Hamburg’dan Esintiler – Süleyman Deveci

Süleyman Deveci’nin Türkçe ilk öykü kitabı ?Hamburg’dan Esintiler? den bir okuma parçası…

Lahmacuncu

Hava soğuktan öte dondurucu, karlı ve haddinden fazla ölümcül, beyaz kar ve yoksulluk kokuyor ortalık, kışın eşsiz bucaksız hüzünlü romantizm kokusu. Sanki en son bir günmüş, daha sonrası, ardı arkası gelmeyecekmiş gibi sırıtan kıyamet habercisi bir gün. Hamburg sokakları sanki bir daha yağmayacakmışcasına kar kaplı alabildiğine, bolca ve her türlü tasarrufa uzak. Koca şehirin üzerine büyük bir battaniye örtülmüşcesine, cömertçe serpilip kendisini teşhir eden beyazlık en kuytu köşelere, duldalıklara, korulara, parklara, ikili Alster gölüne, göçmen semtlerine, zengin mahallelerine, her türlü inanç ve ibadet tapınaklarına kadar ulaşmış, uzanmış vaziyette. Böylesi soğukların ve beyazlığın, adı belli kışın Hamburg?a her on-on beş yılda bir geldiğini şehrin sadık sevenleri ve sakinleri söylüyorlar. Garibe benzer yani kendisini unutturması, açtığı yaraların sarılması ilerleyen bir kaç yıla sarkıp ancak mümkün olabiliyormuş.

Bernadotte Sokağı?nın girişinde bir yerlerdeyiz. Ve günlerden Cumartesi sabahı, tan daha yeni ağardı ağarıyor. Cuma günleri insanlar eğlenirler Schanze?de, Schulterblatt?ta. Soğuk, yaz, sıcak, polis tanımazlar. Hepsini ve herkesi radikal saymak yine yanlış olacaktır. Amaç eğlenmek, çoğu zaman kusana kadar içmek, yatağa atacak bir gecelik dahi olsa birini bulmaktır. Hafta sonlarının Hamburg?a özgü diğer tanımlarından sadece biridir bu. Hafta sonları sarhoş olunur, üst boyutlara yakın mesafelerde içilir ve sevişilir, alabildiğine belki hoyratça, belki kibar adabı ve usulüne uygun tarzda.

İçki insanı acıktırır. Kim olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun, hangi dinden, renkten, milliyetten, zürriyetten, cibilliyetten, kabile ve aşiretten, bayrak, para birimi, iç çamaşırı, cinsiyet, umut, geçmiş ve gelecekten olursa olsun şimdilik böyle, içen acıkır. Sahi içen adam yada kadın ne yer, açlığını neyle bastırır? Oturaklı bir yemek için insan içmeye gitmeyeceğine göre ufak tefek atıştıracağı bir şeyler, belki abur cubur kategorisinin bilinmeyen türevlerine bulanarak açlığını yatıştırmaya, nefsini bastırmaya çalışır. İçkiyi fazla kaçırırsa en azından vücudun kendisini haber vereceğini okumayanlar dahi bilirler. Mide ne suyu salgılamasa da karnın çıkardığı gürültü kendisinin unutturulmasına izin vermez.

Böylesi anlarında insanların kendi aralarında ettikleri sohbetin ehemmiyeti ve herhangi bir ciddiyeti yoktur. Aç karnına ağızdan çıkmış, akıl ve çoğu zaman kalpten yoksun lakırtılar ve muhabbetlerdir onlar denir. İşte böylesi bir anda bilmem kimin kurbanı olduğumu açıkça itiraf ediyorum. Ben kim miyim? Bir lahmacun.

Beni yemek için satın alan şahısın suratını bende hatırlamıyorum dersem yalan olmaz. Dışarı çıktığımızda neredeyse zifiri karanlık ve yukarıda anlatmaya çalıştığım her türlü mutluluğa uzak bir soğuğun beni kapladığını söylemeliyim. Övünülecek herhangi bir yanım olmadığını yiyicim hemen ettiği, anlamadığım bir dildeki küfürleriyle hissettirdi bana. Kör kütük sarhoşluğu, leş gibi içki kokan iğrenç ağzı ve bakımsız dişleriyle bana dadandığında yanındakilerle sallana sallana gidiyordu. Kimbilir hangi palavraları kime niçin anlatıyordu ve yarın uyandığında o anda anlattıklarının ya çoğunu yalanlayacak yada hiç anımsamayacaktı.

