Honore de Balzac ‘ın Hayatı

Balzac, roman sanatında gerçekçilik akımının kurucu mitlerindendir. Gerçekliği ondan daha “doğru” ya da titizlikte yansıtanlar da vardır belki, ama Balzac’ın gerçekçiliği şiirsel bir üslupla harmanlanıp metne incelikli bir biçimde katılmasıyla farklılaşır. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle “romanın Shakespeare’i? sayılır.Yaşadığı dönemin siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunlarının birey üzerindeki etkilerini ele alırken yaptığı abartılar, sahte bir bilimsellik tutkusu, paraya olan ilgisi nedeniyle sınıflar arası çatışmaların yerine finans kapitale ağırlık vermesi türünde gerekçelerle -19. yüzyılda- bazı yazar ve kuramcılar tarafından eleştirilmesine rağmen, 20. yüzyıl estetikçilerine göre, edebi gerçekçiliğin en büyük yazarıdır. Balzac’ın kahramanları bir romandan çıkıp diğerine katılırlar, böylelikle hem bireysel hayatların çok yanlılığını hatırlatır yazar, hem de bu romanların bütünlüğünü vurgular. Ancak onun meselesi konusal bütünlük arz eden bir nehir romana ulaşmak değil, parçalanmış hayatlardan yola çıkarak toplumsal yapıyı gözler önüne sermektir.
Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, kimilerine göre roman sanatının zirvesi olan Honore de Balzac, Fransa’nın Tours kentinde, 20 Mayıs 1799’da doğdu. Kendi kendini yetiştirerek memur olan babası sayesinde iyi bir eğitim aldı. İki yıl hukuk okudu ve bir avukatın yanında staja başladı. Ancak babasının bütün ısrarlarına rağmen avukat olmayı istemiyordu Balzac. Paris’te karşılaştığı entelektüel çevrelerin içine girmek ve yazar olmaktı hayali. Önce bir oyun yazarak başladı edebiyata, bir yandan da yayımcılık alanına adım attı. İkisinde de hüsrana uğradı Balzac. Artık ticari başarısızlıkları hayatı boyunca yakasını hiç bırakmayacaktı.Balzac, narsizme varan özgüveni ve kazanma tutkusuyla, günde on dört saat aralıksız yazmaya başladı. Zaten biriken borçlarını ödemesinin başka bir yolu da yoktu. Kendi adıyla yayınladığı ilk romanı “Les Chouans”(Chouan’lar) ve yine aynı yıl basılan “La Physiologie du marriage”(Evliliğin Fizyolojisi), ilgi görünce, yazma tutkusu daha da arttı. Her zaman bir üyesi olmak istediği Paris sosyetesi ile de tanışmıştı. 1829-1935 yıllarında arasında, hem salonların değişmez bir siması oldu, hem de hiç aksatmadan binlerce roman sayfası tamamladı. Bu arada imzası gazetelere de yansımıştı. Ancak gazete sahipleri ve yayıncılarla maddi nedenlerden dolayı hep gergin bir ilişkisi olmuş ve bir çok romanında yayın dünyası patronlarını ve onların iktidarını sert bir dille alaya almıştır. Siyaset sahnesinde kralcıların yanında durmasına rağmen, sonraları bu çevrelerle de ilişkileri bozulmuştur.Romanları ve aşk hayatı parlaktı Balzac’ın. Hayatına giren üç kadın da yüksek sınıftan zengin insanlardı ve özellikle -kendisinden yaşça büyük- ilk sevgilisi Madame Laure de Berny’den maddi ve manevi anlamda çok destek gördü. Onun ölümünden sonra birlikte olduğu Markquise de Castries’le yaşadığı tatsız ayrılığın ardından, Polonyalı bir kontesle, Mme. Hanska’yla mektuplarla başlayan romantik aşkı ölümüne dek aralıksız sürdü. Kontesin kocasının ölümüyle sevgililere evlilik yolu da açılmış oldu. Aslında Balzac’ın borçlarını düşünen Mme. Hanska zorlukla yanaştı bu evliliğe ve yalnızca iki yıl evli kaldılar. Hastalanan Balzac, 1850’de bronşit ve kalp yetmezliğinden öldü.”İnsanlık komedyası” bir kitap ismi değil, Balzac’ın toplam doksan altı kitaptan oluşan romanlarıyla anlattığı insani duruma yaptığı bir yakıştırma. 1300’lerden başlayıp 1845’e kadar gelen, ağırlıklı olarak Napolyon, XVIII. Louis, X.Charles ve Louise Philippe dönemleri etrafında geçen “İnsanlık Komedyası”nda, Fransız toplumundaki karakterlerin hemen hepsi canlandırılmıştır. Krallar, imparatorlar, ruhban sınıfı, Fransız ordusunun subay ve askerleri, aristokrat aileler, kent ve taşra burjuvaları, köylüler, yazarlar ve yayıncılar, temizlikçi kadınlar, fahişeler, Fransız saraylarından en yoksul mahallelere kadar her mekanda ve onlara özgü eşyalarla birlikte eksiksiz bir biçimde yer alırlar. Toplumun bu olağanüstü tasvirini gerçekleştirmek için, bir romandan ötekisine geçen iki bine yakın karakter çizmiştir Balzac, ama “İnsanlık Komedyası”nı oluşturan her bir romanın kendi içerisindeki bütünlüğünü de ihmal etmemiştir. Eugenie Grandet”, “Goriot Baba”, “Sönmüş Hayaller” ve “Vadideki Zambak” gibi en başarılı romanları, aslında onun kafasında oluşan “İnsanlık Komedyası”nın birer parçasıdır. Ne yazık ki, planladığı ve hatta isimlerini bile koyduğu elli romanını yazmaya ömrü yetmemişti bu büyük yazarın.

