Kapitalizm ve Köylülük / Ağalar, Üretenler, Patronlar – Oya Köymen

Oya Köymen’in “Kapitalizm ve Köylülük / Ağalar, Üretenler, Patronlar” adlı kitabında, “köylülük” olarak adlandırılan olgunun özellikle sanayileşme ve kapitalizm süreciyle birlikte nasıl dönüştüğü kapsamlı olarak inceleniyor.
Kitabın konusu, 1970?li yıllarda çok tartışılan ama şimdilerde sanki artık ekmek, domates, biber, soğan, patates, kabak, patlıcan ve adları buraya sığmayacak kadar çeşitli zerzevatı yemekten vazgeçmişiz gibi, sanki bu zerzevatın üreticileri yeryüzünden silinmiş gibi adlarını bile anımsamaktan vazgeçtiğimiz köylülerin ve toprağın kendisi.
“İnsan-Toprak İlişkisinin Tarihsel Dönemeçleri” başlıklı bölümle açılan, “Kapitalizm ve Köylülük”, “Mülksüzleşme ve Bağımlılık” başlıklı bölümlerle devam eden okumalarla, tarımsal ilişkilerin ve köylülüğün tarihsel süreç içerisinde nasıl dönüştüğüne tanıklık ediyor; köylülüğün gel(eme)diği noktayı tarihsel ve kuramsal bir perspektife yerleştiriyoruz.
Kitabın ikinci ana eksenini oluşturan “Türkiye” başlıklı kısımla birlikte Türkiye’yi de bu tarihsel ve kuramsal perspektife dahil ediyor ve Türkiye’deki köylülük süreç ve sonuçlarını anlama; bunları belli bir kavramsal çerçeveye oturtma konusunda önemli bir yol almış oluyoruz. Türkiye’ye ilişkin bölümde yer alan “Toprak Reformu Tartışmaları”yla “Tarım ve Köylülük Üzerine Tartışmalar” başlıklı altbölümler ise okunması hem zevkli, hem de gerekli bölümler.
Kitabın sonunda yer alan ve 65 sayfadan oluşan “Ekler” ve “Kaynakça” kısmınaysa mutlaka göz atılmalı. Bu ekler arasında, Maksim Gorki’nin “Cumhuriyet Kralı” başlıklı öyküsü, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden Sonra Üniversitelerden Atılan Öğretim Üyeleri’nin (147’ler) listesi ve 12 Eylül 1980 Darbesi’nden Sonra Üniversitelerden Atılan Öğretim Üyeleri’nin (1402’likler) listesi gibi dikkat çekici metinler de yer alıyor.
Özetle, Kapitalizm ve Köylülük: Ağalar, Üretenler, Patronlar sıkıcı olma riski taşıyan bir konuda, okunması fazlasıyla zevkli; bir o kadar da doyurucu ve düşündürücü bir kitap.
Ertuğrul Cenk GÜRCAN, BİA Haber Merkezi, 21 Şubat 2009

“1980 sonrası neoliberal emperyalizmin ideolojisi olan postmodernizm de yüzyıllar boyu büyük emeklerle adı konan şeyleri ?adsızlaştırarak? görünmez kılmakla meşgul olduğu için tarımda kapitalizmin gelişmesi ve neoliberal politikaların uygulanmasıyla köylülerin başına gelenler de görünmez kılınmak istendi. Örneğin onlara göre, gerçekte kapitalizm diye bir toplumsal düzen yok, bu geçmişte ?uydurulmuş? bir ad. ?Sınıf?lar, ?Sömürü? diye bir şey de yok, sadece çeşitli ?baskılar? var; o da her yerde. ?Gerçek? diye bir şey yok ?imaj? var ve böylece sürüp gidiyor. Varsa yoksa ?kimlik? sorununa yoğunlaşan postmodernler, köylere bakarken herhalde ancak Türk-Kürt, Alevi-Sünni, kadın-erkek köylü ayrımı yapıyorlardır.? Yıllarını tarım araştırmalarına veren Oya Köymen?in yeni kitabı Kapitalizm ve Köylülük?teki sözü, ?imaj her şeydir? sloganının peşinden sürüklenmekte ısrar edenlere…
Köymen?in kitabının asıl konusu, 1970?li yıllarda çok tartışılan, neredeyse her iki cümlenin birinin üzerlerine olduğu, ama şimdilerde sanki artık ekmek, domates, biber, soğan, patates, kabak, patlıcan ve adları buraya sığmayacak kadar çeşitli zerzevatı yemekten vazgeçmişiz gibi, sanki bu zerzevatın üreticileri yeryüzünden silinmiş gibi adlarını bile anımsamaktan vazgeçtiğimiz köylülerin ve toprağın kendisi. Uzun zaman dilimlerine yayılan, kapitalizmin tarımda giderek baskın hale gelen rolü, özellikle batı komşularıyla kıyaslandığında bir türlü tasfiye edilemeyen feodalizm ile tarıma ve köylülüğe dair olan sorunlar tarihsel süreçleriyle birlikte Kapitalizm ve Köylülük?te kendine yer bulmuş. Oya Köymen ile Türkiye?de bir türlü gerçekleşmeyen toprak reformlarını ve köylülük durumlarını konuştuk, kitabı okuyacaklara bir ön ısınma turu attırmak için…

