Kapitalizmin Unutulan Tarihi

Kapitalizmin en büyük başarısı, özel mülkiyet, para, sermaye ya da kâr gibi temel kategorilerini doğallık, yasallık ve meşruiyet perdelerinin arkasına saklamayı becerebilmesidir. Bugün mülkiyet hakkında fikrini sorduğunuz birçok insan, mülkiyet hakkının kutsal bir hak olduğunu, girişimciliğin yasalar tarafından korunması gerektiğini, yatırım yapılarak kazanılan paranın meşru bir kazanç olduğunu söyleyecektir. Ve şaşırtıcı bir şekilde haklı olacaktır: Çünkü özel mülkiyet “hukuk” olmadan mümkün değildir, girişimcilik onu koruyan yasalar olmadan mümkün değildir, yatırım yapıp işçi çalıştırmak toplumsal bir ilişki olarak kapitalizm meşru sayılmazsa mümkün değildir.

Marx’ın anlattığı bir hikâyeyi burada anmak açıklayıcı olacak. Marx, bu hikâyede Bay P.’den söz eder. Bay P. İngiltere’deki fabrikasını Avustralya’nın geniş topraklarına taşımak ister. Araçları, işçileri, hammaddeyi Avustralya’ya taşır. Fakat, Avustralya’nın hâlâ mülk edinilmemiş toprakları, çitlenmemiş arazileri vardır. İşçi olarak götürdüğü insanlar, kendi geçimlik ekonomilerini mülk edinmemiş topraktan sağlayabileceklerini gördüklerinde, hemen bu topraklara kaçar. Zavallı Bay P., kendine bakacak özel uşağını bile kaybetmiştir.

Çünkü, diyor Marx, Bay P. üretim araçlarını Avustralya’ya götürmüştü ama kapitalist üretim tarzını mümkün kılan toplumsal ilişkileri oraya götürememişti. İnsanları mülksüzleştirerek onları emek güçlerini satmaya zorlayan koşullar olmayınca, buna karşılık, geçimlik ekonomisi için yeterli ortak toprak olunca kimse emek gücünü satmaya zorlanmayacak ve elbette “işçi” haline gelmeyecektir. Kimse işçi ya da hizmetkâr olmaya meraklı değil yani.

Şu anda emek gücümüzü satmadan yaşamanın mümkün olmadığını düşünüyorsak –elbette sermaye sahipleri değil–, dünyanın dört bir yanını kuşatan ve sermayeye yasal bir çerçeve sunan, onu koruyan kapitalizm içinde doğduğumuz ve başka bir ufuk göremediğimiz içindir. Jameson’ın mevcut edebî yapıtlara eleştirisinde söylediği gibi, “dünyanın sonunu hayal etmek kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay” olabilir birçok insan için.

Fakat şu anda içinde yaşadığımız, kendini “doğal tek sistem” olarak gösteren kapitalizmin kanlı tarihini okumaya başlarsak, aslında “özel mülkiyet” ve “kâr” gibi kategorilerin ancak birçok insanın öldürülmesi, sömürülmesi sayesinde hayata geçebileceğini görürsek, belki de bize dayatılan bu “tek sistem”den çıkış yolları olabileceğini de hayal etmeye başlarız.

