İstanbul?un kokusu – Sennur Sezer

Marc Levy 1950?lerin Londrası?na İstanbul?u ekliyor. Yazar, Alice?in evinde içip şarkı söyleyen grupla onların gürültüsünden rahatsız olup kapıya dikilen komşu Daldry?den bir geçmiş öyküsü çıkarıyor.
İstanbul, hele 1950?lerin İstanbulu, dünyanın neresinden gelmiş olursa olsun yabancıları büyüler. Bu şehir 1950?lerde geçmişiyle ilgili binalarına, sokaklarına fazla dokunulmamış bir şehirdir. Şehrin bütün semtlerinde köşeyi her döndüğünüzde cumbalı bir eve rastlamanız doğaldır. Kimisi taş kimisi ahşap ama meraklı bir kadın gibi sokağa başını uzatmış evler. Ahşap evlerin dış tahtaları kararmıştır. Kimisi yorgunluktan bir yana yaslanmış gibidir. Taşlığı silinmekten ışıl ışıl, tahtaları ovulmaktan limon sarısı, odaları beyaz sabunla karışık lavanta kokan, duvarları suluboya canlılığıyla renkli kireç badanalı, merdivenleri gıcırdayan ahşap evlerin arkalarında bir küçük bahçe olduğunu bilirsiniz. Bahçelerdeki Muhammediye gülünün, filbahrinin, hanımelinin baygın kokusu bazen sokağa taşar.

İstanbul kokularıyla mekânları tanımlar. Vanilya ve çikolata kokusu size biraz sonra önünden geçeceğiniz pastaneyi, ekmek kokusu fırını müjdeler. Her semtin ayrı bitkisi, kokusu vardır: Manolya ağaçları sizi Harbiye?de beklemektedir. Ada iskelelerinde çam pürenlerine takılı yaseminler, demet demet mimozalar satılır. Katırtırnakları ise 1950?de gezi yeri özelliğini kaybetmemiş Kağıthane ile Çamlıca?da açar.

Kokuların baş döndürücü şöleniyse Mısır Çarşısı?yla Kapalı Çarşı?dadır. Mısır Çarşısı?nda baharat kokusunun türlüsü vardır ama Kapalı Çarşı?daki dükkânlar da, Orhan Veli?ye göre, ?giyilmemiş çamaşırlar? gibi kokar. Bu şehrin kokuları Kuzey ülkelerinden gelenleri şaşırtır. Soğuk ülkelerde alanlardaki çiçeklerin kokularını duymak neredeyse olanaksızdır. (İstanbul?un unutulmuş kokusu artık bahçelerden eksilen leylaktır. Rengi beyazdan mora değişen rengi adıyla anılan leylak.)

Marc Levy çağdaş bir masal anlatıcısı. Bu masalcılıkta belki ailesinin İzmirli oluşunun payı var. Bir başka ülkenin özelliklerini, oradaki yaşama biçimini maceralar gibi dinlemek, onu romanlarındaki masalsı üslup ve kurguya yöneltmiş bence. İzmir?deki ?Asansör?ün yaptırıcısı bir dedenin öyküsünü dinlemek bile bir çocuğu öykücü yapabilir. Bir yokuşu çıkmamak için yapılan bir asansör. Marc Levy?nin bütün dünyada çok sevilişinin bir sebebi belki bu masalsı anlatım ve iyimserliği.

Levy, Bay Daldry?nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu romanını karşıtlıklar üzerine kurmuş, her hafta ziyaretine gelen kalabalık ve gürültücü dostlarıyla Alice ile komşusu sessiz, suratsız Daldry. İkisi de bekâr ve birbirlerinden hiç hoşlanmıyorlar. Victorya dönemi evlerden birinde karşılıklı dairelerde yaşıyorlar. Anlaşamamalarının sebeplerinden biri dairelerinin özellikleri. Daldry?ın aklı Alice?in yaşadığı çatısı cam dairede. Çünkü Daldry ressam. Daireyi istemesine karşın ona kiralamamışlar. Alice ise dairenin ince duvarları yüzünden komşusunun çaldığı piyanodan rahatsız oluyor.

Alice, işi kokular olan bir kadın. İşi parfümlerle… Olağanüstü bir koku algısı var. (Zaten yaptığı işe de ?burun? deniliyor.) Yaptığı bir parfüm piyasaya verilmiş. Ondan aldığı parayla geçiniyor.