Bernadotte Sokağı?nın girişi civarında bir yerde azıcık bakılmış tadım belki hoşuna gitmedi, belki sarhoşluğundan beni elinden düşürüverdi birden. Dilsizim, o yüzden bağırıp çağırmam mümkün olmadı. Lop diye kalıverdim işlek sayılabilecek cinsten bir sokağın başında. Amma da soğuk, bembeyaz kar her yeri kaplamış. Yalnızlığımdan belki korkmam gerekiyor. Ama varlık amacım, dünyaya gelmem, felsefi gerçeğim yenilip tüketilen, ve belki sonrada işe yaramayan yanları vücuttan atılan biri olmam vesilesiyle alaycı ve dalgacı takılmama engel değil. Kim korkar hain kıştan misali beni yiyecek birilerini, mutlak kaçınılmaz sonumu büyük bir metanetle beklemeye başladım.

Önce alımlı, narin, göğsünü kabara kabara yürüyen şıkıdım bir güvercin dadandı bana. Önce bir kokladı, sonra bir pike dalışı. Kendi kendine sevindiğini küçük gözlerinden okumaya çalışıriken nereden geldiğini göremediğim, oldukça küçük serçegillerden adını dahi bilmediğim bir başka minikçe kuş alımlı güvercinle kavgaya tutuştu. Benim yüzümden. Olacak gibi değildi. Kısa ve anlamlı hayatımın en yüce anlarından birini yaşıyordum. Benim için iki canlı kavga ediyorlardı. Hemde ne kavga. Ben iriyarı güvercinin onu yeneceğinin hesaplarını yaparken, ufaklığın yaman çıkıp güvercine yandan girişmesiyle onun tırsıyıp kaçmasına istemeyerek dahi olsa şahit oldum.

O anda neler hissettiklerimin pek bir önemi olduğunu sanmıyorum. Hepsi o kadar ani ve birdenbire olmuştu ki düşünmeye zaman dahi yoktu. Zaten o kadar uzun da sürmedi minik kuşun zaferinin tadı. Daha ufak kuş birkaç gagalık dilim dahi almadan demin ki güvercinin neredeyse iki-üç katı büyüklüğünde iri kuşa oranla dev bir karga löp diye çöküverdi üstüme. Minik kuş havalanıp karın kaplamadığı gökyüzüne doğru gözden kayboldu. Belki o da güvercinin yaptığı gibi bir yerlere konup benden geriye kalacak kırıntılarla kendini doyurmak için pusuya yattı. Tabi bunlar hep tahmin, çoktan beni unutup başka yerde daha farklı lezzette yemler de bulmuş olabilir.

İri, güçlü ve kara karga ile karın beyazlığı, ağaran tan yerinin verdiği garip görüntü haddinden fazla olağanüstü bir tezat oluşturuyordu. Kaba, saldırgan ve hoyrat karga yenilebilir yerimden büyük bir parça kopararak beni yolun tam ortasına fırlattı. Üzerimdeki alufoliyi gagası ile tutup güzel bir kadınla yatağa girmeden önce hiçte kibar sayılmayacak bir şekilde soyan görgüsüz ve camız biri gibi utandırdı beni. İtiraz edecek oldum ama dilim olmadığından payıma sadece üşümek düştü. Allahtan hala dürüm halinde yuvarlaktım, beni tam olarak yayıp açamamıştı.

İşte ne olduysa tam da o anda oldu…. (devamı ?Hamburg’dan Esintiler? sayfa 24 ‘den itibaren…)

Kitabın Künyesi
Hamburg’dan Esintiler
Yazar : Süleyman DEVECİ
Yayıncı : YANKI
Kategori : Öykü
Sayfa : 83
Basım Yeri : İSTANBUL
Basım Tarihi : 2011
Baskı : 1. BASKI
Dil : Türkçe
Kapak : Karton
Kağıt : Enzo
Ebat: 135 mm – 210 mm

İlk satış noktası:
http://www.kitapsal.com/index.php?do=catalog/product&pid=107499

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Onlar Çocuk Kalacak Üzerine – Müslüm Kabadayı

Çukurova destan dili masalsı anlatımla bireşime girerek, Ali Ozanemre?nin ?Onlar Çocuk Kalacak? öykü kitabındaki 15 öykünün ruhunu kişi, zaman ve...

Kapat