Özellikle 1950-70 arasında Türkiye?nin gündeminde olan toprak reformu, asla güçlü bir politik gelişme üretemedi. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Önce, ilk toprak reformu diyebileceğimiz yasanın 1945?te, yalnızca devlet arazilerinden toprak dağıtılmasını öngören biçimde çıkarıldığını hatırlayalım. Dolayısıyla yasa zaten feodal mülkiyeti tehdit edici nitelikte değildi. 1950-60 yoğun traktörleşme döneminde ise devlet arazilerine ve meralara, traktör sahibi olan büyük topraklılar fiilen el koydu. Böyle bir yasa olduğu için arada derede toprak reformu gündeme getirildiyse de bunun pratikte bir anlamı yoktu. İster Doğu Anadolu gibi feodal özelliklerin ağır bastığı, ister Çukurova-Ege gibi kapitalist ilişkilerin daha görünür olduğu örneklerde olsun, büyük toprak mülkiyeti 1980?lere kadar Türkiye siyasetinde çok önemli bir güçtü. Ülkemizde kapitalizmin gelişkin Batı ülkelerinden farklı bir rota izlemesinde, diğer iç ve dış etmenlerin yanı sıra, bu olgu, yani büyük toprak mülkiyetinin iktisadi ve siyasi gücü çok önemli olmuştur. Bu güç, toprak reformuna da, feodalizmin tasfiyesine de hep şiddetle karşı çıkmıştır. Ayrıca şimdi de gördüğümüz gibi, Doğu Anadolu, pazar için üretim yapan özellikle Akdeniz, Ege ve Karadeniz tarımı için ucuz mevsimlik işgücü deposu işlevi görmektedir. Diğer bir deyişle, kapitalist nitelikteki büyük toprak sahipleri ideolojik açıdan olduğu kadar, sağladığı iktisadi yarar bakımından da özellikle Doğu?da feodal-aşiret düzeninin korunmasından yana olmuşlardır. Ayrıca, yıllarca Doğu?daki düzeni sarsma potansiyeli taşıyabilecek, istihdam yaratacak sanayi yatırımlarına, devlet ve özel sektör kaynak ayırmakta bilinçli bir biçimde son derece cimri davranmıştır.

Bugünün kapitalistlerine bakıldığında istisnalar dışında geçmişin ağalık sisteminin temel direği olan ailelerle karşılaşıyoruz. Bu duruma ilişkin kitabınızda da örnekler var. Bu ülkenin yönetici sınıf kombinasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğu?nun doğusunda feodal-aşiret düzeninin bütünüyle tasfiye edildiğine ilişkin kuşkularım var. 1980?lere kadar sermayedarların kökeninin ve birikim kaynaklarının, tarım, devletle ilişkiler ve güdülen iktisat politikaları olduğu görülüyor. 1980 sonrası neoliberalizm döneminde ise, şimdiye kadar görülmeyen ölçülerde ve çok kısa sürede, yoktan var edilen sermaye grupları söz konusu. Bunun nedenleri de biliniyor: Topyekûn kuralsızlığın egemen olduğu bu koşullarda özelleştirmeler, devlet-belediye ihaleleri, kara para ya da yeraltı ekonomisinin olağanüstü boyutlara ulaşması, rant ve finans kazanç alanlarının, diğer bütün alanları gölgede bırakacak biçimde öne fırlaması, bu koşullardan sadece birkaçıdır. Cumhuriyet kurulduğundan günümüze kadarki uzun tarihsel süreçte Türkiye?nin mülk ve sermaye sahibi egemen sınıflarının arasında zaman zaman ortaya çıkan kaynak paylaşımına ilişkin çelişkilerden çok, belirleyici olan faktör, bu sınıfların arasındaki ittifakın sağlamca yerleşmiş olmasıdır.

