İbn Haldun – Cemil Meriç

İBN HALDUN
Greko-Latin medeniyeti çöktükten sonra bu mektebin tek temsilcisi, Doğu ile Batı düşüncesini terkip eden İskenderiye mektebidir.
Ondan sonra insanlık düşüncesi için eclipse (güneş tutulması) başlar. Ve sönen meşale Doğu’da yanar.
Politeizme karşı çok sert bir cihat açan Müslümanlık, etrafında herhangi bir düşünce fidanının boy atmasına engel olur. Kur’an bütün endişeleri cevaplandırmaktadır.
Saad ibn Vakkas veya Hazret-i Ömer’e atfedilen şu cüm-le, “Bütün kitapları yakınız. İçindekiler ya Kur’an’a uyar, o zaman en güzel ifadelerini Kur’an’da bulmuşlardır, ya uymaz, o zaman zaten yakılması gerekir” bu fikri ifade etmiyor mu?
Müslümanlık uzun zaman geçmeden rakiplerini onların silâhı ile altetmek ister ve Greko-Latin mirasından önce mantığı alır.
Dinin vicdanlarda mutlak hüküm sürdüğü devirler, felsefenin sustuğu devirlerdir. Felsefe şüpheden doğar, şüphe, imanın zıddı. Kalabalığa tek kitap yeter.
Din, bütün meselelerine cevap bulmuş insanın. Doğu’da felsefe, din şekli altında gelişir, Doğu peygamberlerin vatanı.
İstisnalar yok değil. Ebul ala el Maari: “insanlar iki kısımdır”
der, “bir kısmının dini vardır, aklı yoktur, bir kısmının aklı vardır, dini yoktur”. Ve Tanrı’ya meydan okur: “Kekeme Musa’nın karşısına çıkan Allah, benim karşıma neden çıkmıyorsun,” der. “Ben ki Arabistan’ın en güzel konuşan insanıyım!”. Sonra ilâve eder, “Çıkmıyorsun, çünkü yoksun!”.
Araplar Eflâtun’u, nev-Eflâtunîlik’ten, İskenderiye mektebinden tanımışlardır.
Düşünmek, yeniden düşünmek demektir. Adem’den günümüze kültür binasına bir taş ilâve edilirse ne mutlu.
Müslüman Doğu, Ortaçağ’da Avrupa’nın hocası idi. Bir elden bir ele geçen meşale idi bu.
Doğu’nun en orijinal mütefekkiri Abdurrahman İbn Haldun.
Soylu bir aileden, dinî bir terbiye ile yetişmiş. Tarihi yaşamış ve yaratmış bir insan. İbn Haldun’u İbn Haldun yapan Mukaddime.
Timur’un büyük iltifatlarına mazhar olur, ama bilir ki “Kurb-u sultan, ateş-i suzan”dır (sultanlara fazla yaklaşan, yanar). Ve bir bahane ile Mısır’a kaçar.
Türkiye’de öğretmen mekteplerinin kurucusu olan Sati bey, Ziya Gökalp tarafından kovulur.
Ona göre Mukaddime 6 bölüm ve Mukaddime ile sosyoloji doğar. Siyasî sosyoloji, şehir sosyolojisi, iktisat sosyolojisi…
Mukaddime, Latince’ye çevrilmiştir. 1862-72’de Fransızca’ya, Baron de Slane tercümesi, ondan evvel, Baron Von Hammer, birçok parçalarını Almanca’ya çevirmiştir.
Hammer’in Osmanlı Tarihi’ni (ki çok kıymetlidir) okuyan Marx, herhalde Mukaddime’yi de okumuştur.
Batı’da ilk defa Gumblovitch, “Sosyoloji Problemleri” adlı eserinde, İbn Haldun’un imparatorlukları savaşa bağlama fikrini beğenir.
Sonra Bouthoul “İbn Haldun ve Sosyal Felsefesi” adlı bir eser yazmıştır. Hilmi Ziya bu eseri tercüme etmiş ve kendi yazmış gibi imzalamıştır. Fındıkoğlu’nun da tatsız tuzsuz bir etüdü vardır.
Belçikalı de Greef, Sosyoloji Traite’sinde üstünde durur.
Ch. Rappoport: “Bir Tekâmül İlmi Olarak Tarih” adlı eserinde, insanlığın yetiştirdiği büyük felsefecilerin başında onu sayar.
Araplar’da Mehmet Abdullah İnan “İbn Haldun ve Fikir Mirası” adlı bir eser yazar. Cemil Saliba ve Satı bey meşgul olurlar.
Mukaddime 3-4 sene evvel bütün olarak İngilizce’ye çevrildi.
1850’de Quatremere, Mukaddime’yi yeniden basar. De Slane’in tercümesi, Journal Asiatique ve Gunther’de 2 kere basılır.
Türkçe tercümelerine gelince:
Bizde ilk defa Pirîzade Sahip Molla 5’de 3’ünü yapar. Bilgi sosyolojisi kısmını Ahmet Cevdet Paşa çevirir.
Kazim Kadri Oğan’ın tercümesi bir yürekler acısı.
Beyrut Üniversitesi profesörlerinden İssawi’nin değerli bir eseri:
“An Arab Philosophy of History”, “Bir Arab Tarih Felsefesi”
başlığını taşır.
Vico’nun Scienza Nuova (Yeni İlim) dediği ilmi İbn Haldun kurar ve onun yeniliğini kendi de bilir.
Ümran: medeniyet ilmi. İnsan cemiyetinin akış halinde devamlı ve fânî taraflarını belirtir.
Şakirdi yok İbn Haldun’un.
Ve eserini tercüme eden Cevdet Paşa 12 ciltlik Osmanlı Tarihi’nde (ilk ve son), onu hiç okumamış gibi davranır.
İbn Haldun ısrarla asabiyyet kelimesi üzerinde durur. Grup dayanışması, millî duygu, ümmet sevgisi’dir (esprit du corps) bu.
Maulnier, “Melanges de Sociologie Nord-Africain”.
Mukaddime, bütün İslâm Ortaçağı’nın fezlekesi. Felsefî bir sentez.
Osmanoğlu’nun sarayında maaşlı bir kapıkuludur tarihçi.
Şehzadenin sünnet düğünleriyle, tesadüfen İstanbul vardır.
Kalabalıklar yoktur bu tarihte, Anadolu yoktur.
İbn Haldun tarihi teolojiden temizler, kriteri akıldır. İçtimaî hâdiselerde tesadüf yoktur.
Bilinmeyen kanunlar vardır. Darwin’in hayatını koruma, neslini devam ettirme insiyakı ile, Marx’ın, vitalistlerin görüşü çekirdek halinde onlarda mevcut.
İnsanları harekete geçiren başlıca saik: ihtiyaç, gıda ve üretim ihtiyacı.
A. Smith’den dört asır önce iş bölümünün sosyal üretimin tabiî bir vetiresi olduğuna dikkati çeker.
İnsanlar doğuştan biraraya gelmek için yaratılmışlardır.
Biraz Aristo (İnsan politik bir hayvandır).
Alet-Silâh yapımı. Nüfus çoğaldıkça, istihsal artar, istihsal arttıkça nüfus çoğalır (Quesney). Şehir büyüdükçe sanatlar gelişir.
Hâdiselerin kanunlarını bulur, değer yargıları vermez.
İnsanı muayyen bir coğrafya içinde ele alır.
Her hâdise akış içinde incelenmeli.
“Tarihçiyi hataya sürükleyen sebepler arasında menfaatlarından ve eski bilgilerinin tesirinden kendini kurtaramayışı gelir,” der.
Spencer’in “Study on the Sociology”de gösterdiği sosyolojinin geç doğuşunun 10 sebebinin 7’sini o göstermiştir.

Cemil Meriç
Sosyoloji Notları
İletişim Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, İnceleme
Nazım Hikmet, William Shakespeare ne dedi?

Kapat