Kışın Bir Ağacın Binde Biri – Erik Stinus

“Korunması gereken, dünyaya açılan pencerem değil,
ama rüzgârdan ve yağmurdan tekrar yeşillenen dünyadır.?

Yazar Kemal Özer’in yorumuyla Erik Stinus’un, ‘Kışın Bir Ağacın Binde Biri’ adlı kitabı,
“Değerlerin oluşmasında, daha önce oluşmuş değerlere sahip çıkmak gereğine değinirken, öncelikle kendi edebiyat ortamımızı göz önünde bulundurmak elbet doğal. Ama onun kadar önem verilmesi gereken bir başka yönü daha var bu ortamın; o da, dünya edebiyatında oluşmuş değerleri tanımak, onlara sahip çıkmak. Özellikle Batı edebiyatının bizim sanat ortamımızda örnek alınmasının neredeyse bir geleneği bulunduğu göz önünde tutulursa.
Şiir üzerinden bakarsak, bu geleneğin her zaman bir kaynak olarak kullanıldığı görülür. 1980?den sonra ise, bu kaynak iyice öne çıkarılmış, oluşan değerleri yıpratmak, oluşacak değerleri belirlemek için özel olarak kullanılmıştır. Sık sık öne sürülen ?Batıda böyle şiir yazılmıyor? savı, içine girilen dönemde neredeyse tartışma götürmez hale getirilmek istenmiştir.

Oysa ?Batı şiiri? denebilecek tek görüntülü bir olgu yoktur. Ancak Batı şiirinin bize gösterilmeye çalışılan, olsa olsa, yalnızca bir yüzüdür. Bir de, ayın öteki yüzü gibi, görülmek ve gösterilmek istenmeyen yüzü var ki, oluşmuş değerleri tanımak, o yüzü her vesileyle ortaya çıkarmakla olanaklı. Oluşacak değerlerin, bu olanak gözardı edilirse, eksikli kalacağını vurgulamaksa yükümlemiş oluyor bizleri.

Şu günlerde Batı şiirinin öteki yüzünden bir ozanı gündeme getirme fırsatı elimizde. Kışın Bir Ağacın Binde Biri adıyla son şiirlerinden oluşmuş bir kitabı Türkçede yayınlanan Danimarkalı Erik Stinus?u tanımakta ve tanıtmakta yarar var. Daha önce de zaman zaman ülkemizi ziyaret eden, en son 2006?nın yaz aylarında NHKM?de şiirlerini bizlerle paylaşan bu ozanı tanıma fırsatı, son Tüyap Kitap Fuarı vesilesiyle de gündeme gelmiş, ama yeterince kullanılamamıştı.

Yaşamına ve kişiliğine baktığımızda, Batı şiirinin bizde görülmek ve gösterilmek istenmeyen yüzünün ona yansıyan iki karakterinden birinin kendi ülkesinin şiiriyle, öbürünün de Batı dünyasının genel değerleriyle kendini sınırlamamak olduğunu görürüz. Danimarka şiirinin genel karakteri ironidir; o bunun dışına çıkar ve şiiri ozanın ?hem kendisinin hem başkalarının yaşamını anlama çabası? olarak gördüğünü, bunun için de hem kendisinin hem yazdığı çağın bir resmini çizmek istediğini vurgular.

Erik Stinus, sözünü ettiği türde bir şiir yazmak için, Batı dünyasının genel karakterleriyle de kendini sınırlamamıştır. Batı dünyasının ?bireyi yücelten, başta Hristiyan değerleri olmak üzere, kapitalizm odağında, sömürge geleneğinde, benmerkezci? genel karakterinin dışına çıkmıştır. Çünkü bunları koruduğu sürece, uluslararası değerlere bağlanmanın, insancıllığı ve dayanışmayı savunmanın ancak sözde kalacağını bilmektedir.

Yaşamının ayrıntıları, onu bir dünya yurttaşı olmaya götürecek yolun başlangıcını, dünyaya açılmakta, özellikle Avrupa dışına, uzakdoğuya doğru bir keşif gezisine çıkmakta aradığını gösterir. Bu keşif sırasında Türkiye de yerini alacaktır. Yaşamıyla şiiri, bu başlangıcın ardından, birbiriyle iç içe oluşup gelişmekte, Erik Stinus yaşamın nerde ivme kazandığı görülürse orada bulunmayı, tanıklığı ve eylemliliği seçmektedir: Vietnam?da, Şili?de, 12 Mart ve 12 Eylül Türkiyesinde, Bosna?da?

