Rıfat Ilgaz Şiiri Kumsalında Kıyı Çocuklarının Ayak İzleri – Fatin Hazinedar

?
Şu sefer bayrağını çekmiş vapur
Bizim Karadeniz?e gider.
Beni alıp götürmese de,
Alır, düşüncemi çocukluğuma götürür,
?

Kıyı çocukluklarının yaşı kaç olursa olsun, her zaman yaşadığı denizin kum tanelerine rastlarsınız ceplerinde. Ki bu çocukların aralarında zaman farkı da olsa, deniz, kasaba ve kıyı ile yaşanmışlıkları birbirine benzer. Her ne kadar aynı denizin ayrı kıyılarında da olsalar aynı nesneler aynı düş denizinde dalga farkıyla ayrı bir ad ile yüzerler. O çocuklar ki aynı denize ayrı açılardan da baksalar aynı acıları yaşarlar. Renkli çakıl taşları, kumlar, kayıklar, balıklar, martılar, karabataklarla bir arada geçen çocukluk yılları, bu çocuklara yaşamları boyunca eşlik ederler. Bu beraberlik çocuk yüreklerinin hep gözlerinde ve sözlerindedir. Rıfat Ilgaz?da Karadeniz?in Cide kıyılarında koşan ve o çocukluk yılları ile yaşamının son anına kadar göz göze söz söze kalan kıyı çocuklarından biridir.

Bende düşkündüm oyuna,
Ben de kumları avuçlar
Kazardım tırnaklarımla toprağı,
O zaman da çocuklar oynardı,
Ama benzemiyor bütün oyunlarımız,
Gezdirdim ceplerimde şıkır şıkır
Deniz kokulu taşları,
En güzellerini topladım
Midye kabuklarının.
?

Her kıyı çocuğu gibi denizde çakıl taşlarını sektirip kumlarını avuçlar, tenekede midye pişirir, balıkları isim isim mevsim mevsim bilirdi. Dalgalarında ?Viya? çekip kumsalında ?deniz beni tutamaz, deniz beni tutamaz? Diye yine dalgalarla oyunlar oynardı. Rüzgârlarında uçurtma uçurup kuşlarıyla yarıştırırdı. Kıyıda rengârenk sıralanan kayıklar arasında koştururken, suların ısınmasını beklemeden mayo veya donla ya da ne mayo ne de donla denize girerdi. O balık kadar biçimli renkli kayıkları kıyıya yağlı felekler üzerine çekmek için diğer çocuklarla yarışırdı.

Martıların düşürdüğü tohumdan
Filizlendiğine inandığım kasabamız
Yosun kokardı evleri
Çarşıları midye kokardı
?

Sokaklarında yosun ve midye kokusunun duyulduğu kıyı kasabalarından birinin çocuğudur.?? Gemiler tanıdım, çift direkli,/Tutmazsa rüzgârı/Açıklarımızda volta vuran gemiler?? İskelesine büyük gemilerin yanaşmayıp uzağından geçen küçük bir kıyı kasabasının? Kıyısına bile yalnızca Hamsilerin vurduğu küçük bir kasaba? Ama o uzaklara bakıp karşı kıyıdaki limanları ve oradaki çocukları düşünerek küçük kıyı kasabasının büyük düş kuran çocuklarından yalnızca birisidir. ?Kızardım, limanımızı hiçe sayan/Pake?lere Şemse?lere;/Dalar da silinen dumanlarına/Düşünürdüm uzak limanları/Uzak limanların çocuklarını?
Zaten ne zaman bir gemi yanaşsa minaredeki erketenin bağırması duyulurdu.?Moskoflar geliyooor?? Bu ses duyulur duyulmaz tüm kasabalı, evlerini ve kasabayı bırakıp kıyıdan uzaklaşarak iç kısımlara kaçarlardı. Kasaba?da in cin top oynarken, kıyıya yaklaşan Rus gemileri kasabayı top atışlarına tutarlardı. Kıyı çocukları için bu durum tam bir sarsıntıdır. Gemileri oyun nesnesi yerine hep ağzından alev saçan yüzen metaller olarak bilmek. Bu kıyılarda eski çağlardan beri kötülük hep denizden gelmemiş midir? Yağmalar, ölümler, hastalıklar?
?
Çekirdeği çölden gelen mescidin
Boy attığına şaşırdım
Bu deniz yüklü havada
Nedense gelişemedi bir türlü
En şirin yerine dikilen
İrili ufaklı mezar taşları

