Judy Light Ayyıldız: “Adalet’in hikâyesinin bir destan olduğunun farkına vardım” (Söyleşi: Elif Şahin Hamidi)

JUDY LIGHT AYYILDIZ   

“Adalet’in hikâyesinin bir destan olduğunun farkına vardım”

 

Amerikalı gelin Judy Light Ayyıldız, son kitabı Kırk Diken’de Türkiyeli kayınvalidesi Adalet Hanım’ın gerçek hikâyesini okurla buluşturuyor. On yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu roman, belgesel bir anlatı niteliği taşıyor. Osmanlı’nın son dönemlerine ve Cumhuriyet’in ilk tohumlarının atıldığı günlere paralel bir hayat süren Adalet’in inişli çıkışlı hayatı adeta bir destan: acılarla yoğrulmuş ama her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilmiş bir kadınının destanı. Adalet Hanım’ın ölümünün ardından bu destansı hikâyeyi kitaplaştıran Judy Light Ayyıldız ile Kırk Diken’i konuştuk… 

 

SÖYLEŞİ: Elif Şahin Hamidi

 

Elif Şahin Hamidi: Öncelikle Judy Light Ayyıldız’ı biraz tanıyabilir miyiz? İlk olarak şiirle başlayan yazınsal yolcuğunuzdan, müzikle olan ilişkinizden ve yazıya olan katkısından bahseder misiniz?       

 

Judy Light Ayyıldız: Huntington’daki Ohio Nehri ile Charleston’un başkenti olan Batı Virginia arasında doğdum ve orada büyüdüm. Orta derecede çalışkan, şiir, şarkı ve de hikâyeler yazan bir çocuktum. Hayallerim arasında öğretmen, şarkıcı, yazar, aktris ve de anne olmak vardı. Huntington’daki Marshall Üniversitesi’nde öğretmenlik bölümüne katıldım ve ana dalım müzikti. Eğitim, lirik soprano gibi seslere odaklıydı. Eşim Vedii, cerrahi gelişim yurdunda bir göçmendi ve üniversitedeki üçüncü yılımda, nisan ayında onunla tanıştım. Bundan altı ay sonra evlendik. Bir yıl sonra da oğlumuz dünyaya geldi. Zaman içinde ikinci bir oğlumuz ve bir de kızımız oldu. Adalet, Amerika’ya dört defa geldi. Onu çalışkanlığı, onurlu oluşu, eğlenceli ve sevgi dolu oluşuyla kendi annem gibi gördüm. Adaletle uzun ömürlü bir arkadaşlığımız oldu. Yirmi yıl öğretmen, yönetmen ve şarkıcı olarak müzikle uğraştım. Vedii’nin cerrahi ve endoskopi alanında özel olarak pratik yaptığı Virginia’daki Roanoke bölgesine yerleştik ve yazdıklarımın bazıları yerel yayınlarda yayımlandı. Bir kadın kuruluşu olan Hollins Üniversitesi bize çok yakındı. Bir bursla bu üniversitenin vermiş olduğu yazım kurslarına katılarak profesyonel yazarlık konusunda kendimi geliştirdim. Tonlama, ritim duygusu, şarkı sözleri ve nota yazımı hakkında bildiklerimi müzikten şiire taşıdım. Böylece lirik soprano, lirik bir şair oldu. Newyork’ta bir gazetenin düzenlemiş olduğu yarışmayı kazandım. National Alliance of Arts Educators (Sanat Eğitimcilerinin Ulusal İttifakı) ile komünist Polonya’ya olan seyahatimi temel alarak yazdığım Smuggled Seeds (Mülteci Tohumlar) adlı iki kısımlık şiirimi yayınladılar. Üçüncü kitabım olan Mud River yayınlandı ve şu anda üçüncü baskısı yayınlanıyor. Ulusal ve uluslararası manada yayınlarım mevcut. otuz yıldır birçok okul programında, Amerika’da Hollins Kadın Merkezi’nde, Hollins yaz programında, Roanoke Eğitim Programları Topluluğu’nda, Elderhostel’de ve Türkiye’ de öğretmenlere yaratıcı yazarlığı nasıl öğretebileceklerine dair sayısız kurslar, seminerler ve yazılı konferanslar verdim. Başka bir yazar ve ben yaratıcı yazarlık ile ilgili müfredatta olan, dört tane ders kitabı yazdık. 1986’da Guillain-Barre sendromu denen bir çeşit felç geçirdim. Tamamen atlattım ve Nothing But Time (Sadece Zaman) adında bir anı kitabı yazdım. Bu kitap cesaretin gücü, travmanın iyileşmesi ve benim kültürel evlilik yolundaki masalımı ve Batı Virginia hikâyelerimi içeriyor. Birkaç yıl önce İstanbul’daki Greenhouse Kitap Mağazası, eşim Vedii tarafından resimlendirilen “Some of my Ancestors are Ottomans and Turks” (Osmanlı ve Türk Ecdadımdan Bazıları) adlı çocuk kitabımı yayınladı. Bu kitap okyanusun iki tarafında da yok sattı. Hayatın birçok yönünü sanat sayesinde ve sanatla birlikte keşfettiğim için kendimi oldukça şanslı sayıyorum.