Bu tanıklık ve eylem alanlarında kuşkusuz bir militan olarak görürüz onu. Ama parkası olmayan bir militan olarak. Her şeyden önce ?hem kendisinin hem başkalarının yaşamını anlamak üzere? oradadır. Ardında parkalı resimler bırakmadığı için de belki ilk anımsayışta adı akla gelenlerden biri olmaz. Buna karşılık yazdığı şiirler, gerek duruşu gerek bakışıyla, okuyana her okunuşunda bu tanıklığı ve eylemliliği biraz daha kavratacak kadar derinine inmiş ve sergilemiş olur yaşamı.”

(*) Ülkemizle ve şiirimizle ilişkisi
Erik Stinus, ülkemizde bilinen bir ozan. Şiirlerinden yapılan çeviriler dergilerimizde yıllardır yayınlanmakta. Bu çevirilerle oluşturulmuş iki derleme (Şiirler ve Yaşamı Diriltmek İçindir Şarkılarım) daha önce kitap olarak çıkmıştı. Elinizdeki kitap, onun özellikle son şiirlerini topluca sunan üçüncü derleme oluyor.

Erik Stinus?un ülkemizde tanınması, yalnızca şiirlerinin çevrilmiş olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye?ye, başta Nâzım Hikmet olmak üzere Türk şiirine gösterdiği ilgi, verdiği önem, ozanlarımızdan yaptığı çeviriler de bunda etken. Ülkemizi 50 yıl önceki ilk gelişinden bu yana çeşitli dönemlerde ziyaret edip pek çok yöresi ve özelliğiyle tanımış olması kadar, özgürlüklerin iyice kısıtlanıp baskıların arttığı bunalım yıllarımızda bu koşullara direnç gösteren dünya aydınları arasında yer alması, dayanışma göstermesi bu tanınmışlığın sınırlarını kuşkusuz daha da genişletmiş durumda.

Ama ülkemizle ve şiirimizle ilişki açısından onu konuşurken, bu saydıklarımıza ek olarak, son 15 yıl boyunca yapılagelen bir etkinlik zincirini özellikle anmalıyız. Hemen her yıl ya Türkiye?de, ya Danimarka?da (kimi zaman da her ikisinde) gerçekleştirilen şiir akşamlarında iki ülkenin ozanları bir araya geliyor, iki dilde şiirlerin okunmasıyla iki ülke arasında bir kültür köprüsü oluşturuyorlar. Artık gelenekselleşen bu etkinlik dizisinin gerek kurucuları gerek katılımcıları arasında en ön sırada yer alan Erik Stinus, bu vesileyle de ülkemizin çeşitli yörelerinde şiirseverlerin karşısına çıkmayı sürdürüyor.

Soğuk Savaş yıllarının arayış kuşağından

Erik Stinus’un ülkemizle ve şiirimizle kurduğu bu yakın ilişkinin kökeninde, kuşkusuz dünyaya ve sanata bakışının payı büyük. Yaşamına göz attığımızda, onun 1934’te, küçük bir taşra kentinde (Vordinborg) doğduğunu görüyoruz. Kendi deyişiyle, ?kitapları, piyanosu olan, sözcüklerle ezgilerin birbirine karıştığı? bir evde. Yine kendi deyişiyle, ?sabahları bir ilâhi ya da bir şarkıyla? uyandırıldığı, akşamları babasının oyunlaştırdığı masalların/halk öykülerinin ?yatmadan önce, tiyatrodaki gibi, ailece temsil edildiği? bir aile içinde.

Soğuk Savaş yıllarına denk düşen çocukluğu, ülkesinin Nazi işgali sırasında yaptığı tanıklıklar ve Rus tutsakların çocuklarıyla kurduğu ilişkiler, bir arayış kuşağının temsilcisi durumuna getiren duyarlığın ilk aşamasıyla yüz yüze bırakıyor onu. Dünyaya açılma ve başka insanları tanıma diye özetleyebileceğimiz bu duyarlığın gelişimi ise, liseyi bitirdiği yıl denize açılıp Uzak Asya ülkelerine gitmesini, özellikle Hint şiiriyle tanışıp ondan etkilenmesini hazırlıyor.

