Kategori: Canan Koçak

“Bu kadar karanlık bir gökyüzü fırtınasız açılmaz”*

Dünün dünyası kitabının önsözüne başlarken, “kendimi önemli bir kişi olarak görmediğim için yaşam öykümü başkalarına anlatmak bana hiçbir zaman cazip gelmemiştir”.(Sayfa 13) Diyor Stefan Zweig. Öylesine içten, öylesine samimi, yazdığı satırları her okuyuşumda, hemen yanı başımda oturup konuşan bir ses canlanır beynimin içinde, sanki elimi uzatsam dokunabilirmişim gibi hissederim. Nitekim bin türlü gerginlik ve sürprizlerle

okumak için tıklayınız

Hrant Dink: “Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…” – Canan Koçak

Ölüm hiçbir şeydir, eğer ölene kadar dimdik ayakta durabildiysen…Hrant Dink(1) “Tarih, 19 Ocak 2007…Yere yüz üstü kapaklanmış, sağ ayakkabısının altı yırtık, başında ve boynunda üç kurşun, 53 yıllık yaşamı boyunca hep insanlar için var olmuş bir adam, bilinmesi gereken ilk şey sadece, tepeden tırnağa İ-N-S-A-N… “

okumak için tıklayınız

Don Kişot’a “Bin Selam”, Murtaza’ya “Merhaba” – Canan Koçak

Roman kahramanları deyince genelde hayal ürünü, inanması güç, erişilmesi zor tipler gelir akıllara. Ama toplumsal gerçekçi romancılar ve özellikle Orhan Kemal düşünüldüğünde işler bir anda değişiverir. Bir de bakmışız okuduğumuz romanın kahramanı, mahalle bakkalımız, olmadı yan komşumuz, o da olmadı her sabah bindiğimiz servisin şoförü oluvermiş. Kısacası, tamamen insani özelliklerden kaynaklı, bu tür romanlarda anlatılan

okumak için tıklayınız

“Yaşam, daha başında kaybedilmiş bir savaştır.” (*) – Canan Koçak

(*) “Yaşam, daha başında kaybedilmiş bir savaştır.” Franz Kafka 1883?te Prag?da başlayıp, 1924?te Viyana?nın Sanatoryum hastanesinde sonlanan bir hayat onunkisi. Başlangıç olduğunu bilerek, ?sonlanan? diyorum, çünkü ölüm için kullanılan genel bir tabirdir bu. Ölen kişi kaç yaşında olursa olsun, ardından kullanılan sözcükler genelde bitiş, son ya da kaybedişle ilgilidir. Kuşkusuz bahsi geçen şahıs içinde aynı

okumak için tıklayınız

Kızıl Karanfillerle Jose Saramago’ya Veda… ? Canan Koçak

“Her bir harfte, her bir kelimede, her bir sayfada, birbiri ardından her kitapta yaptığım şey, aslında yarattığım karakterleri peyderpey içime yerleştirmektir. Bu karakterler olmasaydı, bugün karşınızdaki bu adam olmayacaktım ben.? Jose Saramago Yazmaktan ve ilerlemiş yaşına rağmen çok çalışmaktan yorgun düşmüş, bol çizgili gülümseyen bir yüz ve numarasının hayli yüksek olduğunu tahmin ettiğim kocaman siyah

okumak için tıklayınız

Gösteri Dünyasında Bir Peygamber? – Canan Koçak

Hatırlarsınız, 1998 yılında, siyah pantolonlu, siyah gömlekli ve nike ayakkabılı bir grup insan, Hale Bopp kuyruklu yıldızı?nın gerisine saklandığına inandıkları bir uzay aracıyla cennetin krallığına gidecekleri inancıyla birer bavul hazırlayıp, votka ile birlikte içtikleri fenobarbital?la, kafalarına naylon poşet geçirerek intihar etmişlerdi. İlginç bir şekilde çoğu bilgisayar programcısı olan bu insanların 21?i kadın, 18?i ise erkekti.

okumak için tıklayınız

Kızıl Ütopya – Canan Koçak

Başımızı gökyüzüne çevirip şöyle bir baktığımızda o küçük aklımızdan neler geçer kim bilir? Küçük dedim yanlış anlaşılmasın, sonsuz evren ve uçsuz bucaksız uzay boşluğu düşünüldüğünde kim olursa olsun minicikleşir böylesi bir enginlikte. Hayal kurmak serbest tabi, güneş sistemindeki gezegenler dahil, kurgulanan ve acaba diğer gezegenlerde hayat bulma şansı ne kadar? gibi soruların çoğaltılması da mümkün.

