Küçük Bayram – Zafer Köse

Sevgili Abilerim, Ablalarım,

iki çocuk Sizler, kitap okuyan, düşünen insanlarmışsınız. Buralarda dolaşan, şu masalarda oturanlardan biraz farklıymışsınız.

Tamam, elimle işaret yapmadan konuşacağım. Bu abi, bana şu küçük cihazı uzatıp konuşmaya başlamamı söylemeden önce anlatmıştı. Siz beni göremeyecekmişsiniz. Ama sesimi duyacakmışsınız. Sözlerimi bu cihazın içinde saklayabiliyormuş abi, sonra da size gönderebiliyormuş.

Peki, önce kendimi tanıtayım. Adım, Bayram. Hafta sonları, şu boncuklu süsleri satıyorum. Bunları annem evde yapıyor. Bazen ablam da yardım ediyor ona. Ben yardım edemiyorum. Küçüğüm daha, boncukların içinden ip geçiremiyorum. Biraz büyük olsaydım, yardım edebilirdim. Edebilirdim, ama o zaman da etmezdim. Çünkü büyük olsaydım, boncuk hazırlamak yerine başka işler yapardım.

Babam gibi, geceleri Salih Amca’nın serasına giderdim. Orada bekçilik yapardım. Hırsızları kovardım. “Defolun!” derdim onlara. “Gidin siz de bir işte çalışın. Hırsızlık yapmayın!” derdim.

Salih Amca bana para verirdi. Ben de eve gelirken ekmek alırdım. Bazı günler, pazardan bir şeyler alırdım.

Ben evde gündüzleri uyurken, herkes dikkatli davranırdı. Sessiz konuşurdu. Gürültü yapıp beni rahatsız etmemesi için annem, ablamı sık sık uyarırdı. Öyle ya, ben geceleri uyumadan onlar için çalışıyor olurdum. Beni severlerdi. Çok severlerdi. Şimdi de seviyorlar, ama o zaman bana ara sıra kızmazlardı. Hiç kızmalardı. Bir de, bazen, canları gazoz isteyince alabilirlerdi. Ben de hiç kızmazdım onlara. Verdiğim parayı harcadılar diye kızmazdım.

Ama babam benim öyle bir serada bekçi olmamı istemiyor. Büyük okullara gitmemi istiyor. Hep “ders çalış” diyor bana. Daha büyük seralarda, mühendisler çalışıyormuş. Öyle.

Aslında ders çalışmayı çok sevmiyorum ama yine de biraz çalışıyorum. Ödevlerimi yapıyorum. Çünkü annem de durmadan çalışmamı istiyor. Sınıftaki bazı çocuklara babaları özel ders alıyorlar ya, onun için benim çok çalışmamı istiyor annem ve babam. Bir de sınıftakilerin çoğu birkaç sene sonra dershaneye gidecekmiş. Ben gidemeyecekmişim. Annem de beni sonraki sınıflarda çalıştıramayacakmış. O dersleri kendi de bilmiyormuş. Benim, evde, o çocuklardan çok daha fazla çalışmam gerekiyormuş. Ablam gibi.

İyi okullara gidemezsem büyüyünce güzel bir işte çalışamazmışım. Olsun, ben geceleri bekçilik yapmayı severim. Hırsız gelince düdük çalarım. Herkes benden korkar. Zengin amcalar da beni sever. Onların eşyalarını koruduğum için bana para verirler.

Tamam… Peki. Kurban Bayramı geliyor… Onunla ilgili konuşacaktım. Şimdi bu abinin evinde bir bilgisayar varmış. Bu cihazı bilgisayarına takınca, sesimi oradan çıkarabiliyormuş. Sonra da yine bilgisayarıyla size gönderebiliyormuş. Ben de böylece sizin bayramınızı kutlayacakmışım.

Bu abi beni önceden tanımıyordu. Arkadaşlarıyla çay bahçesinde oturuyordu. Satılık boncuklarımı göstermek için yanlarına gitmiştim. Tam da arkadaşlarıyla bayram yazısını konuşurken gitmişim. Öyle dedi. Bilgisayarıyla size bir kutlama göndermeyi düşünüyormuş.

Evet, bayram geliyor! İki gün kaldı. Aslında diğer bayramı da seviyorum. Ama bu gelince daha çok seviniyorum. Et yiyoruz çünkü. Annem birazını hemen pişirmişti, bize verilen etin. Geçen sene öyle yapmıştı. Birazını buzdolabına koymuştu. Bir günde bitmesin diye orada saklamak gerekirmiş. Buzdolabının üst tarafında, çok durabilirmiş et. Bir ay sonra da oradan çıkarıp yiyebilirmişiz.

Salih Amca yarın babama para verecekmiş. Annem de bana bir pantolon alacakmış. Babaannem, bir kazak örüyor. Dün akşam, şişlerinden çıkarmadan üzerime böyle tuttu… Ha, evet, işaretle göstermeyecektim. Ama işte burama kadar gelmişti, bitmek üzereydi kazağım.

Bir dahaki bayramda da yeni ayakkabı alacakmış bana babam. Bayramda çocuklara mutlaka yeni bir şey alınırmış. Yoksa bir daha bayram gelmezmiş.

Bir de çocuklar bayramda büyüklerin verdiği paraları alabilirlermiş. Bayramda boncuk satmama gerek olmazmış. Ama sadece bayramda çalışmadan para alınabilirmiş. Hatta yakındaki evlerin kapısını çalabilirmişim. Teyzelerin, amcaların bayramını kutlayabilirmişim.

Bu abi benim sesimi size gönderecek ya… Dedi ki, siz beni severmişsiniz.

Siz neredesiniz, bilmiyorum. Belki bayramda sizin kapınızı da çalarım. Bayramınızı kutlarım. Belki bana harçlık verirsiniz. Paranız yoksa, olsun, o zaman da bir şeker, o da yoksa, olsun… O zaman da ben size bu boncuklardan veririm. Sizin olsun diye veririm. Sevinin diye. Belki beni seversiniz, iyi bayramlar dersiniz. Hatta belki bir de öpersiniz.

Hepinize iyi bayramlar.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Çocuk Edebiyatı, Eleştiri Kitapları, Emek Tarihi / Teori, Öyküler, Sosyoloji, Yazarlarımızın son çalışmaları
Motivasyon, Sınıf, Haziran – Zafer Köse

Büyük şirketlerin yöneticileri için sıkça eğitimler düzenlenir. Adı değişse de içeriği pek değişmeyen bu eğitimlerde ele alınan öncelikli konulardan biri...

Kapat