Karakaşlı’nın dört köstebeği – Fazilet Mıstıkoğlu

Şair, yazar, gazeteci Karin Karakaşlı “Dört Kozalak”ta, sınav kaygılarıyla boğuşan dört gencin bu süreçte kabuklarından çıkışını ve farklılıkları sevip benimseyişini anlatıyor.

Emre, Mari, Şerzan ve Kumru, hikayeye ismini veren dört kozalak. Üniversite sınavına hazırlanacakları yıl gelip çattığından, hepsi oldukça gergin ve endişeli. Aslında Osman Hoca onları bir araya getirmese, ayrı okullarda okudukları İstanbul’da yolları hiç kesişmezdi belki de. Ama neyse ki Osman Hoca, yeni dönemde arkadaşı ve meslektaşı Umut Hoca’yla vereceği özel dersler için birbirlerinden habersiz bu dörtlüyü seçerek onları bir araya getirir.Yöntemi alıştığımız öğretmenlere göre biraz değişiktir. Bu dört genç haftasonları Osman Hoca’nın Kadıköy’deki bahçeli evinde toplanıp ders çalışmaya başlar. Hocaları sayesinde çekingenliklerini atar ve hem kendilerini hem de birbirlerini tanımak için çaba göstermeyi öğrenirler. Mesela Emre, Mari’nin neden haç kolye taktığını sorar. Mari’nin açıklamasıyla Emre’nin hayatında yeni bir dünyanın kapıları açılmış olur. Farklılıkları iletişimlerini daha da renkli hale getirir. Osman Hoca ve Umut Hoca sosyal bilgileri, Türkçeyi ve diğer dersleri kuru kuru öğretmez. Kalpleri sevgi dolu bu dört gence hayata dair bildiklerini aktarırken, daha fazlasını da onlardan öğrenirler. Dinlemek, paylaşmak, karşıdakinin duygularını gerçekten anlamak asıl dertleri olur. Aylar içinde daha da kaynaşıp yakınlaşan Kumru, Şerzan, Emre ve Mari’nin içlerindeki iyilik, öğretmenleri yardımıyla şekillenir ve anlam kazanır.

İncelikli bir hikaye
Başarıya giden yolun ezbere bilgilerden değil, en temelde insanları anlamaktan geçtiğinin altı çiziliyor “Dört Kozalak”ta. Karin Karakaşlı, sınav stresinin öğrenciler üzerinde yarattığı psikolojik değişimler üzerine gözlemlerini oldukça hassas ve nazik bir şekilde ele almış. Gençlerin sorunlarına olduğu kadar ebeveynin rolüne de değiniyor. Anne-babalar bazen çocuğu için en iyisini yaptığını düşünürken onun aslında ne istediğini ve neye ihtiyacı olduğunu gözden kaçırabiliyor. Gençler onları anlayan birileri olduğunu hissedecek, ebeveyn ise çok şey öğrenecek bu kitaptan. Öyle özenli ve incelikli bir hikaye ki okumayı bitirip gerçek dünyaya döndüğünüzde o zarafeti hayatınızda da korumak isteyeceksiniz.

Köprü kitaplar
“Dört Kozalak”, Günışığı Kitaplığı’nın, çağdaş Türk edebiyatıyla çocuklar ve gençler arasında köprüler kurmayı amaçlayan “Köprü Kitaplar” serisinin 17.’si. Serinin editörü Semih Gümüş, Karin Karakaşlı’yı önsözde şöyle anlatıyor: “Karakaşlı’nın öyküleri hem insan ilişkilerini can alıcı yerlerinden yakalıyor, hem de bunu edebiyat dilinin nitelikli bir biçimini yaratmaya çalışarak yapıyor.” Yayınevi Karakaşlı’nın bir yazar olarak duyarlıklarının, ilkgençlik dönemindeki gençleri yakından ilgilendiren bir hikaye ortaya koymasını mümkün kıldığını görünce, ondan bu seriye katkıda bulunmasını istemiş ve ortaya “Dört Kozalak” çıkmış. Hocalarının deyişiyle, bu ‘köstebeklerden’ öğreneceğiniz çok şey var.

“Başarmak test sonuçlarından daha fazlasıydı”
Hayatlarının belki de en güzel yıllarını imtihanlara hazırlanmakla geçiren dört gencin hikayesini anlatan Karin Karakaşlı, “Gençlerin sürekli sınavlara şartlandığı ve başarının sınav sonuçları ile ölçüldüğü bir düzende bir özel ders hocası farklı bir dünya kurmaya kalkarsa ne olur? ‘Dört Kozalak’la bu soru ekseninde başarı kavramını daha geniş bir boyutta ele almak istedim,” diyor. İdealist öğretmenler eşliğinde bir taraftan dersleri akıp giderken dört genç bir yıl boyunca hayatının pek çok sınavından geçtiğini söyleyen Karakaşlı sözlerine şöyle devam ediyor: “Rekabete rağmen dostluk, hayal kırıklığına rağmen güven, ölüme rağmen hayat, korkuya rağmen sevgi nasıl mümkün olabilir, onu gösterdi bize. Emre, Kumru, Mari ve Şerzan eşliğinde İstanbul’un farklı yüzleri, Osman Hoca’nın aileden kalma evi aracılığıyla da kentsel dönüşüm adı altında silindirle üzerinden geçilmeye çalışılan mahalle hayatı görünür oldu. Çünkü görmeyi bilene fark edecek ve öğrenecek çok şey vardı. İşin daha da tuhaf yanı, bu öğrenmek denen şey hiyerarşik bir yaş düzeni içinde seyretmiyordu. Osman Hoca da aşkta tökezlediğinde gençlerin yol göstericiliğine ihtiyaç duyacaktı. Meğerse başarmak, test sonuçlarından çok daha fazlasıydı. Ve hayat hepimizi bir ömür boyunca her gün her an sınayacaktı. Meğerse başarmak, hakkıyla yaşamaktı.”

Ekim 2014 Milliyet Kitap

Yorum yapın

Daha fazla Çocuk Kitapları, Makaleler
Umberto Eco’dan insanoğlunun en önemli çağı – Çetin San

"Ortaçağ" üzerine "Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar" isimli kitap yazan Umberto Eco, bu ikinci ciltte, çağın gündelik yaşamından müziğine, teknik gelişmelerinden Haçlı...

Kapat