Dünya yurttaşı olmaya doğru

İlk gençliğiyle birlikte, bir yandan dünyaya açılmayı, bir yandan başka insanları tanımayı sürdürecek biçimde yaşamak, giderek ?dünya yurttaşı? olmak amacına uygun bir kimlik edinmeye ve kendisini olduğu kadar başka insanları da anlatmayı sağlayacak bir şiir anlayışını benimsemeye yöneliyor. Bu oluşum sürecinde, ilk Uzak Asya gezisinin ardından, Türkiye’yi de içine alan başka gezilerle başka insanları tanımayı sürdürmesi, Nâzım Hikmet?ten Whitman?a ve Tagore?a kadar çok sayıda ozanla ve şiir anlayışıyla karşılaşarak kendini geliştirmesi, Hindistan?da tanışıp evlendiği ozan ve eğitimci Sara Mathai ile birbirlerini etkileyen ve bütünleyen bir yaşamı paylaşması, önemle üzerinde durulması gereken etkenler.

1960?ların başında tüm zamanını yazmaya ayırdıktan sonra, Erik Stinus yaşadığı çağa damgasını vuran her olayı izleyecek; Vietnam?dan Şili?ye, 12 Eylül Türkiyesi?nden Bosna?ya neredeyse her yaşananın tanıklığını yapacaktır. Bu tanıklığı dile getirmek için benimsediği şiir anlayışını açıklarken, üç tanımın kendisine yol gösterdiğini söyler.

Şiir anlayışının kaynağında üç tanım

Bunlardan biri, Paul Eluard?ın tanımıdır: ?İçinde şiirsel bir gerçeğin apaçık gösterildiği bir şiir bizi okşar, yaşamımızı değiştirir.? İçinde doğruluk payı bulduğu ikinci tanımda ?Şiir, dünyanın yaşama ilkin beşik, sonra gömüt olması çelişkisine gem vurmaktır? der Carl Sandburg. Üçüncü tanım ise, Nâzım Hikmet?in bir şiirinden alıntılanan şu dizelerde yer almaktadır:

?Annelerin ninnilerinden

spikerin okuduğu habere kadar

yürekte, kitapta

ve sokakta yenebilmek yalanı,

anlamak sevgilim, o müthiş bir bahtiyarlık

anlamak gideni ve gelmekte olanı.?

Bütün bunların sonucunda, yaşadıklarından ve öğrendiklerinden süzüp getirdiği ve benimsediği anlayış için Erik Stinus şöyle diyecektir: ?Şiir, hem ozanın hem yazıldığı çağın bir resmi; ozanın hem kendisinin hem başkalarının yaşamını anlama çabasıdır. Sözcükleri, ezgisi, dizemi, durakları ile şiir bundan da fazlası olabilir, ama hiçbir zaman daha azı değildir.?

Elinizdeki derlemeyi yaparken, şiir seçimini tümüyle ozanın kendisine bıraktık. Kendi seçtiği ve İngilizceye çevirdiği şiirleri gönderdi bize. Birkaçı dışında bütün gönderilenleri toplama kattık. Son yıllarda, özellikle eşi Sara Stinus’u yitirdikten sonra yazdıkları bunların içinde önemli bir yer tutuyor.

Derlemede bulunan şiirleri, ozanın çok ağır bastığını gördüğümüz iki eğilimine göre iki kümeye ayırdık. Genel olarak söylersek, bu kümelerden biri (?Sekizinci Tanım?) insanın doğa içindeki varlığıyla, öteki de (?Bir Görünüden Arta Kalanlar?) toplumsal ilişkiler içindeki varlığıyla ilgili şiirlerden oluşuyor.

Şiirinin temel nitelikleri

Her iki kümedeki şiirlerde de Erik Stinus?un şiir anlayışıyla ilgili temel niteliklerden lirizm ve anlatımcı söylem hemen öne çıkıyor. Bu şiirin lirizm anlayışı, doğrudan coşkuyu gözeten bir yaklaşım içermiyor. Bu şiirde bir coşku varsa, duyguların köpürüp coşmasıyla ilgili değil. Zekâ/bilgi süzgecinden geçirilmiş, daha çok sezgiye dayanan, sezdirmekle sağlanan bir lirizm sözkonusu.

Anlatımcı söylem ise, ?anlatılan?ı ?yaşanan?dan çıkarmakla yetinmeyen, onu ayrıntı zenginliği içinde yeniden kurgulamaya yönelirken, ayrıntı/bütünlük bağıntısını sürekli göz önünde bulunduran bir yaklaşımla şiire yansıyor.

Uzun şiir cümleleriyle oluşturulan çağrışımsal yapı, ayrıntıların özenle dile gelmesini sağlayacak uzun soluklu bir okuma gerektirse de, ?anlatılan?ın özgünlüğü ve içeriğin çağdaşlığı, sonucun bu çabaya değdiğini gösterecek dolgunlukta.

