Kökü dışarıda kelime: Yani.

Arapların dilimize musallat ettiği bir başka kökü dışarıda kelime: yani. Bu üstelik öyle yenir yutulur cinsten değil, çünkü sözlükten devşirme hazır kelime değil, çekimli, tam teşekküllü bir cümlecik.

“I mean” demenin Arapçası. İnsert etmekten beter.

Fiilin kökü ayn-nun-ye: “kastetmek, anlam ifade etmek”. Ne demek sorusundaki anlamıyla “demek”. İngilizcesi to mean. Yaˁnî bunun şimdiki zaman üçüncü tekil şahıs çekimli hali, it means. Ben anlam ifade edersem aˁnî , sen edersen taˁnî, o ederse yaˁnî.

Aynı kökten başka türevlerimiz de var. İfade edilen şey, yani anlam, maˁnâ’dır. Maˁnevî deyince gözünle gördüğün ya da algıladığın şeye değil onun anlamına ilişkin oluyor, dilbilimci jargonuyla söylesek signifier değil signified. Bir de antika laflardan malayani var, o da aslında kelime değil ful aksesuarlı cümlecik. Mâ lâ yaˁnî, yani what-not-means, anlam ifade etmeyen şey: boş lafın Arapçası.

İˁtinâ ile muˁtenâ da bunlarla ilişkilidir, ama onlar şimdilik dursun bence.
Örneklediğim dönüşümler biraz Arapça gramer bilince kolaydır. Ye harfi ile biten fiiller kafa karıştırır gerçi, ama açarsanız aksam-ı seb’adan nakıs fiiller bölümünü, orada örnekleriyle tıkır tıkır gösterirler.

Ta 12. yüzyılda Ortaasya’da yazılan Atebetül Hakayık adlı Türkçe ahlak ve maneviyat kitabında yani sözünü görüyoruz. Demek ki neymiş? Hacı Ahmet Yükneki ile Hoca Ahmet Yesevi zamanında bile Türkler “Hi Ahmet, beg budunka kutadgu kerek, I mean, bol şans” diliyle konuşmaktan çekinmezlermiş, İngilizce değil Arapça modalara uyarak.

Ona bakarsan Ahmet adı da o zamanlar Corç kadar yabancıymış Türklere. Öğrenmişler. Fena mı olmuş?

Sevan Nişanyan
“Yani” adlı yazı
Kelimebaz
Propaganda Yayınları

Yorum yapın