 

Elif Şahin Hamidi: Kırk Diken adlı son kitabınız acılara, savaşlara ve tarihe tanıklık etmiş olan kayınvalideniz Adalet Hanım’ın hikâyesini dile getiren, gerçeklere dayanan bir roman. On yıllık uzun bir araştırma/bilgi toplama sonucu ortaya çıkan bu kitabın oluşum sürecini anlatır mısınız? 

 

Judy Light Ayyıldız: Adalet, İstanbul’da ölmeden bir yıl öncesine kadar her sabah kalkar, süslenir sonra video ve ses kaydı eşliğinde hayatını bana anlatmaya hazırlanırdı. Yeğenim Ateş de anlattıklarını bana tercüme ederdi. O öldükten sonra onun hayat hikâyesinin aslında bir destan olduğunun farkına vardım. Onun yaşamını zamanın esaslarından ve yaşadığı dramatik olaylardan soyutlayarak açıklamak imkânsızdır. İnsanlar, yerler ve kitaplarla ilgili on yıllık bir araştırmadan sonra, hikâyelerin bazılarını yazmaya başladım. Iowa Üniversitesi’ndeki Summer Writing programına katılmak için bir burs aldım. Burada Adalet’in çocukluğundan yaşlılığına kadar olan hatıraları üzerinde yazarlarla birlikte çalıştım. Oldukça heyecanlı ve ilham vericiydi: onun yaşamı efsane, büyü, savaşlar, yıkımlar, aşk, ihanet, mirastan mahrum edilme, doğum, ölüm, kaybolma, sevinç, zor kararlar, hatta bir devrim ve bir ulusun yeniden doğuşunu içeriyordu. Iowa’dan sonra romanı nasıl ilerletmem gerektiğini tasarlamaya başladım. Bir ay inzivaya çekildim, gece gündüz çalıştım, her bölümü korku ve titremeyle yazdım. Sık sık Adalet’in varlığı omuzlarımın arkasında dikiliyormul ve “nasıl gidiyor?” diye soruyormuş gibi hissettim. İlk taslağımı eksiksiz tamamladım. Kitabın tamamını yaklaşık üç yılda tamamladım. Düzeltme süreci ise bir o kadar daha zamanımı aldı.  

 

Elif Şahin Hamidi: Bu belgesel anlatıda Osmanlı’nın son dönemlerini, Cumhuriyet’in ilk tohumlarını ve Mustafa Kemal’i görüyoruz. Tarihi gerçeklere sadık kalabilmek adına hangi kaynaklara başvurdunuz? 

