Hiç yaşlanmayan Küçük Prens

Küçük Prens gerçek bir klasik ve Fransızların en tanınmış küçük kahramanı. Yetmiş yıldır okunuyor ama hâlâ genç kalmış, hiç büyümemiş bir prens. Belki hâlâ tam ne anlattığını çözemediğimiz, gizem dolu bir hikâye…

Geçen hafta Avrupa, Charlie Hebdo adlı bir mizah dergisine yapılan silahlı saldırı ile sarsıldı. Ölümler, rehineler, canlı yayında polis kovalamacası, dehşet veren görüntüler ve ardından sokaklara dökülen halklar ile birlikte bir sürü konu yeniden tartışmaya açıldı. Batı’da sömürge sonrası göçmenlerin durumu, kapitalizmin etkileri, dinlerin şiddetle ilişkisi, dışlanmışlık, İslamiyet gibi konular tartışılırken, tarafların önyargılarla kuşatılmış argümanları korkuların yersiz olmadığını gösterdi.

Fransa’da olan bitenleri izlerken bir yandan da bu hafta altı farklı çeviriden Antoine de Saint-Exupéry’in Küçük Prens novellasını okuyordum. İlk kez 1943 yılında okurun karşısına çıkan ünlü kitabını yazarken, II. Dünya Savaşı da en kızgın günlerini yaşıyordu. Irkçılık, önyargılar ve cehalet yüzünden dünyada ne büyük acılar yaşandığını bilerek yazıyordu Saint-Exupéry kitabını.

Küçük Prens tam zamanında geldi. Yazarın sözünü ettiği Türk bilimadamı tam da Avrupa’nın içine düştüğü önyargıları dile getiriyordu. Şalvarıyla anlattığında gülünç duruma düşen gökbilimci, giysilerini değiştirip Avrupalılar gibi giyindiğinde, aynı kuram bu sefer herkes tarafından takdir görüyordu. Şalvarın ötesini göremeyen zihniyete yükleniyordu yazar. İnsanları yalnızlık, korku, tecrit ve bilinmezlerle dolu geleceğe sürükleyen savaşları çıkaran da bu zihniyetti.

Gül’ün hikâyesi
Küçük Prens’in bir aşk hikâyesini anlattığını düşünenler çoktur. Prens’in âşık olduğu Gül, yazarın sevimli şekilde kapris yapan, astımlı olduğu için öksüren, çok kereler ayrılıp sonra tekrar barıştığı, onsuz yaşayamadığı bohem ve eksantrik karısı Consuelo’yu simgeler. Çölde uçağıyla kaybolan kocasından sonra otuz beş yıl daha yaşayan Consuelo’nun 1979 yılındaki ölümünden yaklaşık yirmi yıl sonra, göz ardı edilmiş sandıkların içinde Gülün Anıları (Mémoires de la Rose) başlığını verdiği, kocasıyla birlikte yaşadığı yılları anlatan biyografik anılar defteri bulundu. Bu anılar gözden geçirildikten sonra ilk kez 2000 yılında yayımlandı. Ve tüm dünya bir kez daha Gül ile Saint-Exupéry’in Consuelo’yu anlattığını gördü. Tutkunun yanı sıra ihanetler, ayrılık ve kavuşmalarla dolu fırtınalı bir ilişkisi vardı çiftin. Buenos Aires’te tanıştıkları gün hiç ayrılmamaya karar verdiler.

Prens ile Gül’ün aşkı kitabın önemli temalarından biri olsa da, kitabın asıl merkezinde aşktan çok, aşka duyulan özlem vardır. Tam da bu nedenle Küçük Prens her şeyden çok, aslında bir savaş hikâyesidir. Saint-Exupéry kitabını, savaş içinde yıkılan Avrupa’dan kaçıp New York’ta yazdı. Savaş anılarını da beraberinde götürmüştü, onlardan kurtulması mümkün değildi. 1935 yılında bir hafta boyunca çölde kaybolduğunda hissettiği yalnızlık duygusu ve yine çölde gördüğü halüsinasyonlar kitabın özünü oluşturuyordu. Hayata çocuksu bir merakla bakan, öğrenmek için açlık duyan biriydi ama bunlardan çok onun kişiliğini en belirleyen şey, yalnızlık duygusuydu. Yetişkinler tarafından anlaşılmamış olmak, başka deyişle çocuksuluğun yitimi onun trajedisiydi. Kitaptaki karakterler de hep bir yalnızlık içinde, kendi kusurlarıyla baş başa kalmış şekilde betimlenirler. Prensi gezegeninden koparan şey bir arayıştır.