Lucas’a göre Balzac’ın başarısının sırrı, toplumsal çıkar çatışmalarını tipik durumlarda tipik karakterlerde canlandırmasındaydı. Ona göre Balzac’ın gerçekçiliği, “bir yandan tek tek tiplerinin belli bireysel özelliklerinin, öte yandan onların bir sınıfın temsilcisi olarak tipik özelliklerinin daima tam bir biçimde verilişine dayanır. Fakat Balzac bundan da ileri gider; toplum içinde farklı guruplara ait farklı insanların ortaklaşa sahip oldukları özelliklere de ışık tutar”.
Hatta Balzac yarattığı insan tiplerinin eğilimleri ile ilgili açıktan açığa ahlaki yargılarda bile bulunmaz, tarafsızdır, sanki yukarıda bir yerlerden bakmıştır kendisinin de dahil olduğu insanlık komedisine…

Özlü Sözleri
Altından zincirler en ağır olan zincirlerdir.
Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar.
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.
Dünyada bir kadın için, herhangi bir erkeği etkisi altına aldığını bilmesi kadar zevkli bir şey yoktur.
Evliliğin, her şeyi kemiren bir canavarla bıkıp usanmadan boğuşması gerekir: Alışkanlık.
Felaketin iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.
Gençlik adaletsizliğe doğru yöneldiği zaman, bilincin aynasına bakmayı göze alamaz. Oysa olgunluk çağı kendini bu aynada görür. Yaşamın bu iki evresindeki tüm ayrım buradadır.
Gözle görülür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir.
Istırapların en gizlileri dayanılması en güç olanlardır.
İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince.
İnsanlara kendilerini nankörlüğe mecbur edecek kadar büyük hizmetlerde bulunmayınız.
İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.
İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyiniz.
Kadınlara hangi erkekleri aradıklarını sorun, “Hırslıları” derler. Öteki erkeklere göre, hırslıların belleri daha güçlü, yürekleri daha sıcaktır, kanlarında daha çok demir vardır. Kadın da güçlü olduğu sıralarda kendini öyle mutlu, öyle güzel bulur ki, parçalanmak tehlikesi altında da olsa, üstün bir gücü olanı, bütün erkeklere yeğ tutar.
Mektup bir ruhtur. Konuşan sesin çok sadık bir yankısıdır. Bu nedenle ince düşünceli kişiler onu aşkın en zengin gömüleri arasında sayarlar.
Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.
Sevilen kadın bütün kadınların en güzeli değil midir?
Sıkıntınızın sırrı sizin elinizde değil, başkalarının elindedir.
Şöhret, uzaktan güneş gibi parlak ve ısıtıcı; yaklaştınız zaman, bir dağ tepesi gibi soğuktur
Şöhret, ancak küçücük dozlarla alındığında faydalı bir zehirdir.
Toprağa ekilen tohumlar içinde en çabuk mahsul veren fedailerin döktükleri kandır.
Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır.
Uykunun yenemediği hiçbir acı yoktur.
Her servetin arkasında bir suç vardır.
Umutsuz sevmek de bir mutluluktur…
Kendisi artık mutlu olamayacaklar için sevdiğinin mutluluğu sevinç olur…

Türkçe?ye çevrilen eserleri
Manyak Kurba (2007)
Köylü İsyanı (1974)
Tours Papazı (1949)
Eugenie Grandet (1983)
Goriot Baba (1984)
Bette Abla (1977)
Otuz Yaşındaki Kadın (1963)
Vandetta (1943)
Tılsımlı Deri (1943, 1968)
Tefeci Gobseck (1947-1961)
Kırmızı Han (1946)
Terör Devrinde (1979)
Köy Hekimi (1942-1979)
Bilinmeyen Şaheser (1945)
Lois Lambert (1946)
Albay Chabert (1944-1974)
Bir Havva Kızı (1970)
Onüçlerin Romanı (1945)
Mutlak Peşinde (1945-1965)
Altın Gözlü Kız (1943)
Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti (1946)
Kibar Fahişeler (1972)
Kötü Kadınların Parlayış, Düşüşü (1981)
Vadideki Zambak (1941-1985)
Sönmüş Hayaller (1949)
Nucingen Bankası (1950)
Köy Papazı (1952)
Cesar Birotteau (1945-1964)
Ursula Mirouet (1949)
Karanlık Bir İş (1947)
Esrarlı Bir Vaka (1949-1964)
İki Gelinin Hatıraları (Mémoires de deux jeunes Mariées)
(Letters of Two Brides) (1940 – 1983)
Modeste Mignon (1947)
Köylüler (1845, 1976-1985)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Ömer Hayyam’ın Hayatı

İnciyi isteyen dalgıç olacak; Varı yoğu dosta verip dalacak. Canı avucunda, nefesi göğsünde: Ayağı baş olacak, başı ayak! İranlı matematikçi,...

Kapat