Dımdım Kalesi – Ereb Şemo “İlk kürtçe romanlardan”

Kürt edebiyatının önde gelen örneklerinden biri olan Dımdım Kalesi, esin kaynağını 17’inci yüzyılda yaşanmış bir savaştan alan bir tarihsel roman. Kale, adını Kürtler’in huzurlu bir yaşam sürdüğü Dımdım Dağı’ndan alıyor. Canlı bir ticaret merkezi de olan Dımdım Kalesi, bu özelliğiyle hem Osmanlılar’ın hem de İranlılar’ın ilgisini çekmektedir. Bu yüzden de kale sık sık ya Osmanlı ya İran saldırılarına karşı kendini savurmak zorunda kalmıştır. Bu kuşatmaların en büyüğünü İran Şahı gerçekleştirir. Şah’ın ordusu kaleyi kuşatır ama genci yaşlısıyla tüm kale halkı kanının son damlasına kadar topraklarını savunur. Önderleri de halkın Altın Pençeli adını verdiği Xano isimli bir Kürt savaşçıdır. Ancak direniş sonuç vermez ve işgal güçleri Dımdım Kalesi’ni ele geçirir. Bu hikaye Kürt halkı arasında dilden dile anlatılarak kuşaklar boyunca süregelir.
Sovyet Kürtler’inden Ereb Şemo, tarihsel gerçekleriyle bu söylenceleri biraraya getirerek Dımdım Kalesi’nin direniş öyküsünü romanlaştırdı. Odağında bir savaş olsa da kitap, Kürtler’in o dönemdeki gelenek ve göreneklerini, toplumsal yaşamlarını ve dönemin iktisadi ve kültürel ortamını da gözler önüne seriyor.
Tanıtım Yazısı

Abidin Parıltı’nın 30/10/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan “Dımdım Kalesi’nden notlar ve bir mağlubiyet hikâyesi” Adlı Yazısı
Sözlü kültürler insanın temel duyguları üzerine inşa edilir. Kahramanlık ve aşk hikâyeleri toplumun gidişatını, sözel hukukunu, topluluğun var olma nedenlerini gözler önüne serer. Kürtlerin hikâye anlatıcıları olan dengbêjler de bu kahramanlık ve aşk hikâyelerini topluluğa anlatarak onların varlık nedenlerini sanatsal bir biçimde ortaya koyarlar. Bu anlatım biçimi ise çoğunlukla destan kavramı içerisinde şekillenir ve anlatılan hikâyenin mutlak suretle yaşandığına kanaat getirilir. Kürtlerin bilinen kahramanlık destanı Dımdım Kalesi de bu hikâyelerin başında gelir. Dımdım Kalesi öncelikle söylenmeli ki bir sözlü kültür ürünüdür. Ancak zaman içerisinde sözlü kültür ürünleri ile yazılı kültür ürünleri birbirinden etkilenmiş, birbirlerine dönüşebilmişlerdir. Bu yazıda sözünü edeceğim eser ise Ereb Şemo?nun yazıya aktarmakla kalmadığı, yeni bir yazınsal ürün olarak ortaya çıkardığı Dımdım Kalesi?dir.