Çeviriler arasındaki farklar
2015 bir bakıma Küçük Prens’in yılı olacak gibi görünüyor. Yeni yılla birlikte kitabın üzerindeki yayın haklarının kalkması üzerine çok sayıda yayınevi yeni baskılarını raflara koydu bile. Bu yazıyı özellikle çevirilerdeki farklılıkları gözeterek ve hangisini daha çok beğendiğimi ve nedenlerini açıklamak üzere yazacaktım fakat garip bir şekilde her çeviriyi kendi içinde anlamlı ve tutarlı bulduğumdan olsa gerek, hepsinden ayrı bir tat almanın mümkün olduğunu fark ettim. Yine de ilk kez bir Bob Dylan şarkısını Bob Dylan’dan dinlediyseniz, bir başkası – daha güzel söylese de –kulağınıza yerleşmiş Dylan’ın sesinden kurtulamazsınız. Size doğru gelen yorum budur artık. Çoğu Küçük Prens okurunda da sanırım benzer bir duygu olacak, çocukken okudukları çeviri, değerlendirmeyi ve beğeniyi etkileyecektir. Elbette bu işin doğrusu-yanlışı yok. Her biri diğerinden farklı, diğerinden güzel ve her seferinde yine anlamlı.

Çevirilerde farklılık edebi değil ama başka bir açıdan bakıldığında yine de çok önemli. Saint-Exupéry’in Türk gökbilimciden bahsettiği satırlar bazı çevirilerde çok farklı şekillere dönüşmüş. Cemal Süreya ve Tomris Uyar şöyle çevirmişler bu satırları: “… dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak.” Selim İleri ise “… sınırsız yetkili bir Türk başkanı çıkmış da, halkını ölüm cezasıyla korkutarak Avrupalılar gibi giyinmeye zorlamış…” Işık Ergüden “… bir Türk diktatör halkına Avrupalılar gibi giyinmelerini emretmiş; yoksa ölüm cezasına çarptırılacaklarmış.” Sumru Ağıryürüyen “… dediği dedik bir Türk lider, karşı çıkanları ölüm cezasıyla tehdit ederek, halkının Avrupalılar gibi giyinmesini şart koştu.” Kerem Topuz “Bir Türk lider zorunlu bir kıyafet devrimi yaparak halkına Avrupalılar gibi giyinmelerini dayattı.” Ahmet Muhip Dıranas’ın, kitabın ilk Türkçe çevirisinde ise aynı satırlar “Bereket, Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular…” şeklinde çevrilmiş. Burada Dıranas’ın diğerlerinden farklı çevirisini vurgulamak değil niyetim, bu çok basit olur. Bugün çevirse kuşkusuz o da farklı bir dil kullanırdı. Bakmamız gereken belki çeviri etiğinin ne denli değiştiğini görmek.

Küçük Prens gerçek bir klasik ve Fransızların en tanınmış küçük kahramanı. Yetmiş yıldır okunuyor ama hâlâ genç kalmış, hiç büyümemiş bir prens. Klasiklerin bir özelliği, okurun her yorumda yeni bir şey bulmasını sağlamaları. Belki hâlâ tam ne anlattığını çözemediğimiz, gizem dolu bir hikâye…

Asuman Kafaoğlu-Büke
16.01.2015 http://kitap.radikal.com.tr/

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Bilmediğiniz Nâzım Hikmet (I): Seni sevdiğimden beri ölümden korkar oldum. Ölüm senden ayrılmak demek

Nâzım Hikmet’in eserleri arasında saydığı ‘İki İnatçı’ ve ‘Prag Saatleri’ adlı oyunlarından bölümleri Türkiye’de ilk kez yayımlıyoruz. Başlarken... Nâzım Hikmet,...

Kapat