 

Judy Light Ayyıldız: Birçok insanla görüştüm. Çoğu zaman gazetelerde çıkan makaleleri ve Kırklarelili tarihçi Nazif Karaçam tarafından yazılan kitapları okudum. Türkiye’de Adalet’in yaşadığı yerlere birçok seyahat yaptım ve buralardaki insanlarla görüştüm. Sözlü tarih bir millet için hayatidir. Bizler köklerimiz olmadan bir hiçiz. Kırk Diken sözlü tarih, toplumsal efsaneler ve toplumun tüm renkleriyle birlikte güncel tarihin romanlaşmasıdır. Adalet’ten dinlediğim yaşanmış olayların çoğunun gerçekliğini çocukları dahi tahmin edemezdi. Tabii ki Türkiye tarihi ve kültürü hakkında birçok kitap okudum. Kuran’ı iki kez okudum. Hatta Sultan Süleyman’ın romantik şiirlerinden çok ilham aldığımı söyleyebilirim. Kaynak olarak kullandığım kitaplar arasında şunlar vardı: The Making of Modern Turkey (Ahmad, F.), Taste of Old Istanbul (Deleon, J.A.), Shirt of Flame and The Turkish Ordeal (Edib H.), Bir Devrin Cemiyet Adamı Dr. Fuad Umay (Yrd. Dr. V. Akın), Human Landscapes (Nazım Hikmet), Ataturk, the Rebirth of a Nation (Kinross, L.), Constantinople, City of the World’s Desire (Mansel, P.), Ataturk, a Biography of the Founder of Modern Turkey (Mango, A.), The Immortal Ataturk, a Psychobiography (Volkan, V.D.&Itzkowitz, N.), Shepard of Aintab (Riggs, A. S.), Ataturk-The Founder of Modern Turkey (Sonyel, S. R.), Seçmenlerimle Başbaşa (Dr. Fuad Umay). Ayrıca daha birçok kitap, dergi, eski harita ve hatta eski kartpostallardan bile yararlandım. 

 

Elif Şahin Hamidi: Cumhuriyet’in doğuşu ve gelişimiyle paralel bir hayat süren Adalet Hanım, memleketin içinde bulunduğu o sancılı dönemlerde her türlü acıya, iniş ve çıkışa rağmen sonuna kadar direnip ayakta kalmayı başarıyor. Bir kadın olarak ondaki bu dayanma gücü ve iradesi tüm kadınlara örnek teşkil edebilir. Adalet Hanım’ın hikâyesi belki de bu yüzden önemli diyebilir miyiz?     

Judy Light Ayyıldız: Adalet erken yaşlardan itibaren ve tüm hayatı boyunca kendini tam bir insan olmaya adamıştır. “Tam bir insan” derken şunu ifade etmeye çalışıyorum: o kendi çevresinde sahip olduklarıyla birlikte uçsuz bucaksız dünyayı algılarken, zekâsıyla geleneklerini, merakla ve değişmez bir arzuyla birleştirmektedir. Son yıllarına kadar daima okuyor ve politika konusunda tartışıyordu. Buna ilaveten bilinçaltındakilere de hürmet ederdi; kendi içsel sezgileri, rüyalarının analizleri ve deneyimlerinde karşılaştığı açıklanamayan ya da bilinmeyen enerjiler gibi. Bütün bunlarla dürüstlüğünü, azmini, içtenliğini ve enerjik karakterini, onun, insanın varlığının ancak tek bir tanrının emri altında olabileceğine olan inanç şekliyle birleştirdiğinizde olağanüstü bir kadın elde ediyorsunuz. Çok daha iyi bir hayat yaşayabilmesini sağlayacak fırsatların hepsini tepmiş olması ve bilgeliği sayesinde elde ettiği tüm kazanımlarını paylaşabiliyor olması, onun ne kadar yüce bir insan olduğunun göstergesidir. Adalet, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin prensiplerini ve bunun önderi olan Atatürk’ün koymuş olduğu ileriye yönelik idealleri tamamen anlamış ve bunlarla gurur duymuştu. O herkes için eşitliğe kesinlikle inanmıştı ve bu, yeni oluşturulan ve gelecekte çok güçlenecek olan Türk ulusunun, boyunduruk altına alınmış olan kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmesiyle gerçekleştirilebilirdi. Adalet bir aziz (evliya) değildi, fakat yeni bir ulusun oluşumuna katkıda bulunabilecek nadide bir insandı. O, “Ben önemli değilim, önemli olan hikâyem” diyor. Adalet’ in hikâyesindeki metafor, bir insanın yaşadığı kasaba tümüyle yok edilmişken, hayatın onlar için evlilikler, kız kaçırmalar ve doğumlarla devam edebilmesi ve etmek zorunda olmasıyla -ki bu hayat küllerinden doğmuştur- en dibe vurmuş olsa dahi ileriye (geleceğe) bakmak zorunda olmasıdır. Evet, Adalet yüreğinin gösterdiği yolu izlemesi gerektiğine inanmaktadır, bu yolda çoğu zaman kalbi kırılsa da. Onun bu yolculuğunda çeşitli seyahatler ve yedi çocuğa kadar uzanan serüvenler de mevcut. O çocuklarının gözlerindeki geleceği gördü. Adalet hikâyesinin önemli olduğunu düşündü, çünkü o iki kuşak sonrasının ve ondan sonraki kuşakların hızlı gelişen teknoloji, endüstri, turizm ve hızlı kalkınmadan dolayı onun kuşağının bu ulusu meydana getirirken neler yaşadıklarını unutabilecek olmasından korkuyordu. Ayrıca Adalet bu mirası tam manasıyla kimsenin unutamayacağını bilmektedir. Dünya tarihindeki liderlere bakıldığında, hümanizmi yücelten ve en tepelere taşıyan, insanlara yavaş yavaş cesareti aşılayan, iradesini yaşam standartlarını yükseltmekte kullanan, inanılmaz bir insan olan Atatürk’e Türk halkı sahip çıkmalıdır. Onun idealleri birçok ulusa mal olmuştur. Adalet kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve lideri olan Paşa’sının önderliğine, ideallerine ve öğretilerine adamıştır. Bu “tam kadın” bazen çevresinde olan bitenin belirsizliklerinden dolayı bazı durumlarda kendisini sadece benliğini düşündüğü bir boşlukta hissetmiştir. Adalet, ailesi ve eşi tarafından aldatılmış, cesareti ise onların gözünden uzakta iyi bir yaşam sürmekte bulmuştur. Ben Adalet ve Burhan’ın destanı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin destansı kuruluşu arasında benzerlikler görüyorum.  