Tehlike huzuru bozar
Bir yazınsal ürün olarak Dımdım Kalesi yazılan ilk Kürtçe romanlardandır. Daha önce de Kürdili?nde sözünü ettiğim Ereb Şemo, Kürtçenin ilk romanı olan Şivanê Kurmanca?yı yazmıştır. Şivanê Kurmanca?da daha çok biyografik olana sırtını yaslayan Şemo burada bir sözlü kültür ürününü yazıya aktarmakla kalmamış, ustalıkla yeni bir yazınsal ürün ortaya koymuştur. Çünkü bilinir ki sözlü kültür ve yazılı kültür birbirinden neredeyse bağımsız, birbirinden etkilense de tam olarak birbirinin yerine geçemeyen kültürlerdir. Ereb Şemo bu eserinde bunun farkındadır. O yüzden edebi estetik içerinde bu hikâyeyi değerlendirmiş, kişileri daha kanlı canlı hale getirmiş, yani tam olarak birer karakter haline getirmiştir. Bir yandan savaşın yıkıcılığına dikkat çekerken bir yandan da savaşın özgürleşme için bazen tek çare olabileceğini vurgulamıştır.
Dramatik sanatlarda hikâye üretmenin çeşitli biçimleri vardır. Bunlardan birisi de her şey yolunda giderken ve herkes huzur içinde yaşarken dışarıdan gelen bir tehlikenin huzuru bozması ve iki karşıt güç çatışmasıdır. Dımdım Kalesi hem sözlü kültür ürünüyken hem de yazılı kültür ürününe dönüştüğünde bu biçimden yararlanır. 17.yüzyılda geçen bu hikâyede Kürtler Dımdım Kalesi?nde huzur içinde yaşamaktadırlar. Ancak İran şahı olan Şah Abbas onların üstüne en büyük ordusuyla yöneldiğinde iş değişir ve Kürtler Xanoyê Çengzêrîn?in (Altın bilekli ya da altın pençeli han) önderliğinde savaşa girerler. Muazzam bir direniş sergilense de yenilgi kaçınılmaz olur. Dımdım Kalesi bir yıkıntıya dönüşür, çoluk çocuk, genç yaşlı herkes kıyımdan geçirilir. Kalanlar işte bu hikâyeyi bugüne getirenler olarak bilinir.
Genel olarak kahramanlık destanlarında anlatılan kişi yada topluluklar galip gelir. İnsanüstü bir kahramanlık gösteren bu topluluklar düşman sayısı ne kadar çok olursa olsun, onlar bir yada birkaç kişinin kahramanlıkları sayesinde düşmanı yener ve feraha kavuşurlar. Oysa burada durum biraz daha farklıdır. Han ve topluluğu insanüstü kahramanlıklar gösterse de yenilgi onlar için kaçınılmaz olur.
Yazar bu romanda Dımdım Kalesi?nde geçen kahramanlık destanını anlatırken aslında Kürtlerin psikolojisine de eğilmiş ve onları hem kişiler bazda hem de topluluk bazında çözmeye çalışmıştır. Ulusal meselelerin aşiretsel kavgaları dinlemediğini öne çıkarmış, direnmenin başarısızlığa uğrasa da yapılması gereken davranış biçimlerinin başında geldiğini anlatmıştır. Burada Yaşar Kemal?in deyimiyle kalede yaşayanların direnişi, ?mecbur insan?ların direnişidir. Kısası bu hikâye direnmekten başka çaresi kalmayan insanların yenilgisinin anlatımıdır. Ancak İran şahı sürekli Kürtleri aşağılar. Ona kalırsa Kürtler o kadar aşağılanmış insanlardır ki, onların direnmeye bile hakları yoktur.

Oklar düşmana yöneliyor
Kürtler İran şahıyla karşı karşıya gelmeden önce aşiretler arası kavgaların arasındadır. Bu kavga, onların ulusal kimliğini yok etmeye yönelik bir tehdit ortaya çıktığında dönüşüme uğrar. Oklar ortak düşmana yönelir. Yazar burada bir olmaya sık sık vurgu yapar. Diğer yandan İran şahı ise baştan beri bu kaleyi ve orada yaşayanları kendi iktidarına karşı bir tehdit olarak görür. Aslında sadece İran şahı değil Osmanlı da onlardan rahatsızdır. Yer yer Osmanlı ordusu onlara saldırsa da başarılı olamaz.
Diğer yandan hikâyenin odağında milli meselelerden dolayı çatışmalar ve savaşlar olsa da dinsel mezheplerden dolayı da çatışmaların olduğunu yazar bize anlatır. İran şahı Şii?dir ve Sünni olanları bir tehdit olarak görür. Bu yüzdendir ki Şah sık sık bu kaleye casuslar gönderir. Ancak savaşın fitilini ateşleyen olay derviş kılığında gönderilenlerin İran şahının casusları olduğunun açığa çıkması ve onların idama mahkûm edilmesidir. Şah iktidarının zedelendiğini düşünür ve ordularıyla sık sık baskınlar yapar. Yara alsa da vazgeçmez ve en sonunda toplayabildiği en büyük orduyla Dımdım Kalesi?ni sarar. Bu savaş Kürtlerin birleşmesine neden olmuştur. Sanırım yazarın ilgisini çeken temel mesele ve mesajlardan biri de budur. Nitekim bütün bir destanı roman formunda iyi anlatmasına rağmen son sayfadaki epilogunda yazar sosyalist gerçekçiliğe bağlı kalarak bu mesajını didaktik bir üslupla dillendirir. Kürtlerin direniş hikâyelerine dikkati çeker. Ama bana kalırsa bu sayfa hiç olmasa da roman değerinden kaybetmez. Aksine daha çok değer kazanır. Her ne anlatılmak istenmişse romanın içinde, edebi estetiğe uygun olarak anlatılmıştır zaten. Gerisi yazarın mesaj kaygısına kalmıştır.
Dımdım Kalesi bir savaş hikâyesi gibi görünmesine rağmen kişilere odaklanması, onların zaaflarını ve güçlü taraflarını ortaya koyması bakımından da dikkat çekicidir. Han?ın bilgeliği, savaşa meraklı olmamasına rağmen buna mecbur kalması karaktere hayranlık duymamızı sağlar. Romanda son derece canlı betimlemeler var.
Gerek doğanın betimlenmesi ve tanımlanması gerekse de yaşananların betimlenmesi dilsel başarıyı bir kere daha öne çıkarır. Bana kalırsa Dımdım Kalesi romanı Ereb Şemo?nun en iyi romanıdır. Roman, 2005 yılında Edip Polat tarafından iyi ve özüne sadık bir şekilde Türkçeye çevrildi.