Erik Stinus şiirinin bu niteliklerine, söyleyişinde dikkati çeken bir niteliği daha ekleyebilir, bunun ses öğesinden ve ritm kaygısından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Lirizmden söz açarken değindiğimiz gibi, ses ve ritm için de ezgisel bir yapı yerine, oluşumunda çocukluğundan bu yana izleri görülen ilâhi ve şarkılarla örülü bir zihinsel tanıklığın altını çizebiliriz.

Batı şiirindeki yeri

Saydığım tüm nitelikler, Erik Stinus?u Danimarka şiirinin ironik karakterinden uzaklaştırır; buna karşılık, Batı şiirinin ?yaşanan?dan yola çıkan, yaşadığı çağa tanıklığı önemseyen toplumsal ve gerçekçi kesimi içinde önemli bir yere oturtur. Onu Türkçede, Batı şiirinin ülkemizde kimilerince görülmek ve gösterilmek istenmeyen, benim yeri düştükçe Ayın Öteki Yüzü diye andığım bu yanıyla okumakta yarar var.

Erik Stinus, şiir anlayışını yazdıklarıyla doğrulayabilmiş, büyük bir ozan çünkü. Şiirlerinde hem kendini, hem başkalarını anlama çabasını başarıyla yansıttığı gibi, kendinin de yaşadığı çağın da yetkin bir resmini görebiliyoruz.

(**)”Erik Stinus’un şiirleri Toroslu Kitaplığı yayınları arasında Kemal Özer ve Gülşah Özer’in Türkçesiyle Kışın Bir Ağacın Binde Biri adı altında çıktı. Tüyap Kitap Fuarı’nda bu vesileyle 2 Kasım günü düzenlenen ve ozanın hastalığı dolayısıyla katılamadığı toplantıda Erik Stinus ve kitabı hakkında değerlendirmeler yapıldı. Kemal Özer ile Danimarka’dan özel olarak gelen Hüseyin Duygu, ozanın yaşamı, sanat anlayışı üzerinde durdular ve şiirlerinden örnekler okudular. Erik Stinus da yer alamadığı bu toplantıya gönderdiği bir mesajla katıldı.

ERİK STİNUS’UN MESAJI

Gençliğinden beri Danimarka?da yaşayan bir Türk yazar arkadaşım bir gün bana ?Sence gökyüzünde kitap var mı?? diye sordu. Son bir saat boyunca kitaplarını gözden geçirmekte olduğumuz bu arkadaştan, böyle bir soruyu hiç beklemiyordum. Kitapları tek tek alıp karıştırıyor, içindekilerden karşılıklı söz ediyor, yorumlarımızı ve bu kitapların bizim için ne anlama geldiğini anlatıyorduk birbirimize. Ne yanıt verebilirdim hiç beklemediğim böyle bir soruya? Her şeyden önce, onun için gökyüzü ne anlama geliyor, bunu bilmem gerekmez miydi? Öldüğümüzde en şanslı olanlarımızın gideceği yer olduğu söylenen cennet miydi orası? Daha önce bu konuyu pek düşünmemiştim. Ama öte yandan, meleklerin gökyüzünden indirdikleri öne sürülen birtakım kalın kitaplar olduğuna göre, kitapların öbür dünyada bir anlamı olmalıydı. Birden güldü arkadaşım. Bu gülüşle, gökyüzünde kitaplar olduğunu söylemiş oluyordu. ?Bırak rol yapmayı, sen de inanıyorsun zaten? dedi.

Bizi çağdaş ve bilinçli insanlar haline getirenler, matematik, fizik, coğrafya, tarih kitapları değil miydi? Bunları biliyor olsak bile, konuştuğumuz onlar değildi. Ekonomiyi konu alan kitapları da sözkonusu etmiyorduk. Buna karşın, ortak konumuzun ana teması binlerce ciltlik kitaptı ve sayılmakla başedilemeyecek olan şiirdi! Bildiğimiz kadarıyla, okuması yazması olmayan insanlar bile öyküler anlatıp şarkılar söylüyorlardı hâlâ.

