Küreselleşme Dinamiklerinde Yeni Dönüşümler – David Harvey

küreselleşmeDört dönüşüm dikkat çekiyor:
l. Finans sektöründe kontrollerin kaldırılması 1970’lerin başında ABD’de başladı. Bu alanda serbestleşme, iç piyasada durgunluk ve enflasyonun bir arada oluşması, dış piyasalarda ise, büyük ölçü­de Euro dolar piyasasındaki kontrolsüz büyüme yüzünden, Bretton Woods uluslararası ticaret ve kur sisteminin çökmesi karşısında zorunlu bir seçenek olarak benimsendi. Finansal kuralsızlaşmanın sermayenin iradi bir stratejisi olmadığını, her ne kadar sermayenin bazı kesimleri bundan çok daha fazla faydalanacak olsa da, gerçeklere boyun eğmek olduğunu anlamak önemlidir bence.

Bretton Woods da küresel bir sistemdi. Dolayısıyla, burada olan şey, hiyerarşik olarak düzenlenen ve ABD’nin kontrolü altında olan bir küresel sistemden, piyasalarca koordine edilen ve kapitalizmin finansal koşullarını iyice riskli kılan ademi merkezi bir küresel sisteme ge­çiştir. Bu geçiş 1968’den itibaren başlamış olsa da, esas itibariyle 1979’dan 1985’e dek sürmüştür. Buna refakat eden retorik, “küreselleşme” terimini bir erdem haline getirdi. En sinik olduğum anlarda (ben dahil) bize “küreselleşme”nin yeni bir şey olduğunu yutturanın ekonomi gazeteleri olduğunu düşünürken buluyorum kendimi. Halbuki uluslararası finansal sistemde gerekli olan ayarlamalardan en iyi şekilde faydalanmak için uydurulan bir numaradan başka bir şey değildi. Bu arada yeri gelmişken, ekonomi gazeteleri finansal piyasalarda bölgeselleşmenin öneminden bahsetmeye baş­ladı bir süredir. Japonya’nın oluşturduğu ortak refah bölgesi, NAPTA ve Avrupa Birliği -ki bunlardan bazen “Üçlü Topluluk” olarak söz edilmekte- en belirgin iktidar blokları olarak görülüyor. Küreselleşmenin önde giden savunucuları arasında bile küreselleşmeye karşı gelişen sert tepkileri, özellikle de popüler milliyetçilik biçimini alanları ciddiye almak gerektiği; küreselleşmenin “ortalığı harap eden freni bozuk bir tren” olma riskini barındırdığı uyarısında bulunanlar var (Friedman ı996).

2. Dünyayı ı960’ların ortalarından beri saran teknolojik geliş­me, ürün bazında buluş ve düzelmeler, dünya ekonomisindeki son dönem dönüşümleri incelemek açısından önemli çıkış noktalarıdır. Kapitalizmin uzun tarihi boyunca buna benzer teknolojik yenilik evreleri vardı, elbette. Birtakım sinerjik nedenlerden dolayı yenilikler peşpeşe gelirler. Son zamanlarda böyle yoğun bir değişim dö­neminden geçmekte olduğumuz kuşkusuzdur. Ama bugüne özgü olan şey, teknoloji transferi veya taklidinin dünya ekonomisinin farklı bölgelerinde yayılma hızı ve oranıdır. Bunun bir kısmı küresel silah ticaretiyle ilgilidir. Fakat herhangi bir yerden gelen teknolojik bilgi ve beceriyi adapte edecek ve sindirecek bilimsel bir elit kesimin varlığı, yeni teknolojiler ve ürünlerin dünyanın her yerine dağılma hızını artıran başlıca faktördür. Nükleer perfüzyon sorunu bu konuda iyi bir örnektir. Bu sebepten dolayı birçok kimseye gö­re dörtnala giden buluş ve teknoloji transferi furyası küreselleşmeyi tetikleyen birincil ve görünüşte durdurulamaz güçtür.