Kitabın Künyeleri
Dımdım Kalesi
Ereb Şemo
Çeviren: Edip Polat
Evrensel Basım Yayın
2005
225 sayfa

Dımdım
Ereb Şemo
Lis Yayınları
2007
256 sayfa

Tanıtım Yazısı
Dım dım kalesi 17. yüzyılda yaşanmış bir savaşı anlatan tarihsel bir romandır. Kürtlerin huzurlu bir yaşam sürdükleri adını kurulu olduğu Dımdım dağından alan kale sağladıkları güvenli ve adil ortam sayesinde canlı bir ticaret merkezi özelliği kazanmıştır. bu durum hem Osmanlıların hem deiranlıların iştahını kabartmaktadır . Üstelik kale doğuya açılan yol üzerindedir ve onu düşürmedikçe her iki ordununda ilerlemesi , yeni topraklar ele geçirmesi mümkün olamamaktadır. O güne değin kale halkı kâh Osmanlının kâh iran şahının saldırılarına karşı sık sık kendini savunmak durumunda kalmıştır. Sonunda iran şahı o zamana değin oluşturduğu orduların en büyüğüyle kaleyi kuşatır. Kadını erkeği genci yaşlısıyla tüm kale halkı özgürlüğünü savunmak için savaşır. O güne kadar kalenin düzenini sağlamış olan cömerliği ve yiğitliğinden ötürü halkın (xanoyê çengzêrîn ) ‘altın pençeli’ unvanını verdiği xano isimli kürt direnişede önderlik etmektedir. Kale savaşçıları işgalcilere karşı yürüttükleriçetin direnişin sonunda yenilirler ve işgalci güçlere acımasızca katledilirler.
İşgal ordusu, Kürtlerin kökünü kazıdığını düşünmektedir. Ama azımsanmayacak sayıda Kürt kuşatmadan kurtulmayı başarmış yüksek dağların doruklarına koyaklara çekilmiştir. Onlar ve ardılları Dımıdım direnişini kulaktan kulağa kuşaktan kuşağa aktarırlar. Dengbêjler ve şairler direnişi destanlara şiirlere dökerler. Bu destanlardan birçoğu hala Kürtler arasında anlatılmaktadır. Sovyet kürtlerinde Ereb Şemo tarihsel gerçekler ve bu destanlardan yola çıkarak Dımdımı romanlaştırmıştır. Odağında savaş olsada romanda Kürtlerin gelenek ve görenekleri toplumsal yaşamları ve dönemin iktisadi ve kültürel ortamı da betimlenmektedir. Kürt tarihinde önemli bir yer tutan Dımdım’ı günümüze aktarması kadar ilk kürt romanlarından biri oluşuda romana özel bir dönem kazanmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı, Romanlar
Don Kıyısında Hasat – Mihail Aleksandroviç Şolohov

Mihail Şolohov'un Don kıyısındaki kazakların yaşantısını ele alan bu roman, çiftlik hayatını gerçekçilikle ve romantizmin karışımı olan yalın bir şiirsellik...

Kapat