Alice?in arkadaş grubu katılıp çarpıştıkları İkinci Dünya Savaşı?nın sarsıntılarını henüz atlatamamış. Herkesin bir yeteneği ve kendince tutkusu var. Marangoz Anton trompet, büyük bir kitapçıda çalışan Sam kontrbas çalıyor. Eddy hayatını şarkı söyleyerek kazanıyor. (Aslında bir sokak şarkıcısı). Grubun ikinci kadın üyesi Carol köy kökenli bir hemşire. Alice çocukluğundan beri tanıdığı Anton?a hayran (hatta âşık) ama duygularını belli etmekten hiç hoşlanmıyor. Oysa duyguları karşılıksız değil. Anton?un ona tutkun olduğunu herkes fark ediyor. Carol da Anton?u seviyor. Alice?e de artık Anton?u oyalamaması konusunda takaza etmekten kaçınmıyor. Her hafta Alice?in evinde toplanıp içip şarkı söyleyen bu grupla onların gürültüsünden rahatsız olup kapıya dikilen komşu Daldry?den bir aşk ve esrarlı bir geçmiş öyküsü hazırlıyor Marc Levy. Bunun içine de 1950?lerin Londrası?na İstanbul?u ekliyor. Hatta biraz İzmit?i. Ve daha önce denediği resim dünyasını arka planda tekrarlanıyor. Marc Levy?nin bu sefer denediği resim bir kavşak. Bir kavşağı çizip boyadığınızda zamanı, ülkeyi, mevsimleri bu kavşağa katabiliyorsanız, bu büyüleyici bir yapıt olur. Okur bu tabloları düşlerken romandaki şehrin özelliklerine de ulaşıyor.

Marc Levy, modern masallar anlatırken tarihin kara sayfalarını yok saymıyor. Özgürlük İçin romanında İkinci Dünya Savaşı?nda Alman işgali altındaki Fransa?dan direnişçi bir avuç gencin öyküsünü anlatmıştı. Bu gençlerin arasında anne-babaları toplama kampına gönderilen iki Yahudi kardeş de bulunmaktadır. Levy?nin ailesinin de izlerinin bulunduğu bu öyküye benzer bir öykü de bu romanda yer alıyor. Ailesinin köklerini İstanbul?da arayan Alice asıl adının Anuş olduğunu keşfedecektir. Anne-baba bildiği kişilerden farklı bir ana babası olduğunu öğrenecek, fotoğraflarına da ulaşacaktır. Ve uykularını kaçıran karabasanların nedenini kavrayacaktır; tehcir. Alice ana babasını tehcirde kaybetmiş bir Ermeni kızıdır. Sütninesi, onu alıp koruyan aile Türktür. Yanına alıp Londra?ya götürüp kızı olarak büyüten aile İngilizdir. İngiliz babası eczacıdır. Marc Levy, dramlarla pek fazla oyalanmıyor. Gerçeklere ulaşmanın yolu bir falcıdan geçince başka bir yazarın bütün romana yayacağı kan ve barut kokusu, Alice?in falda müjdelenen ?erkeğe? kavuşmasıyla hafifliyor. Sütninesinin ensesinin kokusuna kavuşması bence romanın uç noktalarından biri. Bütün yaşamı kokular üstüne kurulmuş bir insanın çocukluğunun kokularını bulması okuru heyecanlandırıyor olmalı (Beni heyecanlandırdı). Bu heyecan Alice?in bu kokuları (ve geçmişini) yeniden kurabileceğini bilmenin duygusuyla destekleniyor. Alice, bunu daha önce Daldry?la birlikte bize de söylemişti: ?Sizi biçimler ve renkler heyecanlandırıyor bense kelimeler ve kokularla heyecanlanıyorum.(…) Geride kalmış anları, kaybolmuş mekânları yeniden yaratmayı istiyorum.(…)Sokaklarımızın kendilerine mahsus kokuları vardır, sabahlarımız başka kokar, akşamlarımız başka; hayatımızda bir anlamı olan her mevsimin, her günün, her dakikanın kendine özgü bir kokusu vardır.?

Marc Levy bize Boğaz?dan alınmış bir kâğıt helva sunuyor, lezzetli bir kağıt helva, ama kâğıt helva.

Sennur Sezer
(30.12.2013, http://kitap.radikal.com.tr/)

BAY DALDRY?NİN TUHAF İSTANBUL YOLCULUĞU
Marc Levy
Çeviren: Can Belge
Can Yayınları, 2013 282 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Doktor Faustus – Thomas Mann

Thomas Mann, son eseri olarak tasarladığı Doktor Faustus'ta bizi mağrur bir sanatçının, besteci Adrian Leverkühn'ün gerilimli dünyasında dolaştırıyor. Ruhu, yaratma...

Kapat