Okuyabilen ve dinleyebilen insanlar için, dünyayı ve çevremizdeki dünyaları yeniden keşfetmemizin bir yoludur kitaplar. İyi bir kitap, okul kitapları gibi yalnızca okumayı, yazmayı ve bilgi sahibi olmayı değil, görmeyi de öğretir bize. Evet… Bilindiği gibi, kimi zaman bir kitabı baştan sona okumak gerekmeyebilir. Belli bir bölümü, belki tek bir öyküsü ya da şiir kitabıysa tek bir şiiri bile görmemizi sağlar. Daha önce görmediğimiz şeyleri birdenbire görebiliriz. Kendimizi keşfederiz. Bir başkasını… Ötekileri, bu ötekiler, bizim içimizdeki öteki olabilir ya da onların içindeki biz olabiliriz. Belki yaşamın başka güzelliklerini ayırt ederiz. Belki de dünyada olup bitenleri, o insanı küçük, büyük, bağımsız, ucuz yapan savaşı, açlık ve sömürüyü görürüz.

Eğer şairlerin hangi şarkıları söylediklerini ve bunlara neler kattıklarını bilmezsek, sınırlar ötesinden birbirimize nasıl yaklaşabiliriz? Başka bir halkın neler düşündüğünü nasıl anlayabiliriz? Şairlerin kendi halklarını hiciv yoluyla eleştirmesi, ironi gibi incelikli silâhlarla dile getirmesi, yaşam kalitesini arttırmıyor mu? Şairlerin neden eleştirdiklerini ve neden hapsedildiklerini bilmeliyiz. İşte bunları bildiğimiz zaman, ziyaret ettiğimiz ülkelerin ve halkların yabancısı olmayız. Tabii ki bu ülkelere ayağımızda asker postallarıyla girmiyorsak! Bu tür değerler yaşam felsefemizi oluşturursa, bize gelen konuklar da, sokakta karşılaştığımız bir yabancı da, artık yabancı olmaktan çıkıp, etten kemikten biri, bizden biri olur.

İşçi, öğretmen, yazar ve çevirmen girişimcilerle yıllardır Danimarka?da ve Türkiye?de yazarlara geceler, okuma akşamları, bizi biraraya getiren başka etkinlikler yaptık. Bu nedenle bir insan ve kültür alışverişi de diyebiliriz buna. Sözkonusu alışverişin, bu dinamik kültür dolaşımının mimarlarından biri olan Hüseyin Duygu size daha ayrıntılı anlatabilir bu süreci. Danimarka?ya konuk gelen yazar ve şairleri, onların yapıtlarını, bu etkinliklere katılan her iki ülkedeki dinleyicilerin yüksek niteliklerini de size aktarabilir. Biz Danimarkalı şairlerin Türkiye?de yaşadığı insan sıcağının, konukseverliğin en yakın tanığı yine Hüseyin?dir. Türkiye benim her zaman büyük sevinç duyarak ziyaret ettiğim bir ülkedir, arkadaşlarımın ülkesidir orası.

Ne yazık ki bugün sizlerle birlikte olamıyorum. Ama bizim yarattığımız bu hareketin Türkiye?deki ayağı, hayranlık duyduğum, şiirlerini severek ve beğenerek okuduğum, uzun yıllardır arkadaşım olan Kemal Özer?e en içten duygularımla teşekkür etmek istiyorum. Aynı şekilde arkadaşlığı, konukseverliği ve bana gösterdiği şefkat için ve yorulmaz çevirmenliği için Georgina Özer?e de en içten duygularla teşekkür ediyorum.

Şiirlerimi okuyanlara ve toplantıdaki tüm dinleyenlere selâm ve saygılarımı sunuyorum.

Hüseyin Duygu’nun konuşması:

Erik Stinus?un şiirleri yaşadığımız dünyanın gerçeğini yansıtmaya çalışır. Yalnız gerçeği değil gelecekte yaşanacak güzel günlere yol haritası çizer, umutlu ve inançlı olmamızın altını çizer.

Erik Stinus?un şiirini oluşturan ana temalar bende, Danimarka?da hapis yatmadan yetişmiş bir evrensel ozan var, Danimarka?nın da Nâzım Hikmet?i var düşüncesi oluşturur.

O şöyle der:

?Korunması gereken, dünyaya açılan pencerem değil,

ama rüzgârdan ve yağmurdan tekrar yeşillenen dünyadır.?

O, yaşamı boyunca ezilen insanlarla birlikte olmuş, onların gerçeğini dile getirmiştir. Örnek mi istiyorsunuz. Gönüllü olarak Tanzanya?da üç yıl çalışmıştır. Afrika?yı, Latin Amerika?yı, Hindistan?ı, Yunanistan?ı, Türkiye?yi şarkılarla anlatmıştır. Yalnız o acıları değil, umudu da işlemiştir yazılarında. Nâzım da böyle bir şair değil miydi?