Elif Şahin Hamidi: Her zaman okumak isteyen Adalet Hanım evli oluşunu bunun önünde bir engel olarak görüyor. Adalet Hanım her ne kadar mektepte tahsil gören, kocası ikinci bir kadın almak isteyince onu boşayan yazar Halide Edip’e hayranlık duysa da maalesef kocası Burhan’ı boşayamıyor. Üstelik Burhan’ın hayatında başka kadınlar olmasına ve Adalet’e şiddet uygulamasına rağmen. Türkiyeli bir eş ve kayınvalideye sahip bir yazar olarak, bugün Türkiye’de kadınların geldiği noktayı değerlendirir misiniz?     

 

Judy Light Ayyıldız: Tarihçiler, MS 500’lerde Türk kadınının ta Asya ovalarındayken dahi ateş etrafında erkeklerle eşit bir şekilde oturabildiğini yazarlar. Osmanlı’daysa kadın olgusu tam anlamıyla 1880’lerde şekillenmeye başlamıştır. Atatürk’ün görüşü ise daima kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olmasıdır ki Cumhuriyet’in kuruluşundan on yıl sonra kadın oy kullanabilmiş, parlamentoda temsil hakkı kazanabilmiş ve ev işleri dışında çeşitli işlerde uzmanlaşabilmiştir. Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletleri ve bu konuda liderlik eden diğer ülkelerde gözlemlendiği manada, Türk kadını ataerkilliği tam olarak saf dışı bırakarak hayatın birçok alanında söz sahibi olmaya başlamıştır. Yeni yasalara geçiş, kasaba ve köylerdeki kadın nüfusun bolluğu göz ününe alındığında kültürel değişimdeki kolaylığın kanıtı olmuştur. Nihayet Türkiye Cumhuriyeti kadınına da hakları verilmiştir. İngiliz ve Amerikalı kadınlar bu utanca karşı direnerek bu hakları kazanabilmek için 80 yıl boyunca savaş verdi, hatta bu yolda tutuklananlar ve vurulanlar oldu. Bugün küresel manada hâlâ kadına, ona hükmeden adamına çocuk vermek rolü biçildiğinden dolayı, önderlik ve özgürlükleri yönünden baskılar uygulanmaktadır. Benim annemin ve Adalet’in zamanında, eğer çocuklarınız varsa eşinizden ayrılmak oldukça zordu. Onlara kim bakacaktı? Onları kim besleyecekti? Kimse! Doğrusu, bugün Türkiye ve ABD de dâhil gelişmiş ülkelerdeki kadınların çoğu eşitliğin tadını çıkarıyor. Ancak birçoğu hak ettikleri eğitimden yoksun bırakıldı ve birçoğu için adalet yerini bulamadı, ancak onlar ki bugünlere ulaşabilmenin temelini oluşturmuşlardır. Onlar geleceğin temellerini atabilmek adına kendilerini kurban ettiler. Çok gelişmiş toplumlarda dahi birçok kadın için zulüm gördüğü erkekle boşanmak hâlâ pek gerçekçi bir çözümmüş gibi görünmüyor. Şunu sormadan edemiyor insan: “Nasıl olur da bir insan olarak erkek evlat, ona canını veren ve onu rahminde taşıyan kişinin mükemmelliğini göz ardı edebilir?” 