Belki böyle istiyor

Kıyı kasabalarının mezarlıkları denize bir dalga mesafesi kadar yakın olup, genelde deniz manzaralıdır. Bu yüzden mezarlıklar kıyı çocuklarının oyun alanı içerisine girer. Yosun tutmuş mezar taşları arasında oynanan oyunlar diğerlerinden farklıdır. Kıyı çocukları mezarlıkta yatan kaptanların mezarlarını üzerinde kanat çırpan martılardan, deniz fenercilerinin mezarını da geceleri üzerinde uçuşan ateşböceklerinden bilirler. Gerçi onlar bu denizin kaptanları bildikleri kadar rüzgârlarını da ezbere bilirler. ??Bilirdim yanık yüzlü kaptanlarını/Denizkızı?nın Selamet?in;/Ben de ayırırdım onlar kadar/Poyrazı karayelden.?
Kasabanın balıkçıları vardır her gün ağlarıyla umut toplarlar denizden. Kasaba da balıkçı ve balık varsa kıyı kedileri de vardır. Kuyruklarını sallayarak göz paylarını isterler onlardan. Rıfat Ilgaz?ın da kedisi vardır. Kıyıda, bahçede efe efe koşan bir kedi? Üstelik adı da ?Süleyman Efe?dir. Süleyman Efe onun en yakın dostu ve arkadaşıdır. 12 yıl boyunca hiç ayrılmadan gecelerini ve gündüzlerini beraber geçirirler. Ama bir gün babasının tayini Samsun Terme?ye çıkar. Süleyman Efe?den ayrılmak zorunda kalır. Yaşamı boyunca yüreğini tırmıklar içinde bırakan bu veda sahnesini deniz üzerinden şöyle anlatır.? ?Kalabalıktan ayrılıp yanına sokulmuşum. Başından kuyruğuna doğru okşamıştım son kez ?Hoşçakal? demek istemiştim, Süleyman Efe?ye. Soğuk bakışlarla beni süzüyor, her zamanki sıcak horultusunu esirgiyordu benden. Biliyordu artık burada bırakılacağını. Eğer götürülseydi ön ayaklarından tutulur, kucağa alınmaz mıydı? Tam onüç yıl, onüç yaş demekti, kediler için emeklilik yaşı, geçkin bir yaştı bu. Genç olsa belki kucaklanıp götürülürdü birlikte. Ayrılırken eğilip öpmüştüm tam iki kulağının arasındaki ak tüylerden. Gözlerim sulanmıştı, biliyordum. Babamın kolcularından biri beni kucağına alıp attı sandala, ayaklarım ıslanmasın diye. Sandalcılar başa geçip çapanın zincirine asılıyorlardı. Çırpıntıdaki sandal, onlar asıldıkça, kıyıdan, uzaklaşıyordu. Komşular, arkadaşlar, amcalar, ağabeyler gittikçe ufalıyordu kıyıda. Annemin arkadaşları daha da gerilerde kalmışlar, hemen hemen silinmişlerdi. Sarı yazmalar, kara çarşaflar leke leke erimişlerdi ışıkların altında. Süleyman Efe olduğu yerde aklı karalı ufacık bir noktaydı artık. Çok geçmeden silinip gitti gün ışığında??

?
Yüzüstü bıraktınsa bu dost denizi
Bırakıp çıktınsa borasında başına buyruk
Bir sabah balığa çıkar gibi yalıboyundan
Avlamak içindi ekmeğini boğazların ötesinde
Yeryuvarlığını bir yumrukta darmadağın
Ettinse böyle bir baş soğan gibi bu yüzden
Hep bu yüzden menevişli uskumruların özlemini çekişin

