Tütünün hikâyesi: Ateş böceklerinin ölümü – Haluk Kalafat

Bu iki yüz yıllık bir hikâye. Kısa olması beklenemezdi. Nuray Ertürk Keskin ve Melda Yaman tütüncülerin ışıklarının nasıl söndüğünü detaylıca anlatıyor. Peki tütünün önemi nedir?
?Çocukluğumda tütün kırım zamanı geldiğinde gece evden gizlice çıkar, tepelere koşardım. Aşağılarda Gördes ovasında ateş böcekleri gibi yanıp sönerdi tütün işçilerinin lüks lambalarından yayılan ışıklar. Yıllar içinde söndü birer birer o ışıklar, şimdi ova karanlık?? Ahmet Büke böyle özetliyor tütün tarımının büyüdüğü topraklardaki öyküsünü.

Sadece Gördes için değil ülkenin dört bir yanı için geçerli bu özet. NotaBene Yayınları?ndan Reji?den TEKEL?e, TEKEL?den Bugüne altbaşlığıyla yayımlanan Türkiye?de Tütün bu özetin tüm detaylarını, rakamlarını, nedenlerini, nasıllarını ve sonuçlarını anlatıyor.

Bu iki yüz yıllık bir hikâye. Kısa olması beklenemezdi. Türkiye?de Tütün kitabı ilk bakışta kalınlığıyla göz korkutan türden. Yoğun emek verilmiş, detaylı bir araştırmanın ürünü kitabın yazarları Nuray Ertürk Keskin ve Melda Yaman. Tütüncülerin ışıklarının nasıl söndüğünü anlatıyor temelde kitap.

Peki tütünün önemi nedir?
Bunun yanıtını Korkut Boratav veriyor, kitabın sunuş yazısında. ?Türkiye ekonomisinin geçmişinin, bugünün kavranmasında kritik bir yeri olan; dünya ekonomisiyle, emperyalizmle ilişkilerinin belirlendiği; birikim rejiminde, dolayısıyla halk sınıflarının kaderlerinde gerçekleşen değişimleri âdeta temsil eden tek bir alan, sektör, tema seçilecekse, en uygunlarından biri herhalde tütün olmalıdır.?

Boratav Hoca?nın özetin özeti olarak aktardığım bu sağlam cümlesinin açıklanmaya muhtaç olduğunun farkındayım. Açıklaması 665 sayfa sürüyor? Üstelik bu ağırlıklı olarak Samsun bölgesinden toplanan verilerle yapılmış bir çalışmanın geliştirilmiş hali.

Yazarların Ekim 2011-Mayıs 2013 arasında TÜBİTAK destekli ?Rejiden Günümüze Samsun?da Tütünün Sosyo-Ekonomik Etkileri: Kalkınma Arayışında Karşılaştırmalı Bir Analiz? araştırmaları kitabın iskeletini oluşturmuş. Buradan da anlaşıldığı gibi veriler çok yeni ve dolu dolu.

Boratav?ın cümlesini biraz açalım. Tütün tarihinde birbirinden kesin hatlarla ayrılmış üç dönem var. Kitabın alt başlığı bunu anlatıyor zaten. İlk dönem Reji ya da Tütün Rejisi (1883-1925) dönemi.

Anadolu tütününün yıldızı parlıyor
Bu dönem 19. yüzyılın son çeyreğinde başlıyor. Tütün Rejisi, Düyunu Umumiye sistemi içinden çıkan çokuluslu bir yabancı sermaye yatırımının adı. Düyunu Umumiye Osmanlı kaynakları üzerinde yabancı sermayenin kontrolüne olanak tanıyan bir sistemdi; asıl işlevi devletin dış borçlarını denetlemekle görevli bir kurumdu; zaten bugünün Türkçesine tercüme edildiğinde anlamı genel borçlardı. Kurumun borçları karşılamak için verdiği imtiyazlar Osmanlı?nın kendine has ekonomisinin çöküşünü hızlandıran, el zanaatlarının tarihe karışmasına yol açtı.

Tütün için verilen imtiyaz şu sonuçlara neden oldu: Küçük ölçekli yerel tütün atölyelerinin sonunu getirdi; tütün ticaret hacmini ve ihracatını artırdı; tütün sektörünün yabancı sermayeye bağımlılığını artırdı; yabancı yatırımla kurulan fabrikalar tütün fabrikaları oldu; tütün üretiminde kapitalist ilişkiler egemen oldu?

Bu dönem Anadolu?da üretilen tütünün dünya piyasasında tanınmasına ve aranan değerli bir ürün olmasına da vesile oldu. Bu nedenle Reji dönemi de dahil olmak üzere devletin en önemli gelir kaynaklarının başında geldi. Bu özelliğini yaklaşık otuz yıl öncesine kadar korudu.