 

Elif Şahin Hamidi: Adalet Hanım kalbinin sesini dinlemiş, görücü usulüne razı olmayıp ailesine karşı gelerek Burhan’a kaçmıştı. Kendi istediğiyle evlenmişti, tıpkı annesi Zehra Hanım gibi. Ama Adalet’in evliliği, annesininki gibi yolunda gitmemişti. Kendi yaptığı seçimin sonuçlarına katlanmak zorunda kalmış ve en zor zamanlarında bile ailesi ona kol kanat germemişti. Hayatta tutunacak hiçbir dalı kalmayan Adalet’in tüm bunlara katlanmasını sağlayan biraz da kader-kısmet inancı mıydı?     

Judy Light Ayyıldız: Adalet kalbinin sesini dinledi, kısmetine razı oldu ve gerçeğin düzlemine sımsıkı bir şekilde tutundu. Hiç parası yokken ve ailesinden en ufak bir yardım almadan yedi çocuğunu da yetiştirmek zorundaydı. Mutluluğu kendi varoluşunda aradı. O, etrafını çevreleyen belalara ve çıkmazlara rağmen hep doğruları ve iyileri kucakladı, kendini eğitti, aklının ve ruhunun yolunu izledi.

 

Elif Şahin Hamidi: Adalet Hanım Şark mistisizmine, işaretlere, korunmuşluğa inanıyor, annesi Zehra Hanım gibi kahve fallarında telvenin resmettiklerinde geleceği okuyabiliyor. Anlatıcı da (siz) kahve falı bakmayı Adalet Hanım’dan öğrendiğini söylüyor. Kitap boyunca fallar geleceği belirliyor çoğu kere. Burada kurgu ve gerçeğin ne derece rol oynadığını sorsam?         

  

Judy Light Ayyıldız: Kırk Diken, Adalet’in anlatımıyla kendi (hayat) hikâyesidir. Kırk Diken’in bir bölümünde -Adalet’in ergenlik döneminin anlatıldığı bölüm- ablasının törensel evliliği sırasında Adalet, toplumun ona biçmiş olduğu rolü oynamak zorundadır. Efsanelerde yaratılan unsurlar oldukça fazla gerçeklik teşkil ederler. Adalet’in cenazesinden sonra Lee’ye bakılan falın gerçekleşmesi örneğin. Böyle bir şey nasıl olabilir? Bunlara nasıl bir mana verilebilir? Henüz gerçekleşmemiş hatta hayal bile edilmemiş şeyleri biz nasıl bilebiliriz ki? İnsan rüya bile görmeden bunu nasıl başarabilir? Adalet’in Karaköse yolunda yaşadığı felaketin yaşanış şekli oldukça garipti. Oğlu bu kazayı ve faciayı asla unutmayacak. Gerçeklik nedir, düşündüğümüz ve hissettiğimiz mi?  Algı mı? Bardağın yarısı dolu mu, yoksa boş mu?

NOT: Bu söyleşi, Remzi Kitap Gazetesi, Ekim 2011 sayısında yayımlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here