Erik Stinus?un şiirleri ilk bakışta kendini ele vermez. İyi bir okuyucunun gözünde şiirleri hakettiği seviyeye ulaşır. Erik Stinus?un şiirlerinin çevirisi de kolay iş değildir. İsterseniz bir deneyin! Çünkü seçtiği tüm sözcükler iyi bir süzgeçten geçmiştir.

Erik Stinus?un şiirlerini değişik çevirmenler zaman zaman Türkçeye çevirmiş. Ergin Koparan, Adil Erdem ile Zerrin Taşpınar yıllar önce yapmışlar bu işi. Son dönemde Danimarka?da yaşayan Murat Alpar da yaptı. Şimdi de Kemal ve Gülşah Özer ikilisinin çevirileri Erik Stinus?un şiirlerini bize daha da çok sevdiriyor.

Erik Stinus Nâzım Hikmet?i Danimarka diline kazandırmıştır. O da iyi bir çevirmendir. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday gibi ozanlarımızın da Danimarka diline kazandırılmasında büyük emeği vardır.

O tam bir dünya adamıdır. 22 ağustos 1934?te Kopenhag?a yaklaşık 100 km uzak olan Vordingborg kentinde doğmuştur. Liseyi bitirdikten sonra Pakistan, Hindistan, Sri Lanka ve Burma gibi ülkelere gemici olarak gitmiştir. Sonra Danimarka?ya dönüp öğretmen okulunu bitirmiştir. Stinus?un babası da öğretmendi. Baba Stinus Danimarka Öğretmenler Sendikası?nın başkanılığını 20 yıl yapmıştır. Danimarka?daki öğretmenlerin % 98?i bu sendikanın üyesidir. Yine bu sendika her yıl eğitim konusundan başarılı olan kişi ya da projelere ?Stinus Demokrasi Ödülü? veriyor.

Gelecek yıl Erik Stinus 50. sanat yılını kutlayacak! Dile kolay 50 yıl durmadan yazmak, üretmek. Hem de çizgisini bozmadan geliştirerek yazmak. Ne mutlu ben daha doğmadan dünya şiiri yazanlara. Bu ne büyük şans! Erik Stinus?un bugün yakın bir arkadaşı olmak!

Ben 19 yaşımda İstanbul?da bir fabrikada üç ay çalıştıktan sonra işyerine sendika getirip, o işyerinin baştemsilcisi olduktan kısa bir sonra ?örgüt kurmaktan? mahkemeye verildim. 12 Eylül rejimi de daha sonra beni örgüt kurmaktan yargıladı. Her iki dâvada da suçsuz olduğum için değil, delil yetersizliğinden yakamı kurtardım.

Bugün burada size ilk defa bir örgütün kurucuları arasında olduğumu itiraf ediyorum. Hem de kökü dışarda uluslararası bir örgüt bu. Kurucuları arasında benim dışımda Erik Stinus ve rahmetli eşi Sara Stinus da var. Danimarka eski Yazarlar Sendikası Başkanı Peter Paulsen de var. Klavs Bondebjerg ve Niels Hav var. Bu şairlerin de şiirlerini artık Türkçe okuyabilirsiniz. Daha başka Danimarkalı ozanlar da var. Bu örgütün Türkiye?deki kurucu üyeleri arasında Kemal ve Gülşah Özer var. İşte bu örgüt hiç aralıksız hem Türkiye?de hem de Danimarka?da 1994 yılından beri Danca-Türkçe şiir akşamları düzenledi. Bu kökü dışarda örgütün kimi etkinliklerine katılan Cevat Çapan, Turgay Fişekçi, Hüseyin Baş, Özgen Seçkin, Kadir Bilgin gibi ozanlar şiirlerini okuyarak suç işlediler!

Bizim bu örgütten esin kaynağı alıp, başka ülkelerle benzeri örgüt kurmak isteyenlere ücretsiz danışmanlık verilir. Yeter ki şiir dolaşıma çıksın.

(*)Kendinin de Yazdığı Çağın da Yetkin Bir Resmini Çizen Ozan, Kemal Özer

(**) http://kemalozer.blogcu.com internet sitesinden alınmıştır.

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Richard McKane, Kahvehane Şiirleri

İngiliz şair ve çevirmen Richard McKane (1947) yeni kitabı Coffeehouse Poems / Kahvehane Şiirleri'nde "bir iki istisna dışında Kahvehanelerde yazılmış"...

Kapat