Adı Üstünde Korkunç Tarih

Tanınmış Meksikalı çizer Rius, kapitalizmin tarihini çizgilerle anlatıyor, yani kendini medeniyet diye sunan kapitalizmin kanlı ve korkunç tarihini. Zor görünen konuları oldukça yalın bir şekilde anlatıyor. Öyle ya, sömürü hiç de soyut bir kavram değil. Kendini gerçekleştirmek isteyen bir insanın önüne çıkan çalışma ve artık değer üretme zorunluluğu ve ürettiği artık değerde hakkını alamamak bizlere üzüntü, depresyon, değersizlik hisleriyle geri dönüyor. Yani emek sömürüsü ve kâr gibi kavramlar bedenimizde hissettiğimiz duygular. Rius da işte bu duyguları harekete geçiriyor.
Öncelikle çizgilerden bahsedelim. Bazen bir karikatür gibi bazen detaylı bir gravür gibi olan bu çizgiler, Rius’un anlattığı öyküye özel bir hareketlilik katıyor. Diğer bir deyişle, çizgiler, anlatılan tarihe farklı bir anlatım niteliği kazandırıyor. Çeviriyse özellikle dikkate değer çünkü bu tarih gerçekten Türkçeleştirilmiş. Şili’de Allende’yi deviren general Pinochet’nin yanına Kenan Evren eklenmiş örneğin. Ayrıca muhtemelen İspanyolca konuşma dili kullanılan bu kitapta bu ifadelerin Türkçeleri güzel oturmuş. Kapitalizme artık alternatif yok mu yani, diye sorulduğunda, Marx, “laf mı bu şimdi” diye cevaplıyor.

Rius kapsamlı bir tarih yazmış. Roma İmparatorluğu’ndaki sınıflardan başlayıp ticari kapitalizme, İngiltere’deki sanayileşmeden mülksüzleştirmeye, sömürgeciliğe, köleliğe, emperyalizme, dünya savaşlarına ve neoliberalizme geliyor. Tarihin çizgilerle anlatıldığı bu kitap, özellikle Amerika’da yayınlanan “yeni başlayanlar” serilerine benzemiyor. Hiçbir şey bilmeyen de, bu konuda çok şey bilen de aynı tadı ve heyecanı duyabilir bu kitapta.

Bu korkunç tarihten nasıl heyecan duyulur diye soranlar olabilir. Şöyle cevap verelim: Etrafımızdaki dünyanın “doğal” olmadığını ve büyük bir şiddet uygulanarak kurulduğunu gösteren bu tarih, zihnimizde çatlaklar yaratıp, “evet, başka bir dünya mümkün olabilir” sözlerini zihnimize sokuyor. Tarihi olanca çıplaklığıyla görmek, tarihi “fatihler”açısından anlatan anlayışın dışına çıkabilmek, her zaman başka bir gelecek fikrine kapı açıyor. Kitapla geçirdiğiniz birkaç saatten sonra, bir arkadaşınızla sohbet etmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Ve düşünmeye başlıyorsunuz: Devlet, din ve sermaye arasındaki işbirliğinin tüm dünyaya kesilen faturasından benim payıma neler düşüyor?
Kitabın sonunda Rius, “bu her ne kadar kapitalizm hakkında bir kitap olsa da, kapitalizm koşullarında ve kapitalist ülkeler için üretildi”, diyor. Ardından ekliyor, “bu kitaplar aynı zamanda son derece önemli bir sermaye olacak”, hem yeni kitaplar için hem de başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen insanların birbirileriyle kuracakları dayanışma ekonomisi için.

Bugüne dek kazanmış olanların, kapitalistlerin penceresinden değil, sömürülenlerin, ezilenlerin gözünden tarihi görebilmek için, böyle kitaplara ihtiyacımız var. Bu kitap, kapitalizm koşullarında üretilmiş olsa da, kapitalizme hizmet etmediği kesin. Rius’un çalışması, zihnimizi tutsak almaya çalışan türlü türlü medya araçlarına, TV programları vb. karşı, içinde yaşadığımız dünyanın tarihini öğrenmek için bize sunulan bir öneri.

ÇİZGİLERLE KAPİTALİZMİN KORKUNÇ TARİHİ, Rius, Çev. Nilay Akkurt- Barış Yıldırım, Yordam Kitap.

Göksun Yazıcı
BirGün Kitap Eki, 155.sayı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Tarih
Kök insan’dır

Erich Fromm’un sevgi, özgürlük arayışı gibi insana ilişkin en temel konuları ele alan kitapları birçok dile çevrilmiştir. Aslında bunların halen...

Kapat