İstanbul?un kokusu – Sennur Sezer

Marc Levy 1950?lerin Londrası?na İstanbul?u ekliyor. Yazar, Alice?in evinde içip şarkı söyleyen grupla onların gürültüsünden rahatsız olup kapıya dikilen komşu Daldry?den bir geçmiş öyküsü çıkarıyor.
İstanbul, hele 1950?lerin İstanbulu, dünyanın neresinden gelmiş olursa olsun yabancıları büyüler. Bu şehir 1950?lerde geçmişiyle ilgili binalarına, sokaklarına fazla dokunulmamış bir şehirdir. Şehrin bütün semtlerinde köşeyi her döndüğünüzde cumbalı bir eve rastlamanız doğaldır. Kimisi taş kimisi ahşap ama meraklı bir kadın gibi sokağa başını uzatmış evler.

Devamını oku

Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey – Marc Levy

‘Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey’ sürprizler, macera vaat eden yolculuklar ve merak uyandırıcı hikâyelerle genç bir kadının hesaplaşmaları etrafına örülen bir uzun tretman.
Efsaneye göre, dolunayın yansıdığı bir su birikintisinin içine atlarsan, ayın ruhu seni hemen özlediklerinin yanına götürürmüş. Efsanelere pek de yer açmayan günlük hayatta ise, sevdiklerini özleyen insanlar en çok ne yapar, herkes bilir. Bir üçüncü şahıs bulup, bulamazsa yaratıp, durmadan onları konuşurlar. Bu üçüncü şahıs seanslarının en güzel yanı da sevdiklerinin adını yüksek sesle söyleyebilmektir, elbette. Peki, sarılan, şarkı söyleyen, içen ve dans eden binlerce kişi arasından insan arkadaşını nasıl bulur, bulabilir mi? ?Dünya büyük, arkadaşlık ise uçsuz bucaksız? diyor Tomas, kitabın kahramanlarından biri. Tam olarak sebeplerini bilmeden sever çünkü seven insan, zamanla öğreneceğine inanarak.

Devamını oku

Bahar Birgün Yeniden Gelir? – Canan Koçak

Yıllar önce gittiğim tek kişilik bir gösteride, Fransa?nın işgal edilişi ile ilgili oldukça etkileyici bir anlatı dinlemiştim. Anlatıyı anlatanında kattığı güzellikle birlikte, öykü 1940?larda Hitler ordusunun Paris sokaklarını işgal edişi ile başlıyordu. İşgal edilen dükkanlar arasında bulunan küçük bir kitapçının, bu saldırıya, kendince verdiği tepkiydi ilginç ve etkileyici olan. Tüm dükkan sahipleri sessizce işgali seyrederken ve hatta verilen emir gereğince dükkanlarının camekanlarının bir kenarına Hitler, diğer kenarına Mussolini resimlerini asarken, o kitapçının isyanıydı anlatılan.
Elbette dükkanının yakılıp yıkılma tehlikesine karşı o da asmak zorunda kalmıştı, bu insan zannedilen yüzleri, fakat kendince bir de protesto üretmişti. Camekanın tam ortasına, yani bu iki resmin arasına öyle bir kitap koymuştu ki, bu kitap tüm olan biteni özetliyordu adeta. Kitabın yazarı ?Victor Hugo?, adı ise ?Sefiller?di.
Gülümseyerek ve şaşırarak dinlediğim bu öykünün anlatıcısının Sunay Akın olduğunu belirtmeliyim. Öykünün ne kadarının doğru olduğunu bilmemekle birlikte, böylesi bir dönemde uygulanan baskının ne ölçüde olduğuna dair ipuçları verdiğini ekleyebilirim.
Aynı dönemle ilgili yazılan onlarca kitap, öykü ve anıdan sadece biri,

Devamını oku

Sonsuzluk İçin Yedi Gün – Marc Levy ‘her şeyin tüketim ve yabancılaşmaya temellendiği günümüz toplumunda sevgiye, dostluğa tutunmayı öneren roman’

Marc Levy, yirmi sekiz dile çevrilen ?Sonsuzluk İçin Yedi Gün?de (Sept jours pour une éternité), zamana karşı olan tutkusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Sonsuzluk İçin Yedi Gün?de Şeytan ve Tanrı, dünyanın geleceğine karar vermek için bir araya gelirler. Korkunç bir meydan okumadır bu. İkisi de dünyaya en iyi ajanlarını gönderirler.
Lucas ve Zofia?nın zafere ulaşmak için sadece yedi günleri vardır. İnsanlığı ?İyilik?in mi, ?Kötülük?ün mü yöneteceği bu yedi günün sonunda belli olacaktır.
Bu meydan okumayı planlayan Tanrı?yla Şeytan her şeyi öngördüklerinden emindirler, bir şey hariç: Ya İblis ve Melek karşı karşıya kalırsa… ya zıtlar bir araya gelebiliyorsa… ya aşk…
Her şeyin tüketim ve aşırılığa temellendiği bir toplumun

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme