Dünya Bizim Hem Beşiğimiz, Hem de Kapanımız? Canan Koçak

Orijinal olan her şeyden soyutlanmış yüzlerce nesil, hepimiz öyle değil miyiz?
Hayatın televizyon için bir mecaz olduğunu hiç düşündünüz mü? Peki televizyonun bizi bir şekilde tanrılaştırdığını düşündünüz mü? Saklanan, gizlenen ve sonra da gerçek diye sunulan yalanlarımız var. Kendi kendimize edinmiyoruz bu yalanları, öğretilen ve imrendirilen sahte hayatlardan, tek tipleşmiş kalıp suratlardan alıyoruz bu yalanları. Bir türlü kendi olamayan, sürekli taklit unsurlar taşıyan, benzer yüzlü, benzer kıyafetli insanlar var etrafımızda. Ve bu hayatlara, ünlü yada ünsüz her birine, beyaz camlı evlerimizden seyircilik etmiyor muyuz? Bu bir şekilde, tanrı misali, hayatı küçük kutularımızdan izlemekse eğer, sıkılınca kanalı da değiştiriyoruzdur elbette. Hayatı doğru düzgün yaşamak için eğitilmişiz biz. Hata yapmamak için. Herkese benzersek sorun giderek azalır zannediyoruz. Fakat fark etmediğimiz şey, tam aksine ne kadar çok hata yaparsak, o kadar çok gerçek bir hayatı yaşama şansımızın olacağı.
İstediğimiz her şeyi, istemeye eğitildiğimiz için istiyoruz. Çok bilinmeyenli denklemlerden uzak durarak, küçük bir hikayeye sığacak hayatlar kurmak, bütün gayretimiz. Herkesin olur verdiği, herkesin kabul gördüğü, kısaca herkes gibi.


Tamamen ayna, ayna söyle bana durumu, çünkü aynen paranın iktidar unsuru olması gibi, güzellikte bir iktidar unsurudur.
Hayatında ihtiyacı olan her şeye sahip olduğu düşünülen birisidir, ünlü manken Shannon. Günümüz insanlarının hayalini kurup uğruna estetik ameliyatlar olduğu zarif bir güzellik, bol para ve yakışıklı bir sevgili, adeta hayatın mutluluk iksiri ondadır. Fakat bir gün otobanda araba sürerken, 30 kalibrelik bir mermi ile başından vurulur ve tüm hayatı beklenmedik faili meçhul bir kaza yüzünden değişiverir. Bu kaza onun hem yüzünün yarısını, hem de sahip olduğu bütün güzellikleri yok eder. Kaybettiği konuşma yetisi, yarım yüzü ile adeta bir canavara benzeyen Shanon?un, bütün meslek hayatı sona erer ve ardından yakışıklı sevgilisi onu terk eder. Kendisini hiç önemsemediklerini düşündüğü ailesi ve yıllar önce eşcinsel olarak evi terk eden kardeşi yüzünden, hayatında kendisi hariç başka hiç kimsenin olmadığını düşünmektedir. Ta ki hastanede tanıştığı, cinsiyet değiştirmeye çalışan, transseksüel Brandy ile tanışana değin.
Ölü bir hayalet olduğuna inanan Shanon, yüzünü bir peçe ile kapatır. Sevgilisinin kendisini, kaza öncesinden beri, en yakın arkadaşı ile aldattığını öğrendikten sonra, intikam almaya karar verir. Ki zaten başına gelen kazanın tesadüf olmadığı çok açıktır. Ve onu, Brandy?nin yardımı ile tüm gerçekleri ortaya çıkaracağı uzun bir yolculuk beklemektedir. Bu sonu belirsiz bir kaçıştır. Kaçtıkları belki de kendi gelecekleridir. Kaderden, büyümekten, yaşlanmaktan, parçaları toplamaktan. Sanki kaçarlarsa hayatlarına bıraktıkları yerden, devam etmek zorunda kalmayacaklarmış gibi.


Dünyadan kaçamazsın ve nasıl göründüğünden de sorumlu değilsin. İster çok güzel görün, ister bok gibi.
Kuşkusuz tüketim toplumunun bir getirisi, sürekli benzerleşme ve güzellik kavramının tekleşmesi. TV dünyasından çokta yabancısı olmadığımız bir konu bu. Her ne düşünüyorsan, aslında onları milyonlarca başka insan da düşünüyor. Her ne yapıyorsan, onlarda yapıyor ve hiç biriniz sorumlu değilsiniz. Çünkü hepiniz ortaklaşa bir çabadan ibaretsiniz. Kuşkusuz bu da bir öğreti süreci.
Ve ?Görünmez Canavarlar? romanı ile Chuck Palahnıuk, her zaman ki gibi hayata ?herkesin? penceresinden değil, ?herkesin? olmaktan kaçınacağı, aykırı tiplerin penceresinden bakıyor ve tüm hayatları bir kelimeden ibaret olmayacak, haritada olmayan bir yer gibi, bilinmeyenlerin çok olduğu, doğumlarının dahi hata olduğu düşünülen insanları anlatıyor. Kısacası, toplumun göremediğimiz yerlerine, birer ayna tutuyor, belki görünür birer canavar olunsun diye?kim bilir? Ve romanı tanımlayan en iyi sözler bunlar oluyor. ?Dünya senin hem beşiğin, hem de kapanın.?

Yazının Yazarı: Canan Koçak


Kitabın Künyesi
Görünmez Canavarlar
Yazar: Chuck Palahniuk
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Çeviren: Funda Uncu Irklı
Sayfa Sayısı: 203 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar, Yeraltı Edebiyatı
Kayıp Söz – Oya Baydar ?Bir söz arıyordum, bir ses duydum. Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim.”

Oya Baydar, ?Kayıp Söz?de, şiddetten kaçarak kurtulmaya çalışanların, bu çabalarının başarılı olmasının olanaksızlığına işaret ediyor ?Bir söz arıyordum, bir ses...

Kapat