı tekniklerle karşılaşacağı beklentisini zaten yaratıyor.

Deniz Küstü?de yer yer bilinç akışı tekniğini kullanır, Yaşar Kemal. Bu bölümlerin bazılarında, bilinç akışının kişileriyle çok iyi bütünleşmediği düşünülebilir.

Romanın başkişilerinden Zeynel, İstanbul?da yaşayan bir karakter olarak biraz yadırganabilir. İnce Memed?in şehirli versiyonu gibidir. Bazı kahramanlar, özellikle Selim Balıkçı ve Zeynel sanki farklı romanların, farklı dünyaların tiplemeleri olarak bir aradalar.

Yaşar Kemal, düşünerek, planlayarak yapmamış olabilir; ama yarattığı atmosferi canlandıran unsurlar olarak işlev görüyor bu yadırgatıcı yönler. Kişilerinin çevrelerine, metropole yabancılıklarını, içlerindeki değişmiş ve değişmemiş özelliklerinin uyumsuzluğunu bir sanatçı sezgisiyle yakalamış. Aynı şekilde, kurduğu büyülü dil ile o dünyayı yaratmış. Okurken içine gireceğiniz, sonra da yıllarca zaman zaman ziyaret edeceğiniz bu dünyanın atmosferi, en çok böyle bölümlerde hissediliyor.

Özneleri belirsiz ve birbirine karışan konuşmaların uzayıp gitmesiyle de İstanbul?un bilinç akışı oluşturulmuş. Çukurova?da bir eşkıyanın efsaneleşmesini çağrıştırır şekilde Zeynel?in ünlenmesi, daha çok, kentin bu bilinç akışıyla veriliyor. Anadolu?da yaşanan onca sıkıntının, Yer Demir Gök Bakır romanındaki Taşbaş?ın ermiş olduğuna insanları inandıran ezici koşulların İstanbul?da da, farklı bir dille yaşandığı kavranıyor.

Yaşar Kemal?in tüm yapıtlarını derinlerdeki bağlarla birleştiren ana temalar, elbette Deniz Küstü?de de işleniyor:

Kendini güvende hissetmeyen, hayatının geri kalan kısmı için kaygıları olan insanların ruh halleri… Kişisel özelliğinden çok, toplumun yaşadığı koşullar nedeniyle efsaneleştirilen kahramanlar… Küçük hesapları olan, tutarlı kişilik özellikleri göstermeyen, başarılı olsa da mutlu olamayan bireyler… Kahramanca tutum takınabilen, çıkarsız ve koşulsuz sevebilen insanlar… Bütün ömrünün odağına aşkını yerleştiren kişiler… Duyduğu büyük aşkı kaybetme korkusunun, sevdiğine ulaşma isteğinden daha büyük olması; yani, farkında olmadan da olsa, sevdiğine ulaşamamayı tercih etmek… Öyle olacağı sanıldığı için, öyle olacağından korkulduğu için ?fal baktırıp inanmak gibi? gerçekleşen olaylar… Yunuslar uçuşuyor dalgaların arasında. Para kazanmak için güzellik kırımları yapmaktan çekinmeyen onca insan… Korkular, aşklar, dostluklar…

Bir Yaşar Kemal klasiği, Deniz Küstü. Ve bambaşka bir roman.

İyi bir roman okuduktan sonra, o romandaki en azından bir ? iki kişi, artık, çevrenizde tanığınız kişiler gibi gelir size. O kadar tanıdık, o kadar anlaşılmaz! O kadar yakın, o kadar yabancı! Gerçek hayatta tanıdığınız kişilere benzese de benzemese de, o anlatının içinde birer canlıdır onlar. Doğrudan verilmese de, o kişilerin davranışlarının, kişiliklerinin, ihtiraslarının kökenlerini anlarsınız. Deniz Küstü de işte öyle, içinde karakterlerin yaşadığı bir kurgu dünyası.

Bir de Emile Zola, Faulkner, Steinbeck gibi çok az romancının anlatmayı başarabildiği bir şey var, Deniz Küstü?de: Gerçekten yaşayan bireylermiş gibi tanıdığınız o roman kahramanlarının bir araya gelmesiyle oluşan topluluklar, kendisini oluşturan bireylerden ayrı, başka bir özne olarak varolurlar.

Bu özne, efsaneler yaratır, hayaller kurar, mücadeleler eder. Bazen erdem ve kahramanlık örnekleri sergiler. Bazen de tutuculaşır, yobazlaşır, yozlaşır.

Deniz Küstü?de kişilerin tek tek maceralarıyla birlikte, o kişilerden oluşan fakat onlardan bağımsız olarak da var olan İstanbul?un hikâyelerini de bulacaksınız. Bir kentin, deniziyle, insanıyla, tüm dokusuyla çürümesine tanık olacaksınız. İnsan ilişkilerinin, koskoca bir kültürün kirlenmesi kederlendirecek sizi. Ama bunlardan daha çok, elinizle tutarcasına somut hissedeceğiniz duygu, umut olacak.

***

Deniz Küstü?yü okuduktan sonra, karşınızda ve doğu yönünde deniz ile ufuk çizgisinin birleştiği o sahile gideceksiniz, bir gecenin sonunda. Daha güneş görünmeden, hafif bir aydınlık belirmeye başlayacak. Karanlıkta, birden fark edeceksiniz ki, güneş, ilk ışınlarını denizin içinden gönderiyor dünyaya; denizin içindeki yosunlar, taşlar, balıklar, her şey, hareketli ve hareketsiz birer ışık kaynağı oluvermiş.

Düşüneceksiniz: Doğanın ve sanatın güzelliklerinin anlamı, onların sadece var olmalarından kaynaklanmıyor. İnsanın o güzelliği algılayabilmesi, hak etmesi asıl konu. Ve bu duyarlığı yaratan sanatçılar sayesinde dünya güzelleşiyor.

?Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa? diyeceksiniz. Ve bileceksiniz; anılmazdı Yaşar Kemal adı, doğaya ve insana âşık olmasa.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Hatay Basın-Yayınından İzlenimler – Müslüm Kabadayı

Dergilerde yazmaya başlayalı 27, gazetelerde ise 24 yıl olmuş. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır dergi ve gazetelerde araştırma-inceleme yazılarım, deneme ve makalelerim...

Kapat