Türkiye?de sol tarım ve köylülük sorununa dair tutarlı politikalar üretebildi mi?
Türkiye?de ?sol?un, haklı olarak, gerçek bir toprak reformu talebi hiç gündeminden düşmemiştir. Bu süreklilik gösteren bir politikadır. Ama özellikle 1960?lardan sonra ?sol?un Türkiye kapitalizminin gelişkinliği ya da feodalizmin ağırlığı konusunda kabaca ikiye ayrıldığını görüyoruz. Kapitalizmin ve işçi sınıfının gelişme dinamiğine ağırlık veren Türkiye İşçi Partisi (TİP), tabii toprak reformunu savunmanın yanı sıra, işçi-yoksul köylü ittifakına ilişkin politikalar geliştirmeye çalışmış; küçük ve orta köylülükle ilgili kooperatifleşme hareketinin teşvik edilmesine önem vermiştir. Egemen üretim biçiminin feodal olduğunu iddia eden Milli Demokratik Devrim (MDD), bunu izleyen diğer akımlar ve gençlik hareketleri, ?feodal? ve diğer büyük toprak sahiplerine karşı, köylülerin toprak işgalleri gibi eylemlerini doğrudan destekleyen, mümkünse örnek pilot ya da ?kurtarılmış? yerlerde kolektif üretim ve dağıtımın gösterileceği modeller kurulmasını önemsemişlerdir. MDD çizgisi, ?demokratik devrim? için bir yandan sivil-asker ?aydın? ittifakına öncelik tanırken, feodalizm vurgularının bir gereği, neredeyse bütün köylülerin ?feodal? baskı altında olduğu değerlendirmesi yapılmış, örneğin TİP?e göre, köylülük çok daha homojen bir kitle olarak değerlendirilmiş ve onların, bu sözü edilen ?aydın? öncülüğündeki ittifaka kitlesel destek vereceği, öncü devrimci örneklerin peşinden gideceği umulmuştu. Özetle, bu konuda ?sol?da farklı politikalar olmuştur.

Demokrasinin köylülüğün tasfiyesine bağlı olduğu iddiaları karşısında bir hayli sert eleştirileriniz var. Kitabınızda değindiğiniz Ethem Sancak ve benzerlerinin köylülüğün tasfiyesinden ne anladıkları konusuna açıklık getirebilir misiniz?
Sancak?ın çarpıcı bir ifadesi şuydu: ?Nüfusun yüzde 35?inin köylü olduğu bir ülkede demokrasi tam oturmaz.? Köylülüğün tasfiyesinden anladıkları şudur: Özellikle 1990 sonrasında büyük sermaye grupları tarıma epey ilgi gösterdi ve devlet üretme çiftliklerinin daha hızlı özelleştirilmesini ya da uzun dönemli kiralanmasını, meralar ve köy ortak topraklarının özelleştirilmesini talep etti. Köylülüğün bütünüyle tasfiyesini, bunun yerine az sayıda büyük tarım işletmesinin geçmesi gerektiğini savunur oldular. Eskiden kalma ağaların ve büyük toprak sahiplerinin yanı sıra, artık tarımla ilgilenen büyük sermayedarları da tarımdaki egemen güçlerin içine katmak gerekiyor. Bu yeni durumda, iddia edildiği gibi köylülerin tehcir ve tasfiyesinden sonra acaba demokrasi nasıl tam olarak yerine oturtulabilecektir? Bunun açık bir cevabı verilmiyor. Biraz küçük köylülüğün verimsiz olduğundan bahsediliyor o kadar. Verimsizlikle demokrasi ilişkisi de kurulmuyor. 50 dönüm toprak işleyen köylünün yerine, 20 bin dönümlük özel sektör çiftliği geçince, AB?ye muazzam bir ihracat olacağı, AB?nin de bunu, hiç kota falan getirmeden alacağı, üretim fazlasını dökse bile parasını ödeyeceği varsayılıyor. Ayrıca Sancak gibiler ne kadar kazanırsa, bu kazançların otomatik olarak Türkiye?de yatırılacağı ve istihdam yaratacağı varsayılıyor. Tabii gene bu gerçekdışı varsayımlarla demokrasi ilişkisi kurulmuyor. O zaman biz de şöyle bir soru soralım: Türkiye?de her askeri darbeyi desteklemiş olan Türkiye?nin en güçlü sermaye grupları, demokrasinin gelişmesi için çaba harcamış da bunu köylüler mi engellemiştir? Köylülerin, sermaye gruplarına benzer biçimde, siyaseti etkileyebilecek güçte, lobi örgütlenmeleri var da bizim mi haberimiz yok?
ERTUĞRUL MAVİOĞLU, 27/02/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

KAPİTALİZM VE KÖYLÜLÜK, Oya Köymen, Yordam Kitap, 2008, 232 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Ekonomi, Emek Tarihi / Teori
Marx’ın Kriz Teorisi – Simon Clarke

Simon Ciarke gerçekten özenli bir çalışma yapmış. Ekonomi politik üzerine yazılan kitapların önemli çoğunuğunda yazarın kavrayışsızlığı göze çarpar. Bir emek...

Kapat