Sandal Kerempe fenerini bordalarına alarak İnebolu?ya doğru yol alır. İnebolu?dan bir vapura binerek yunusların peşinden Çaltı Burnu?nun kuzey rüzgârlarına kapadığı Samsun Limanına gelirler. Yurt dediğin doğduğun yer değil, doyduğun yer deyip gittikleri sürgün yeri de yine bir Karadeniz kıyısıdır. Her ne kadar babasının görev yeri Terme?de de olsa babası kalacakları evi Ünye?de tutar. Ki evleri denizi? Karadeniz?i görmektedir. Bu kasabanın da odaları tuz, sokakları yosun kokuludur. Ama bu kasabaya gemiler uğramaktaydı.Bu gemiler dost gemilerdi.. ??Ağabeyim çıkacaktı vapurdan, ondan aldığımız telgrafa göre? Bir Karadenizli olarak vapurun cilvelerini öğrenmiştik. Ağabeyim de çıkmazsa kötüye yormamalıydım. Eee artık ne yapar yapar üçüncü sandaldan mutlaka çıkardı ağabeyim. Ne kadar olsa kıyı çocuğuydu. Sadece cezaevinde geçen şu son bir yıl içinde uzak kalmıştı denizden.? Ağabeyi iner o vapurdan. Ağabeyini alır ve evlerine götürür. Yine bir kıyı çocuğu olan ağabeyinin evi gördüğünde ilk sözleri şöyledir; ?Oh! Deniz havası başka oluyor. Güzel yerden tutmuşsunuz evi!?
Kıyı çocuklarının vedası deniz üzerinden olduğu gibi merhabası, karşılaması da deniz üzerinden olurdu. Ayrılıklar ve buluşmalar denizden gelir onlar için ?Sevişme bir törendi, ayrılıklar için,? Ağabeylerin küçüğünü mutluk içerisinde karşılarken büyüğünü ise sonsuzluğa yolcu ederler. ??O günlerde en büyük ağabeyimin ?Hamedan?lar dan mektubu gelmiş,hemen peşinden de Şehit düştüğünü öğrenmiştik.Kala kala üç kardeş kalmıştık geriye.?Küçük Zabit?ti İsmail ağabeyim,şehit düşünce kılıcını göndermişlerdi eve,taa oralardan.annemin bundan sonra çıkınından başka, koruyup esirgeyeceği bir de kılıcı oluyordu,büyük oğlundan ?bergüzar???
?
Bir resim kalmıştı ondan konsolun gözünde
-Aramalarda götürülmüş olmalı-
Kim bilir nerededir kılıcı?
Aynalı çarşıda değilse, Çanakkale içinde
İstanbul?da Kapalıçarşı?dadır

Hastalıklar, hastalıklar? Önceleri sıtma, sonra da ince hastalık…? ?Bir ince hastalıktır olsa olsa/O şimdi ciğerlerimde?? O kıyı çocuğudur. Hasta ciğerlerindeki suda bile kayıklara yelken açtıran bir kıyı çocuğu?

Kıyılır kıyıda çocuklara? Hastalıklar, savaşlar, ölümler, ayrılıklar, sürgünler, hapisler sanki ortak yazgısıdır bu çocukların. Denizle olan bağları, ölümlerine kadar devam eder. Kıyıda yaşanılan bu çocukluk yılları, kıyı çocuklarının yüreklerinde bir midye kesiğidir inceden inceye kanayan. Ve o iz kalıcıdır.
Demir alma zamanı gelince limandan, hayatlar çözülür iskeleden. Gözleri yaşlı geride kalanlar, deniz kokulu renkli çakıl taşları bulurlar giden çocukların yastıklarının altında.
Bunları nereden mi biliyorum? Tüm bunlar Gideros?un poyraza dönük bir yamacında görmüş geçirmiş bir barok çalısında açmış barok çiçeğinin sarısıyla boyanmış bir ?Sarı Yazma ? da yazılı idi. Ben yalnızca okudum. O sırada yüreğimdeki midye kesiği inceden sızlıyordu.

Fatin Hazinedar

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Şarkısı Unutulmayacak “Zirve” Romanlar – Berivan Kaya

İnci Aral'ın son romanı Şarkını Söylediğin Zaman'la ilgili kitabın arkasında, yayınevi tarafından yazılan sunuş yazısının son cümlesi ilginç. Cümle şöyle:...

Kapat