okumak için tıklayınız

Şuurun Meşru Mahsulü Atalet, Yani Gönüllü Avareliktir? – Canan Koçak

Sizi güldürmek istediğini sanmayın. Bunda da öncekiler gibi yanılabilirsiniz. Sandığınız kadar neşeli biri olamaz o, olsa olsa sinir bozucu bir geveze. Belki hasta, belki kötü, belki sadece suratsızdır kim bilir? Kendi deyimi ile kötü biri bile olmayı becerememiş, herhangi biri olamamıştır. Zekidir zeki olmasına fakat, zaten bir baltaya sap olamamasının da sebebi bu değil midir?

okumak için tıklayınız

Tarikatçı Mehmet Nusret’ten Aydın Aziz Nesin’e – Canan Koçak

Yazmadan rahat edemeyen bir adam, dinlenmek haram ona, uyumak gereksiz, hastalanmak yasak, yazdıkça yazan, her zaman yazacak bir şeyleri olan. Nasıl bu kadar yazabiliyorsun? diye soranlara hafif kızgınlıkla karışık, zora gelmişiz, darda kalmışız işte diyebilecek kadar mütevazi. Övünmekten hoşlanmaz, ama dünyaya bir daha gelecek olsa yine aynı yollardan geçeceğini söyleyip, yine yazar olacağını belirten, yani

okumak için tıklayınız

Cemil Kavukçu’nun ‘Dönüş’ romanına dair – Canan Koçak

Dönüş, romandan çok, öyküye yakın olduğunu her fırsatta dile getiren Cemil Kavukçu?nun ilk romanıdır. Yazar genellikle kitaplarında, toplumdan uzak, ?tutunamayan? diye tabir edilebilen insanların hikayelerini anlatır. Edebiyatçıların ilgisini çeken bu hikayelerin baş karakterleri çoğu zaman birer alkoliktir. Özellikle okuyucuya roman tadı veren öykü kitaplarında bu karakterlere sıkça rastlanır. Yalnızlık, kitaplarındaki karakterlerin en temel ortak özelliğidir.

okumak için tıklayınız

Bahar Birgün Yeniden Gelir? – Canan Koçak

Yıllar önce gittiğim tek kişilik bir gösteride, Fransa?nın işgal edilişi ile ilgili oldukça etkileyici bir anlatı dinlemiştim. Anlatıyı anlatanında kattığı güzellikle birlikte, öykü 1940?larda Hitler ordusunun Paris sokaklarını işgal edişi ile başlıyordu. İşgal edilen dükkanlar arasında bulunan küçük bir kitapçının, bu saldırıya, kendince verdiği tepkiydi ilginç ve etkileyici olan. Tüm dükkan sahipleri sessizce işgali seyrederken

okumak için tıklayınız

Sallanmakta Olan Bir Gevezelik Kulesi Ve Ninni – Canan Koçak

Yaşam ve ölüm üzerinde söz sahibi olmak, bir nevi ?tanrılaşmak?. Mutlak bir güce sahip olduğuna inanarak, insanların yaşamlarını noktalamak yada küçük bir virgülle yola devam etmek. Yanlış anlaşılmasın, kimseyi yok etmeye niyetim yok, fakat insan, eğer elinde böyle bir güç olsaydı, acaba? demekten kendini alamıyor. ?Tek bildiğimiz, hiçbir şey bilmediğimiz? şiarıyla, doğru sandığımız bütün kavramları

okumak için tıklayınız

Büyümemek İçin İnat Eden Bir Çocuk Ve Trampet’in Vurduğu Gerçekler – Canan Koçak

Bizler büyüdük ve çocuklar istese de, istemese de büyümeye devam ediyorlar. ?Tanıdığımız bütün çocuklar? bu ifade, çok iddialı belki bilemiyorum ve tabi kendi çocukluğumu da dahil ederek söylüyorum, çocuklar büyümenin neme nem bir şey olduğunu henüz keşfedemediklerinden midir nedir? ki büyük bir olasılıkla bu sebeptendir, biran önce büyüyüp, gelişme ve boy atma telaşı içindedirler. Oynadıkları

okumak için tıklayınız

Bazı Şehirlerde Sadece Tek Bir Mevsim Yaşanır, Yollar Hep Kapalı, Tutulacak Eller Hep Uzaktadır ? Canan Koçak