Tütün kolundaki bu hızlı kapitalistleşme, uluslararası sermayeyle bütünleşmenin bir sonucu da tütün çiftçisinin borç çemberine erken girmesi ve tütün fabrikalarında işçileşen köylülerin işçi sınıfının ilk nüvelerini oluşturmasıydı. Yani 2009?da büyük bir direniş gösteren TEKEL işçilerinin sınıfsal tarihi oldukça eskiye dayanıyor; dolayısıyla gösterdikleri büyük direniş tesadüfi değil.

Reji dönemi 1925?de Cumhuriyet sonrası bu şirketin millileştirilmesiyle son buluyor. Ancak zaten Birinci Dünya Savaşı döneminde uluslararası sermayeyle kopma noktasına gelen ilişkinin savaşın hemen ertesinde ve işgal yıllarında hemen yeniden kurulduğunu ve 1925?e gelindiğinde millileştirmenin çok da kolay bir hamle olmadığını söylemek gerek.

1920?de Cumhuriyet Türkiyesi?nin ekonomisi yurtdışına hammadde sağlayan karşılığında sınai ürün almaya dayanıyordu. 1920?de toplam ihracatın yüzde 30?luk payı tütüne aitti. Bu dönemde (1925-2008) Devlet Tekel?i yaşanıyor.

Tütün ile ilgili 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yapılan tüm yatırımları, personel, bina, fabrika ve üreticiyle ilişkiler ülkenin en organize, en verimli üretim ağını oluşturmuştu. TEKEL tarım ile sanayi arasında kurduğu köprü işlevini layıkıyla yerine getirirken üreticiyi desteklemek üzere çıkarılan kanunlara uyarak destek alımlarını sürdürdü ve piyasayı iktisatçıların deyişiyle ?regule? etti.

Bu nedenle 1980?de Darbe sonrası Türkiye?yi avucuna alan neoliberal politikaların ilk hedefi en kârlı kuruluş olarak TEKEL?di. Neoliberal dönem bu nedenle 1980?de başlatılıyor ve hâlâ sürüyor.

TEKEL 1983 yılında kamu iktisadi kuruluşuna dönüştürüldü. 1987?de adı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. 2002?de iktisadi devlet teşekkülü yapıldı. Her bir aşamada kuruluş amacından ve tekel olma özelliğinden biraz daha uzaklaştırıldı. En önemlisi destek alımları ve piyasayı regule etme işlevini yitirdi. Serbest piyasa koşulları yabancı büyük sermayenin tütün çiftçisinin üretimine her geçen yıl daha çok hükmeder hale geldi. Zaten 2008?de tütünle ilgili tüm varlıkları özelleştirildi ve British American Tobacco?ya (BAT) satıldı.

Nereden nereye
Özelleştirme sürecine girdiğinde TEKEL, dünyanın en büyük beşinci sigara üreticisiydi. Bugün tütün tarlalarında ekim yapmak artık aç kalmakla hemen hemen aynı anlama geliyor. Ürünün doğası gereği en az sanayileşen tarım ürünü olan tütün yetiştiriciliğinde babadan oğula geçen bilgi birikimi her geçen gün kayboluyor; ekim yapılmadığı için bazı tohum türleri yok oluyor ve uluslararası firmaların baskısı nedeniyle uygulanan tohum standartlaştırılması bu süreci hızlandırıyor.

Nuray Ertürk Keskin ve Melda Yaman?ın verdiği bilgiye göre, Türkiye?de bugün tütün üretimi iç tüketim hacmi ve dışa satım potansiyeliyle karşılaştırıldığında normalin altında seyrediyor. Önümüzdeki birkaç yıl üretimin 40-50 bin ton bandında seyredeceği öngörülüyor. 2020?li yıllar sonrası 20-30 bin bandına gerileyecek. Ve bugün Türkiye bir zamanlar ihracatının yüzde 30?unu yaptığı ürünü artık yurtdışından ithal ediyor.

Tabii tütün üretimindeki bu eğilimin tütün ürünleri yasaklarıyla paralellik gösterdiğini, normal olduğunu düşünmekte olanlar vardır. Yazarlarımız bu yasakları da bir etken olarak ele alıyor ama bu ülkenin ithalatçı konumuna gerilemesini açıklamıyor. Kaldı ki tütün ekilen vadilerde beton binaların yükselmekte olduğu düşünülürse? O gri binaların tütün kokan topraklarda yükselmesini engelleyeceğini bilsem tütün kıranların ateş böceği misali yanıp sönen ışıklarına karşı oturup keyifle bir dal sigara yakardım.

Kaynak: 22.11.2013, http://kitap.radikal.com.tr/

TÜRKİYE?DE TÜTÜN
Reji?den TEKEL?e, TEKEL?den Bugüne
Nuray Ertürk Keskin Melda Yaman
NotaBene Yayınları
2013, 664 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Türkiye’de Balık ve Balıkçılık – Karekin Deveciyan

1910- 1917 yılları arasında İstanbul Balıkhanesi müdürlüğü ve daha sonra da balık işleri başmüfettişliği yapmış olan Karekin Efendi Deveciyan'ın (1867,...

Kapat