3. Medya ve iletişim sistemi, bunların da ötesinde “enformasyon devrimi” diye bilinen dönüşüm, üretim ve tüketimin önemli öl­çüde yeniden yapılanmasını beraberinde getirirken, aynı zamanda tamamıyla yeni ihtiyaç ve istek tanımları da oluşturdu. İletişim alanında uzamın maddi içeriğinden nihai olarak arındırılması askeri kuruluşların önderliğinde gerçekleşmiş olsa da, finansal kurumlar ve çokuluslu sermaye bunun hemen üzerine atıldı ve kendi uzamsal faaliyetlerini anında koordine etme aracına dönüştürdü. Bunun en belirgin etkisi, maddilikten kurtulmuş sayılan bir “siberuzam” yaratılmış olması, burada birtakım önemli işlemlerin (çoğunlukla finansal ve spekülatif) gerçekleştirilebilmesiydi. Ama diğer taraftan, artık devrim ve savaşları canlı olarak televizyondan da izler olduk.
Medya ve iletişimin zaman ve uzamı, internet üzerinden atı­lan liberter demokratikleşme naralarına rağmen tekelleşen medyanın giderek sorun haline gelmeye başladığı bir dünyada kendi içine göçtü. Bugünlerde “enformasyon devrimi” fikrinden sıkça bahsediliyor. Enformasyon toplumunun hükümranlığındaki yeni bir küreselleşme çağının başlamakta olduğu iddia ediliyor (bkz. örneğin Castclls 1 996). Buna fazlasıyla anlam yüklemek işten bile değil. Tüm bu yenilikler insanı etkiliyor, ama yeni icat edildikleri zaman demiryolları ve telgraf, otomobil, radyo ve telefon da benzer şekilde cetkileyiciydiler. Bu örneklerden çok şey öğrenmek mümkün. Her biri kendi çapında dünyanın işleyişini, üretim ve tüketimin örgütlenmesini, siyaset yapma biçimini ve insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerin şeyler arasındaki toplumsal ilişkilere dönüşme hızını ve kapsamını değiştirmiştir. Çalışma ile yaşam arasındaki ilişkinin iş­yerinde ve farklı kültür biçimleri içindeki yerinin enformasyon teknolojisine bağlı olarak değişmekte olduğu da barizdir. İlginç olan, bunun ABD’deki sağcı siyaset gündeminin kilit öğesi haline gelmiş olmasıdır. Sağcı ütopyacılığını tamamıyla “üçüncü dalga” enformasyon devrimi fikri üzerinden temellendiren Alvin Toffler’in danışmanlık yaptığı siyasetçi Newt Gingrich, yeni teknolojinin özgürleştirici olduğunu söyledi. Ama bu özgürleştirici gücü siyasal zincirlerinden kurtarmak için siyasal bir devrim yapmak; “ikinci dalga” sanayi toplumununun tüm kurumlarını -ekonominin hükü­met tarafından yönetimini, refah devletini, toplu sözleşme gücü
olan kolektif kurumları, vb.- yerlerinden sökmek gerekirmiş. Bu görüşün, üretici güçlerdeki değişimlerin toplumsal ilişkilerin ve tarihin motoru olduğunu iddia eden Marksist savın kaba bir versiyonu olduğunu görmek önemlidir. Sağcı retorikteki güçlü teleolojik tonu da göz ardı etmemeliyiz ki, Margaret Thatcher’ın meşhur “alternatif yoktur” beyanatı bunun en belirgin örneğidir.

4. Kapitalizmin tarihinde dönemsel olarak ortaya çıkan dönü­şümlerin en sonuncusunda, metaları ve insanları bir yerden diğerine taşımanın zaman ve maliyeti de düşmüştür. Bu gelişme, çeşitli faaliyetleri uzamsal engellerden kurtarmış; üretimin, tüketimin ve insanların yerleşkelerini çok hızlı bir şekilde değiştirme imkanı sağlamıştır. Küreselleşme sürecinin tarihi yazılacağı zaman, uzamı aşmanın maliyetindeki bu dönüşümün, enformasyon devrimi denen dönüşümün kendisinden (her ne kadar birbirleriyle pratikte ilişkili oisalar da) çok daha önemli olduğu görülecektir. Bu öğeleri birbirinden ayırmak belki de pek hayırlı değil, çünkü en nihayetinde önemli olan aralarındaki sinerjik etkileşimlerdir. Enformasyon devrimi olmadan finansal kuralsızlaşma gerçekleşemezdi örneğin. Yine enformasyon devrimine dayalı bir gelişim olan teknoloji transferi de, meta ve insanlar dünyada daha rahat dolaşamasalardı anlamsız olurdu.

David Harvey,
Umut Mekanları, Metis Yayınları
Sayfa 83-86

Yorum yapın

Daha fazla Politika
“Akıl akıldışı olur” Hegel

Kapitalist sınıfın akılcı (rasyonel) bir dünya görüşünü savunduğu dönem, bulanık bir anı oldu. Kapitalizmin ihtiyarlığa özgü çürüme çağında, eski süreçler...

Kapat