Küçük şehirleri bilir misiniz? Bodur binalar ve sonu hep aynı caddeye çıkan, sıkkın dar sokaklar, ki zaten küçük şehir dediğin böyle olur, belki birkaç fazladan devlet yapısı, o kadar. Yaşamaya gelince, ille de sıkıcı olacak diye bir şey yok elbette, dört duvar, iki pencere, birkaç parça eşya, her türlü şehirde yaşanan ve kurulan aynı mahpus

okumak için tıklayınız

Masumiyetin Yitirilişi Ve Tarihin Çocuk Gözleri? – Canan Koçak

Altı yaşında bir çocuk, çevresinde gelişen olaylardan hangisini anlar, kavrar yada yorumlar? Soyut ve mantıklı düşünemez elbette, ama doğru olan bir şey vardır, o da bazı şeyleri somutlaştırmaya başladığı ve artık duyguları ile düşünebildiğidir. Oyun çağının birçok özelliğini taşısa da, okula gidebilecek yeterliliğe sahip olduğu genel kabul gören özelliklerinden biridir. Hayal dünyası, varsa yoksa hayal

okumak için tıklayınız

Dünya Bizim Hem Beşiğimiz, Hem de Kapanımız? Canan Koçak

Orijinal olan her şeyden soyutlanmış yüzlerce nesil, hepimiz öyle değil miyiz? Hayatın televizyon için bir mecaz olduğunu hiç düşündünüz mü? Peki televizyonun bizi bir şekilde tanrılaştırdığını düşündünüz mü? Saklanan, gizlenen ve sonra da gerçek diye sunulan yalanlarımız var. Kendi kendimize edinmiyoruz bu yalanları, öğretilen ve imrendirilen sahte hayatlardan, tek tipleşmiş kalıp suratlardan alıyoruz bu yalanları.

okumak için tıklayınız

‘Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.’ Gabriel Garcia Marquéz ? Canan Koçak

24 yaşında yazdığı ?İnsancıklar? adlı romanıyla ?yeni bir Gogol doğdu? diyerek edebiyat dünyasında karşılanan Dostoyevski darağacından kurtulduğu sıradaki düşüncelerini yazarken: ?Yazmak, bir yazarın tüm yaşamıdır. Yazmak içimizdedir, yaşamdır. Kalemi elimden almasınlar tek, onbeş yıl tutsaklığa katlanırım’. demiştir. Dostoyevski, en umutsuz koşullarda bile, yazacağım diye umut ve sevinç dolar. Çünkü onun için yazmak, yaşamaktır. 82 yaşındaki

okumak için tıklayınız

Çirkef Dünyanın “Cici” Yalancı Tanıkları Ve Yanlış Zamanlı Bir Roman – Canan Koçak

Ülkemizin geçmişi, Dünya ve Türkiye tarihine damga vurmuş olaylarla dolu, fakat nedense halkımız toplumsal hafıza konusunda hep balık kıvamında kalmaya devam ediyor. Düşünmek, yorumlamak ve yeni dersler çıkarmak yerine, tercih edilen genelde unutmak yada unutmaya çalışmak oluyor. Kuşkusuz geçmişin tozlu sayfalarına baktığımızda, askeri darbelerle dolu tarihimizin en hareketli anlarını 70?li yıllar oluşturur. 70?ler, 12 Eylül

okumak için tıklayınız

Herkes kendi kişisel komasında ?Günce?sini yazar? Canan Koçak

İlham için hastalık, yara ve delilik mi lazım? İnsanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmeleri için gerçekten acı çekmeleri mi gerek? Frida Kahlo, El Greco, Michelangelo, Robert Schumann, Bernini gibi sanatçıları yaratıcı kılan özellikleri başlarına gelen korkunç hastalıklar yada kaybettikleri sağlıkları olabilir mi? Maura Kincaid kimdir? Stendhal Sendromu nedir? Soru soru üstüne, bir roman insana

okumak için tıklayınız