”İki Dil Bir Bavul”la Çıkılamayan Yolculuklar – Hevi Gür

Dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir varoluş hikayesidir de. Yasaklanırsa şayet yok olur duygular, düşünceler, anılar.. Yok olur tarih. Kaleme dökülemeyen, cümlelere dönüşemeyen kelimeler yüreklere dokunamazsa sessiz birer çığlığa dönüşür bedenlerde. İşte bu çığlığın hikayesidir İki Dil Bir Bavul. Kendini var eden sembolün yok oluşuyla şaşkına ve ne yapacağını bilmeyen, insanoğlunun saflığının bozulmadığı son adımı temsil eden çocuklar ve onları anlamayan, anlayamayan bir öğretmen. Kürt’tür çocuklar. Doğu coğrafyasında, yıllarca asimile edilmeye çalışılan ve çoğu kez de başarılan bir kültürün varisleridir onlar. Ama her şeye rağmen korunmuş bir dil ve yaşam tarzı hakimdir hayatlarına. Okulla tanışma yaşları gelmiştir; fakat çoğu ailesine yardım etmek zorundadır. Hayat gözüktüğü kadar adil değildir aslında. Kapitalizmin hüküm sürdüğü toplumumuzda paranın hakimiyeti değildir sadece onları yok sayan, zora sokan, yaşıtlarından ayıran. Devlet denen otorite de görmezden gelir onları, dillerini, kültürlerini. Aileler bir şekilde yollar çocuklar okula. Fakat çözüm okul yolunda değildir. Çünkü bu yol içerisinde dil sorunu denen yapay bir bariyeri barındırmaktadır. Kürtçe yani kendi anadilini konuşamayan çocuklar okulda zorlanmaya başlarlar. Hem okumayı öğrenmeye çalışmak hem de bunu yabancı bir dilde yapmak elbetteki o yaş grubundaki bir çocuk için ağır gelecektir. Fakat bu sorun yetkili sıfatıyla koltuklarında hiç gocunmadan oturan insanların yüreklerine ne yazık ki dokunmaz. Sadece öğrenci değildir zorlanan. Onları anlamadığı için kaygılanan ve çoğu kez bu kaygısı öfkeye dönüşen bir öğretmen de vardır ortada. Tabi bu öğretmenin son derece militarist bir eğitim veren, tüm kültürleri bir pota içerinde eritmeye çalışan eğitim sistemimizle yoğrulduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzdendir ki Kürtçe öğrenmeye çalışmak yerine, Türkçe öğretmeyi zorunlu kılar çocuklara. Onların benliklerinde bir travmaya dönüşebileceğini düşünmeden ve yine bu yüzdendir ki her sabah uykulu gözlerle sıralanan çocuklara ilk yalanlarını söyletir gururlu bir edayla: Ne mutlu Türküm diyene! Soru işaretleri, kendini aşağıda görme hissi ve dışlanmışlık duygusu sarar zihinleri.. Tekrar öğretmene dönecek olursak, belki de karşımıza çıkabilecek en iyimser öğretmenlerden birisidir onca öfkesine karşın. Çünkü ortama kısa sürede uyum sağlıyor ve mutlu ayrılıyor köyden.Mutlu olmasında evine dönüyor olmasının payını yadsıyamayız tabi; ama geri döneceğini söylemeyi de unutmuyor. Kim bilir belki de yönetmen bunu özellikle belirtme ihtiyacı hissediyor.Öğretmenin mutlu olma sebebinin gidişi değil, çocukların dünyasına gerçekten dahil olabilmesini biz seyirciye daha iyi aktarmak için. Zordur Doğuda öğretmen olmak ve o zoru başarmıştır. Aslında insanların ön yargılarının neden olduğu bir çıkmazdır bu. Yaşam buna göre şekillenir ve bireyler bir an durup düşünmezler ne yaptıklarını.. Şanslı doğar bazıları, diğerleriyse Tanrının onlara sunduğu niteliklerden utanç duyarak yaşamaya mahkum edilir, yok edilmeye çalışılır. Silah seslerine, kurşunlara ve yokluğa komşu yaşar bazıları. Her ne kadar çocuk gözükseler de benlikleri zamansız büyümüştür onların. Sevdalarının, mutluluklarının, sevinçlerinin rengi çalınmıştır diğer bazıları tarafından. Dil, din, ırk gibi insanlar tarafından oluşturulmuş ve yine aynı insanlar tarafından birer silaha dönüştürülmüş kavramlara mahkum edilmişlerdir. Ama yine de dünya dönmeye, kanun yapıcılar insanların hayatlarını felce uğratacak yasalar yapmaya, birileri haksız yere hapis yatmaya, birileri öldürülmeye, diğerleriyse sorumsuz ve duyarsız bir şekilde günü gün etmeye devam ederler..

Hevi Gür

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Uludere – Tahir Ürper

Uzun gecelerin meskenidir Uludere. Yalnızlığı boldur. Düşler kendini bırakır sessizce insan ovasına. Onun içindir ki dengbêjleri çoktur. Her şeyin üstüne...

Kapat